Demirtaş’ın hapis günlüğü: Resim yapıyor, şiir yazıyor, öykü kitabı çıkarıyor

Bir yıldır tutuklu olan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş cezaevinde şiir yazıp resim yaptı, son yazdığı öykü kitabı da çok satanlar listesine girdi. Demirtaş Al-Monitor’a edebiyat ve sanatı baskılara karşı nasıl direnme aracına dönüştürdüğünü anlattı.

al-monitor .

Eki 13, 2017

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğu yakında bir yılını dolduracak. Demirtaş’ın hangi suçlamalarla karşı karşıya bulunduğu halen açıkça bilinmiyor. Demirtaş’ın tutukluğu, davanın açılma süreci, duruşmaları, yaşanan hukuk skandalları pek çok tartışma yarattı. Ancak sonrasında Demirtaş oldukça farklı bir gündemle ortaya çıktı. HDP Eş Genel Başkanı kaldığı Edirne Cezaevi'nden ilk olarak bir öykü kaleme aldı. Demirtaş’ın öyküsünü Sırrı Süreyya Önder geçtiğimiz aralık ayında "Selahattin Demirtaş'ın sazı, sözü ve duruşu kadar bilinmeyen bir yönü daha vardır ki o da öykücülüğüdür." mesajıyla paylaştı.

Selahattin Demirtaş dışarıdakilerle sadece öyküleriyle buluşmadı bu dönemde. Demirtaş tarafından yapılan yeleleri rüzgârda salınan yağlı boya at tablosunun fotoğrafı nisan ayında avukatları tarafından kamuoyuyla paylaşıldı. Haziranda ikinci bir resim gündeme geldi. 1 Haziran Dünya Çocuk Günü'nde paylaşılan bu yağlı boya tabloda bir çocuk biraz çekingence, yarı aralık kapıdan bakarken tasvir ediliyor. Artık kamuoyu bu sıradışı liderin çok bilinmeyen bir yanıyla karşı karşıyaydı.

Kısa bir süre sonra “Bulaşıcı Cesaret” adını verdiği bir şiir kaleme aldı. Avukatları aracılığıyla da dışarıya çıkartmayı başardı ama bu yeterli olmadı. Şiir dışarı çıkartılır çıkartılmaz “terör örgütü propagandası” içerdiği gerekçesiyle yasaklandı. Hatta “Çıt çıkmasın diyecekler/Renk olmasın diyecekler/Gülerek isyan etmişsin/Gül açmasın diyecekler/Gülelim o zaman/Öksüz kalmasın isyanın/Suçsa suç kardeşim” dizelerinin yer aldığı panolar parti binalarından polis zoruyla indirildi.

2015 haziran seçimleri öncesi popüler bir haber kanalında saz çalıp türkü söylemesi ile hayli konuşulan Demirtaş bu defa yazdığı şiirler, öyküler ve yaptığı resimlerle konuşuluyor. Ana akım medyada sınırlı bir ilgi görmesine rağmen destekçileri arasında hayli merakla beklenen eserleri aynı zamanda Demirtaş’ın dışarıyla ilişki kurma yollarından biri haline dönüştü.

İlk kısa öyküsünde Suriye savaşı ve göçmenleri konu edinen Demirtaş bir diğer öyküsünde ise yoksul bir işçiyi kahramanı yapıyordu. Politik bir liderin toplumsal sorunları hem de cezaevinin sınırlı imkânları içinde estetik bir kaygıyla kamuoyuna ulaştırma çabası en sonunda bir öykü kitabını ortaya çıkardı: Seher.

Tamamı cezaevinde yazılan, cezaevi idaresinin okuyup “görülmüştür” mührü vurduktan sonra faksla yayınevine ulaştırılarak basıma hazırlanan bir kitaptan bahsediyoruz. 16 Eylül itibarıyla kitapçılardaki yerini alan “Seher” 16 öyküden oluşuyor. Çıktığı anda çok satanların başına yerleşen kitap 20 günde 90 binlik bir satış rakamına ulaştı. Yayınevi 5 Ekim günü 100 bininci baskıyı yaptıklarını duyurdu.

Demirtaş’ın bu yönüyle sanat ve edebiyatı hem Türkiye’nin giderek otoriterleşen yönetimine hem de cezaevi koşullarına karşı bir direnme aracına dönüştürdüğü belli oluyor. Cezaevinden sorularımı yazılı olarak yanıtlayan Selahattin Demirtaş bu yoruma, “Tam da dediğiniz gibi, edebiyat ve sanat, baskılara karşı direnişin çok önemli bir aracı aynı zamanda. İnsanlığın ortak anadili gibidir sanat ve edebiyat. Otoriter rejimler aktif siyaseti bin bir zorbalık yöntemiyle engelleyebilirler. Ancak sanat ve edebiyatı engelleyebilmek hiçbir zorba için kolay değildir.” diye yanıt veriyor. Ve şunları ekliyor: “Faşizmin temel motivasyon noktası toplumda korkuyu sürekli diri tutabilmektir. Sanat ve edebiyat ise faşizme tam da bu noktada haklı, meşru ve güçlü bir karşı koyuş gerçekleştirir. Cesaretin olduğu yerde faşizmin virüsü yayılamaz. Elimizdeki her imkân ve fırsatta cesareti büyütmeli ve yaymalıyız.”

Demirtaş, edebiyat ve sanatla kurduğu bu ilişkiyle hem Türkiyeli siyasetçiler hem de Orta Doğu’daki Kürt liderler arasında eşine az rastlanır bir portre çiziyor. Bu risklere karşılık “Ben halkım” diyen Demirtaş şunları söylüyor: “Dünya genelinde, ama özelde Orta Doğu’da siyaset çatık kaşlı, öfkeli, muktedir adamlar tarafından yapılır diye bir kanaat vardır. Ben bu tipolojinin bile toplum üzerindeki tehdidin önemli bir parçası olduğu kanaatindeyim. Siyaset toplum tarafından yapılmalı ve bu adamlardan alınarak gerçek sahibine, halka iade edilmelidir. Partim ve ben bunun mücadelesini verirken, bu sözde lider karakterine de mecbur olmadığımızı anlatmaya çalıştık. Elbette bu, siyasetteki ağırlığımızın sarsılabilmesi riskini de bağrında taşıyan bir duruştur. Ancak belli kalıpları yıkabilmek için risk almanız gerekir. Ben bunu yapmaya çalışıyorum. Halkın diliyle konuşuyorum. Çünkü ben zaten halkım. Diğer siyasetçiler, yani halkın üstündeymiş gibi davrananlar büyük bir yalanın, yanılgının ve illüzyonun ürünüdürler. Onlara inanmayın, çoğu sahtekârdır.”

Gelelim Seher’e… Okurken beni en çok etkileyen öykü “Halep Ezmesi.” Halep’te bir bombalama olayında can veren kadının öyküsü sarsıcı bir aşk hikâyesinden yola çıkarak kaleme alınmış. Bu kitabın her satırında kadınlar var. Bir erkek olarak kadın öyküleri yazmak olayın bir yönü, Orta Doğu’da bir Kürt lider olarak edebiyat yapmak diğer yönü.

Halep Ezmesi’nden yola çıkarak soruyorum erkek egemen bir coğrafyada kadın hikâyeleri yazmanın zorluğunu. Soruma karşılık şunları söylüyor: “Evet, önyargıları kırmaya çalışıyorum. Fakat gerçekten bu çok kolay değil. Urfa Göbeklitepe’de son ortaya çıkan arkeolojik bulgular göz önüne alındığında 12 bin yıl öncesine dayanan bir ataerkillikten söz ediyoruz. Ve bunun merkezi Mezopotamya ile Orta Doğu’dur. Burada kadın-erkek eşitliğini savunmak da sağlamak da kolay bir iş değildir. Yine de bu konuda en fazla mesafe kat edenler Kürt kadınları oldu. Bu birikim bizim Kürt erkekliğini de olumlu etkiliyor.”

Ana dili Zazaca olan Demirtaş Türkçe bir öykü kaleme alma sürecini de şöyle anlatıyor: “Anadilim Zazaca. Ancak tam 18 yıl boyunca Türkçe eğitim aldım. Çünkü halen Türkiye’de Türkçe dışında bir anadilinde eğitim yapmak yasaktır. Bu vesile ile Türkçeye hâkimiyetim kendi anadilimden daha fazla. Türkçeyi iyi kullanmaktan şikâyetçi değilim. Bilakis çok mutluyum. Ama bunun, anadilimin unutturulması pahasına yapılmış olmasından dolayı da çok öfkeli ve üzgünüm. Bütün anadilleri eşit derecede değerlidir. Bizim anadilimiz de bu değeri hak ediyor. Anadili insanın ruhudur, onurudur. Kendi anadilimde yazmayı çok isterdim. Özellikle Zazaca BM tarafından yok olma tehdidi ile karşı karşıya olan diller statüsündedir ve koruma altına alınması istenmiştir. Buna rağmen Türkiye’de eğitim dili olarak kullanılması yasaktır.”

“Seher” kitabının yayıncısı Dipnot Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Emirali Türkmen de Al-Monitor’a yaptığı açıklamada kitabın Zazaca, Kürtçe ve İngilizceye çevrileceği bilgisini veriyor. Türkmen okuyucuların bu kitaba nasıl sarıldığını anlatırken, “Herkes kitabı ikişer üçer alıyor ve en sevdikleri insanlara değerli bir hediye olarak sunduklarını bize söylüyorlar.” diyor. Kitabın her baskısının kapağı farklı renkte. Mor, lila, bordo… Türkmen, “Demirtaş’ın renkli kişiliğine atıfta bulunmak için bunu yaptık.” diyor.

Selahattin Demirtaş’ın, kitabı çıkar çıkmaz sosyal medya hesabını aktifleştirmesi de ne kadar heyecanlı olduğunu gösteriyor. Cezaevinden verdiği mesajların dışarıdakiler aracılığıyla sosyal medyaya yüklendiğini belirtmekte yarar var çünkü Demirtaş’ın sosyal medya hesabını aktifleştirmesinin hemen ardından gardiyanlar koğuşunda “tweet araması” yaptı. Bu aramayı sosyal medyadan duyuran Demirtaş son mesajında “Tabi ki odada tweet bulamadılar.” diye sonucu bildirmeyi de ihmal etmedi.

Selahattin Demirtaş edebiyat ve sanatı cezaevi duvarları arasında bir direnme aracına dönüştürerek bir politik liderden bir halk kahramanına evriliyor yavaş yavaş. Kürt romancı Mehmed Uzun Kürtlere özgü ses sanatçıları olan dengbejlerin sanatını “direnme gücü” olarak tanımlar. Demirtaş’ın cezaevi süreci de onu yalnızca politik bir yargılama sürecinin aktörü yapmıyor aynı zamanda onu modern bir dengbej haline getiriyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriyelilerin hem işi hem eğitimi koronavirüs kurbanı
Mahmut Bozarslan | Mülteciler | Nis 27, 2020
Kayyum politikası Kürt siyasetine geçit vermiyor
Mahmut Bozarslan | türk-kürt çatışması | Nis 8, 2020
Türkiye’de ‘iyilik’ sadece Erdoğan’dan gelir
Orhan Kemal Cengiz | | Nis 6, 2020
Ana muhalefet CHP, CNN Türk’ü neden boykot etti?
Kadri Gürsel | Basın özgürlüğü | Şub 11, 2020
Suriyeli Kürtler cihatçıların ‘yavru aslanlarını’ evcilleştirmeye çalışıyor
Amberin Zaman | Eğitim | Oca 31, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Libya hesaplaşması Türkiye’nin sınırlarına dayanıyor
Fehim Taştekin | | Ağu 3, 2020
al-monitor
İdlib’de tıklayan bomba: Uzlaşma mı savaş mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Tem 29, 2020
al-monitor
Kanal İstanbul hayaliyle rant oyunları
Mustafa Sönmez | Doğal çevre | Tem 22, 2020
al-monitor
Kürtlerin korkusu: Pençe PKK’nin ötesinde Kürdistan’ı hedef alıyor
Fehim Taştekin | Kürtler ve Kürdistan | Tem 20, 2020