Cemal Kaşıkçı olayı ve Suudi Hanedanı’ndaki çatlak

Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğu’nda ortadan kaybolması dikkatleri bir kez daha Suudi Hanedanı’nda Veliaht Prens’in uygulamaları nedeniyle oluşan çatlağa çekiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğu önünde düzenlenen protestoda Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın resmini tutan bir gösterici, 5 Ekim 2018 Photo by REUTERS/Osman Orsal.

Eki 7, 2018

Cemal Kaşıkçı’ya İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğu’nda tam olarak ne olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyebiliriz. Veliaht Prens ve diğer Suudi yetkililerinin timsah gözyaşları muhtemelen kandırmaya, olayı geçiştirmeye dönük. Kaşıkçı’nın ortadan kaybolması, gözdağı verme, eleştiri ve muhalefeti susturma uygulamalarına tıpatıp uyuyor.

Türk kaynakları Kaşıkçı’nın 2 Ekim’de konsoloslukta öldürüldüğünü ve cesedinin gizlice götürüldüğünü söylüyor. Suudi muhalifler de günler önce aynı şeyi söylemişti. Suudilerin Türk tarafına konsolosluğu aramayı önermesi, Kaşıkçı’nın ölü veya diri olarak Suudi güvenlik birimleri tarafından götürüldüğü yönünde güçlü bir işaret.

Kaşıkçı’nın ülkesine sadakati asla tereddüt konusu olmadı. Kaşıkçı, Suudi istihbaratını yöneten, ardından İngiltere ve ABD’de büyükelçilik yapan Prens Türki El Faysal’ın uzun yıllar danışmanlığını yapmıştı. Kaşıkçı’nın Riyad’ın politikalarını eleştirmesi, her şeyden çok hayal kırıklığından kaynaklanıyordu.

Kaşıkçı, Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ı eleştirmeyi kesmesi için uyarı alınca ABD’de yaşamaya başlamıştı. Washington Post gazetesindeki son yazısında Veliaht Prens’in damgasını vurduğu Yemen savaşını ele almıştı. Suudilerin, 2015’te Yemen iç savaşında Zeydi Şii Husilere karşı müdahalede bulunma kararında o günlerde yeni savunma bakanı olan 29 yaşındaki prens etkili olmuştu. Prens eleştiriye karşı son derece hassas olmakla biliniyor ama dünyanın en vahim insani felaketine yol açan, krallığı zayıflatan ve İran’ın ekmeğine yağ süren Yemen savaşının eleştirilmesi, prensi bilhassa telaşlandırıyor.

Kaşıkçı Washington Post’taki yazısında Suudi Arabistan’ın derhal silah bırakmasını, ülke çapında bir ateşkesi kabul etmesini savunuyordu. Kaşıkçı’ya göre Riyad, daha önce de arabuluculuk çabalarına sahne olan Taif’te barış görüşmelerine ev sahipliği yapmayı teklif etmeli, savaşa siyasi çözüm bulmak için Husiler, Güney Yemen’deki ayrılıkçılar, Hadi hükümeti ve Yemen’deki tüm siyasi güçler ile beraber çalışmalıydı.

Kaşıkçı Suudi Arabistan’ın “haysiyeti” ve İslam dünyasındaki liderlik rolünün tehlikede olduğunu söylüyordu. Üç yılı aşan savaş ve abluka, Suudilerin imajını gerçekten zedeledi. Suudi Arabistan haklı olarak etkisiz bir kabadayı olarak görülüyor. Savaş dünyanın dört bir yanında Suudilere karşı tepki doğuruyor. Buna, ülkenin başlıca silah tedarikçileri ABD ve İngiltere de dahil. Suudilerin imajı Müslüman dünyasında da yara alıyor. Suriye ve Yemen savaşlarındaki zulmü kıyaslayan Kaşıkçı, ahlaki açıdan Suudi Arabistan ile Suriye lideri Beşar Esad ve İran arasında giderek fark kalmadığını söylüyordu. Bu, son derece ağır bir ithamdı.

Kaşıkçı’nın yazısı, savaştan ve savaşın sebep olduğu kıyımdan – ki buna Suudi Arabistan’daki can kayıpları da dâhil – Veliaht Prens’in tam sorumlu olduğu konusunda gayet netti. Kral’ın baba bir ana ayrı kardeşi olan Prens Ahmed de geçtiğimiz günlerde verdiği demeçte savaşın sorumlusunun Kraliyet ailesi değil Veliaht Prens olduğunu söylemişti. Suud Hanedanı’nın Yemen savaşı ve Veliaht Prens’in kararları nedeniyle derinden bölündüğüne dair işaretler artıyor.

Kraliyet ailesindeki bölünmüşlük hiç kuşkusuz Muhammed için alarm sebebi. Veliaht Prens şimdilik babasının himayesine sahip. Kral’ın meşruiyeti sorgulanmıyor. Ancak oğlu Muhammed, krallığın kurucusu İbn Suud’un oğlu olmayan ilk veliaht konumunda ve meşruiyeti özü itibarıyla tartışmaya açık. Taht kavgaları mutlak monarşilerin daima yumuşak karnı olmuştur.

Muhaliflerin yurt dışında kaçırılması Suudi Arabistan’ın yabancısı olduğu bir olay değil. Ancak bu olayların sıklığı son yıllarda arttı. BBC’nin özel haberine göre Kral Selman’ın tahta çıktığı 2015 yılından bu yana en az iki Suudi prens kaçırıldı.

Geçtiğimiz kasım ayında pek çok Suudi ismin Riyad’daki Ritz-Carlton’da gözaltına alınması da büyük ölçüde Veliaht Prens’in işiydi. Bu isimlerin bazıları hâlâ tutuklu. Eski Veliaht Prens Muhammed Bin Nayif ev hapsinde. Muhammed’in tutuklattığı muhalifler arasında kadınlar da var ve bunların bir tanesi idam edilebilir. Katar boykotuna karşı çıkan önemli bir dini şahsiyet de idam tehlikesiyle karşı karşıya. Suudi Arabistan’ın insan haklarına yaklaşımını eleştiren Kanada büyükelçisi ise kovuldu.

Gidişat ortada. Prens Muhammed’in Batı’daki destekçileri bile gerçekleri görüyor. Ancak Veliaht Prens şüphesiz ki Trump yönetiminin Suudi Arabistan’daki hak ihlallerine dair hiçbir şey yapmayacağına inanıyor. Bu konuda da muhtemelen haklı.

Recommended Articles

Körfez’deki Katar krizinde uzlaşı çabaları sonuç verecek mi?
Jonathan Fenton-Harvey | Muhammed bin Selman | Ara 9, 2019
İran, Suudi Arabistan ve ‘Trump değişkeni’
Saeid Jafari | Donald Trump | Eki 31, 2019
Suriye: Zorla kaybedilenlerin duyulmayan öyküsü
Lamar Erkendi | İslam Devleti | Tem 18, 2019
Suudiler İran konusunda ABD’yi hayal kırıklığına mı uğratacak?
Bruce Riedel | Muhammed bin Selman | May 9, 2019
Suudi Arabistan'ın yalnızlığı
Bruce Riedel | Cemal Kaşıkçı | Ara 4, 2018

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Gulf

al-monitor
Suudi Arabistan Libya’da vites yükseltiyor
Samuel Ramani | Libya’daki çatışma | Şub 24, 2020
al-monitor
Türkiye’nin Suriye hamlesi Körfez’i derinden etkileyebilir
Samuel Ramani | | Eki 22, 2019
al-monitor
Husilerin artan saldırı kapasitesi Suudi Arabistan’ı zorluyor
Ammar al-Ashwal | Yemen Savaşı | Tem 8, 2019
al-monitor
Suudiler İran konusunda ABD’yi hayal kırıklığına mı uğratacak?
Bruce Riedel | Muhammed bin Selman | May 9, 2019