Gulf Pulse

Riyad’ın Kaşıkçı açıklamaları Krallığın zayıflığını açığa vuruyor

By
p
Article Summary
Kaşıkçı olayı Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın Krallık için nasıl bir kambura dönüştüğünün son göstergesi. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Cemal Kaşıkçı’nın devlet eliyle katledilmesine ilişkin Suudi Arabistan’dan gelen aciz açıklamalar Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın konumunun ne denli zayıfladığının bir göstergesi. Örtbas çabaları Kaşıkçı’nın zalimce infazının sorumluluğunu Suudi istihbarat birimlerine ve Genel İstihbarat Dairesi’ne yıkma amacını taşırken Amerika’nın Orta Doğu’daki en kadim ortağı giderek bölgesel ve ulusal bir istikrar tehlikesine dönüşüyor.

On yedi gün süren ertelemenin ardından Suudiler nihayet Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü kabul etti ve olayla bağlantılı olduğu düşünülen 18 Suudi yetkilinin gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltına alınanlar arasında Kaşıkçı öldürüldüğü gün, 2 Ekim’de, İstanbul’a gelerek geri dönen 15 Suudi de yer alıyor.

Gözaltıların yanı sıra beş yetkili de görevinden azledildi. Bunlar arasında İstanbul’daki harekâtın beyni olduğu düşünülen Tümgeneral Ahmed El Asiri de yer alıyor. Kaşıkçı’nın cesedine henüz ulaşılamadı ancak Türk makamları Kaşıkçı’nın zalimce öldürüldüğünü kanıtlayan ses kayıtları olduğunu söyleyerek Suudilerin, gazetecinin kontrolden çıkan bir arbedede yanlışlıkla öldürüldüğü iddiasını boşa düşürdü.

2 Ekim’de İstanbul’a seyahat eden Suudilere yönelik araştırmalar neredeyse tüm ekibin güvenlik makamlarına mensup olduğunu ortaya koyuyor. Aralarında Kraliyet Muhafızları, Özel Kuvvetler, İstihbarat ve Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne mensup görevlilerin yer aldığı ekiptekilerin ekseriyeti albay düzeyinde. Ekibin çoğunluğu doğrudan Veliaht Prens’e bağlı olan Kraliyet Muhafızları’na mensup. Dolayısıyla Muhammed’in olaydan bihaber olması mümkün değil.

Washington Post, 15 Suudi’nin Türk basını tarafından yayımlanan kimliklerini ABD’deki pasaport kayıtlarından kontrol etti. Yetkililerin yaklaşık yarısının Muhammed’in ya da babasının ABD ziyaretleri sırasında Amerika’ya giriş-çıkış yaptıkları tespit edildi. Yani bu isimlerin Suudi Arabistan Krallığı ile bağlantısı aşikar.

Görevden alınan Genel İstihbarat Dairesi Başkanı Asiri, geçmişte Yemen savaşının sözcüsü olarak da görev yaptı, yani Muhammed’e oldukça yakın bir isimdi ve ikili düzenli olarak görüşürdü. Muhammed, Kararlı Fırtına Harekâtı’nın ilk başında savaşın başkumandanı olarak görünmeye hevesliydi. Ancak harekâtın pek de “kararlı” olmadığı anlaşılınca savaşın kamuoyundaki yüzü Asiri oldu. Savaş nedeniyle 13 milyon Yemenli açlık çekiyor. Birleşmiş Milletler bunun, son asrın en büyük açlık sefaleti olduğunu açıkladı.

Asiri, Yemen savaşı ve ablukasını kamuoyuna pazarlamakta pek başarılı olamadı. Çok az somut delil öne sürerek sürekli Suudilerin başarısını abartmaya çalıştı. Okulların, hastanelerin veya diğer sivil hedeflerin bombalandığını ya da abluka nedeniyle ülkeye gıda ve ilaç giremediğine dair haberleri ise elbette yalanladı. İtibarını kaybetti. Ancak yine de istihbarat şefliğine terfi ettirildi, çünkü sadık bir isimdi.

Öte yandan, bu olayda Muhammed’i günah keçisi ilan etmek Veliaht Prens’in yakın çevresine tehlikeli bir mesaj verecek: Güvende değilsiniz, kimse güvende değil. Bu da Veliaht Prens’e karşı kalkışma ihtimalini artıracak ki Muhammed bu korku nedeniyle halihazırda fevri ve dengesiz tavırlar içinde.

Muhammed ülke içinde pek çok düşmanı var. Sadece bir yıl önce önde gelen 326 iş adamı ve prensi Riyad’daki Ritz-Carlton otelinde gözaltına aldı. Bu isimlerden bazıları işkence gördü. Bir çoğu serbest kalmak için mal varlığından vazgeçti ya da para ödedi. Teslim olmayı reddeden en az 56 kişi halen hapis durumda. Herhangi bir suçlama olmadan gözaltında tutulan isimler arasında Kraliyet ailesinin önde gelen üyeleri ile ailenin yakın destekçileri var.

Kral Selman Bin Abdül Aziz El Suud geçen üç yıl içinde üç veliaht prensi tahta çıkma sırasından attı. Ailenin pek çok üyesi şimdi Kral’ın kulağına aynı kararı Muhammed için de alması gerektiğini fısıldıyor. Ancak oğlunu eşi görülmemiş yetkilerle donatan zaten Kral’ın kendisiydi. Kaşıkçı olayına dair tutarsız örtbas hikayeleri ise Kral’ın halen oğlunun yanında olduğunu gösteriyor. Kral’ın rızası olmadan veliaht prensin değiştirilmesi mümkün değil. Yani, Muhammed hayatının geri kalanı boyunca bir parya olarak kalabilir ama muktedir bir parya olur.

Bu da Veliaht Prens’in ülke içindeki muhaliflerine tek bir seçenek bırakıyor. Nitekim kıdemli Suudi yetkililer de bana, prensin zorla tahttan indirilmesinden korktuklarını anlatıyorlar. Kral Faysal da benzer şekilde 1975’te muhalif bir prens tarafından öldürülmüştü.

Veliaht Prens şu an Genel İstihbarat Dairesi’ni silkelemekle meşgul. Ancak bu silkelemenin amacı Kaşıkçı’nın katillerini bulmak değil, örgütü ülke içindeki ve dışındaki Suudi muhalifleri yakalamak için kullanmak. Bu da Krallığın olası komplolara karşı derin bir endişe içinde olduğunun kanıtı.

Trump yönetimi ise İstanbul skandalını geride bırakmaya hevesli. Zira Suudi Arabistan Washington’ın İran politikası için yaşamsal öneme haiz. Şii İran devleti ile Sünni mücadelenin başını Krallık çekiyor. İran yaptırımlarının devreye girmesinin ardından petrol fiyatlarının fırlamaması için de Suudi petrolüne ihtiyaç var. Ancak cinayetin yeni ayrıntıları açığa çıktıkça Trump yönetiminin kamuoyunun eleştiri oklarına daha fazla hedef olacağı muhakkak.

Kaşıkçı olayının ardından Krallığın ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından her yıl hazırlanan “teröre destek veren devletler” listesine girmemesi için hiçbir sebep yok. Ancak Trump yönetimi elbette böyle bir adım atmayacak. Basın ise yine de konunun peşini bırakmamalı ve “neden” diye sormalı. Bir gazeteciyi infaz etmek için diplomatik bir temsilciliği ve devletin güvenlik kurumlarını kullanmak düpedüz istismardır.

Suudi Arabistan Yemen savaşı, Ritz-Carlton sarsıntısı ve İstanbul skandalı gibi bir hatayı daha kaldıramaz ancak Muhammed Bin Selman Veliaht Prens olduğu müddetçe böyle bir hata sadece an meselesi.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Bruce Riedel, Brookings Enstitüsü'nde İstihbarat Projesi'nin direktörüdür. Son kitabı, "Avoiding Armageddon: America, India and Pakistan to the Brink and Back" başlığıyla yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept