Barzani çekilirken Putin Irak’ın enerji haritasını yeniden çiziyor

Rusya Irak’taki nüfuzunu artırmak için hamleler yaparken ABD Haşdi Şabi konusunda tökezledi. Mesud Barzani ise Kürdistan bölgesi başkanlığını bıraktı. Şam ve Moskova Suriye’de özerk yönetim konusunda inisiyatifi ele alıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Vladivostok kentinde düzenlenen Doğu Ekonomik Forumu’nda konuşurken, 7 Eylül 2017 Photo by REUTERS/Sergei Karpukhin:.

Eki 29, 2017

Rusya Irak’a giriyor, ABD yanlış adımlar atıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin kendini Irak enerji siyasetinde anahtar bir oyuncu olarak konumlandırırken ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Haşdi Şabi olarak da bilinen Halk Seferberlik Birlikleri (HSB) hakkında söylediği sözler nedeniyle Irak hükümetinden azar işitti.

ABD’nin Irak’taki tarihçesi ve mevcudiyeti düşünüldüğünde Rusya’nın bu ülkede ABD’nin önüne geçmekte olduğunu söylemek geçen hafta da dile getirdiğimiz gibi abartılı gelebilir. Ancak Putin, attığı her adımı İran’ı gözeterek ve durmadan değişen bölgesel dengeleri hesaplayarak tasarlıyor, ABD ise İran’ın her yaptığına hasmane ve “sıfır toplamlı” bir çerçeveden bakarak seçeneklerini kısıtlıyor. Bu da Irak Başbakanı Haydar El Ebadi’yi rahatsız etmekten başka bir işe yaramıyor. Ebadi Irak ABD-İran husumetinin sahnesi olsun istemiyor.

“Irak’taki İran milisleri evine dönmeli.” diyen Tillerson’a Ebadi’nin makamından tepkili bir cevap geldi. Yapılan açıklamada HSB’den “Iraklı yurtseverler” diye bahsedildi. Tüm bunlar olurken Irak Rusya’yla enerji ve ekonomi alanında kapsamlı bir protokol imzaladı. Protokolle birlikte elektrik sektörü, hidroelektrik santrallar, petrol ve gaz sahaları, teçhizat ve tedarik gibi alanlarda Rus şirketleri için daha elverişli koşulların önü açıldı. Protokolde projelerin inşaat ve işletmesinde Rusların öncü rol üstlenmesi halinde Rusya’nın bu projelere düşük faizli kredi sağlayabileceğine işaret ediliyor.

Bu arada Rosneft, Irak Kürdistanı’ndaki sahalarında arama ve pilot üretim çalışmalarına başlayacağını duyurmuştu. Ancak Marianna Belenkaya’nın bildirdiği gibi bu konu, Irak Dışişleri Bakanı İbrahim El Caferi’nin 23-25 Ekim’deki Moskova ziyaretinde fazla bir rahatsızlık yaratmadı.

Putin’in Irak’la ilişkilerde tamamen yeni bir sayfa açtığı düşünülürse -- ki bizim de geçen haftaki öngörümüz bu yöndeydi -- Rozneft’in açıklaması ufak bir pürüz olarak kaldı. Irak federal güçleri Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) etkinliğini sınırlandırmaya devam ediyor. Rusya bu ortamda KBY’deki nüfuzunu koruyacak ancak enerji anlaşmalarında artık Bağdat üzerinden yol alınacağını kabul ediyor.

Belenkaya şöyle yazıyor: “Rusya Kürdistan’la anlaşmalarını yapmış durumda. Dolayısıyla durumu etkileyebilecek herkesle oturup konuşacak. Bu görüşmeler Bağdat ve Erbil’in yanı sıra Ankara ve Tahran’la da yapılabilir. Ancak Moskova-Bağdat hattındaki gelişmeler merkezi hükümetin Kürdistan’la kavgasıyla sınırlı değil. Bağdat, İslam Devleti (İD) ile savaştan zarar gören bölgeleri ayağa kaldırmak için yabancı yatırımlara muhtaç. Dolayısıyla Moskova’ya Bağdat’la Erbil arasında seçim yapma baskısı uygulamaz. Irak ve Rusya elektrik, sanayi, tarım ve inşaat gibi birçok alanda iş birliği görüşmelerine zaten önceden başlamıştı. Taraflar askeri teknoloji alanında da yakın iş birliği içinde. 2014’te değeri 4 milyar doları aşan bir silah anlaşması imzalanmıştı. Rus uzmanlar hâlihazırda Iraklı subaylara eğitim veriyor.”

Belenkaya şöyle devam ediyor: “Rusya’nın Irak’ın iç ve dış siyasetine saygı göstermesi, belli ülkelerle çalışıp belli ülkelerle çalışmaması gibi talepler öne sürmemesi de Bağdat’ın fazlasıyla değer verdiği bir tutum. Moskova ve Bağdat terörle mücadelede ve Suriye iç savaşında aynı yaklaşımlara sahip. İkisi de Orta Doğu’nun iki güç merkezi Tahran ve Riyad arasında manevra yapıyor, kavgalara bulaşmamaya çalışıyorlar.”

ABD’nin Ebadi’ye sert davranması ABD ile İran arasında denge tutturmaya çalışan Irak Başbakanı’nın işini zorlaştırmaktan başka işe yaramaz. İran’ın Kerkük bölgesi dâhil Irak’ta sahip olduğu nüfuz başka kimsenin nüfuzuyla kıyaslanamayacağı gibi giderek artıyor. Fazel Hawramy bu konuda şöyle yazıyor: “Bölgenin Kürt sakinleri de Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) yönetimi de İran’ın Şii Türkmenler üzerinde kıyas kabul etmeyen bir nüfuza sahip olduğunu söylüyor. Kerkük bölgesinde en az 10 yıldır kritik bir rol oynadığı söylenen isimlerden biri, Tuzhurmatu halkı arasında ‘Bay İkbali’ diye bilinen Devrim Muhafızları mensubu Hacı Ali İkbalpur.”

Türkiye’ye gelince Amberin Zaman Türkiye’nin “inisiyatifi büyük ölçüde İran’a bıraktığı” tespitinde bulunuyor ve şöyle devam ediyor: “Ankara’nın kendi sınırında Kürtlere yönelik daha ileri askeri adımlara destek verip vermeyeceği belirsiz ancak Türk yetkililer, sınır bölgelerinde federal otoritenin tesis edilmesini istediklerini gizlemiyor ve çeşitli planlar dillendiriyorlar.”

Irak federal güçleri 29 Ekim’de enerji ihracatının kritik bir güzergâhı olan Fişhabur sınır kapısının kontrolünü ele geçirdi. Ebadi, Fişhabur’da olduğu gibi başka konularda da KBY ile uzlaşma yolunu aramıyor, referandumu tümden geçersiz kılmaya, Irak hükümetinin enerji ve diğer kaynaklar üzerinde kalıcı kontrol kurmasına çalışıyor.

Bağımsızlık referandumunun fiyaskoyla sonuçlanması, Iraklı güçlerin cesaret kazanarak ilerlemesi sonucunda Irak Kürdistanı Başkanı Mesud Barzani 29 Ekim’de görevi bırakmak zorunda kaldı. Bölgedeki Yüksek Siyasi Konsey’e başkanlık etmeye devam edecek olan Barzani, kendisine ait yetkilerin başbakan, parlamento ve yargı kurumları arasında dağıtılmasını istedi. Amberin Zaman’ın geçen hafta bildirdiği gibi vaziyeti kurtaracak bir iktidar devri bir süredir gündemdeydi. Barzani’nin iktidarı yeğeni olan KBY Başbakanı Neçirvan Barzani’ye devredeceği de konuşuluyor.

Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP), destek toplamak ve Amerikalı dostlarını arkasına almak için Ebadi’nin aslında “İran destekli” HSB’nin istekleri doğrultusunda hareket ettiğini ve rakibi olan KYB’nin Kürtleri Tahran’a “sattığını” iddia ediyor. Bu argümanlara bazıları destek verebilir ama son tahlilde Barzani’nin referandum sonrasında KDP için bir yük haline geldiği ortada. Neçirvan Barzani’nin yeni bir destek tabanı oluşturup oluşturamayacağını zaman gösterecek. Bu süreçte etkili olması beklenen bir başka isim de Irak eski Başbakan Yardımcısı ve KBY eski Başbakanı Berham Salih. Fazel Hawramy’nin eylülde aktardığı gibi kendine bağımsız bir yol çizen Salih, hem Irak yönetimiyle hem de ABD ve İran’la yakın temas halinde.

Cengiz Çandar, Irak’taki gidişatın Türkiye’nin etki gücünü artırmaktan ziyade bilhassa İran karşısında zayıflatabileceğini iddia ediyor. Geçtiğimiz yıl Ebadi Başika’daki Türk askerlerinin gitmesini istediğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ebadi’ye saygısız ifadelerle yanıt verdiğini hatırlatan Çandar şöyle devam ediyor: “Bu sert ifadeler çizgiyi fazlasıyla aştı. Aynı sözler bir devlet başkanı tarafından 19. yüzyılda söylenseydi savaş sebebi sayılırdı. (...) Ancak gel gör ki iki lider bu hafta Ankara’da yan yana oturuyor, gayet eşit görünüyor ve Erdoğan’ın bir zamanlar dostu ve petrolde ortağı olan KBY Başkanı Mesud Barzani’ye karşı dayanışma sergiliyordu.”

Kerkük krizi Rusya, İran ve Türkiye’nin ağustosta sağladığı enerji anlaşmasını da etkileyebilir. Bağdat’ın askeri adımlar atmasıyla başlayan sürece dikkat çeken Olgu Okumuş şöyle yazıyor: “Kavganın doğurduğu belirsizlik, Kerkük-Ceyhan boru hattından taşınan petrolde anında yavaşlamaya neden oldu. Bu durumun bölgesel pazarda oluşturduğu açık, İran’ın petrol ve gaz kaynakları konusunda İran, Rusya ve Türkiye arasında ağustosta sağlanan anlaşmaya yarayabilir. Ancak ortada bir sorun var: İran’a yönelik kısıtlama ve yaptırım tehdidi sürerken yaptırımları delmesi için İran’a yardım etmekle suçlanan Türk işadamı Reza Zarrab’ın New York’taki yargı süreci devam ederken bu anlaşma ne kadar uygulanabilir?”

Okumuş şöyle devam ediyor: “Erbil-Bağdat gerilimi Kerkük’ün enerji kaynakları üzerinden giderek yükselirken İran’ın petrol ihracatını artırmasına, para takasına, petrol karşılığı gıda programına zemin oluşuyor. Türkiye ve İran’ın altın ticareti düzeni ortadan kaldırılmışken tüm bunlar ABD yaptırımlarına karşı yeni gayretlere işaret ediyor. Buradaki en dikkat çekici unsur, 20 Mart’a kadar yabancı şirketlerle 50-60 milyar dolarlık petrol ve gaz anlaşmaları imzalamak gibi iddialı bir ihracat hedefi olan İran’ın bu hedefini destekleyecek bir anlaşma olur.”

Bu durumda tüm gözlerin yine Putin’in üzerinde olması şaşırtıcı olmaz. Putin, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile üçlü zirve için 1 Kasım’da Tahran’a gidiyor.

Suriye’den Kürtlere federal yapı açılımı

Suriye cephesine gelince ABD şimdi Rakka gibi İD’den kurtarılan bölgelerde geçiş sürecini değerlendiriyor. Ancak ABD’nin savaş sonrası yönetimde ağırlığın Rusya ve İran destekli Şam’da olmasını kabulleneceği yönünde bazı işaretler var.

Bu süreç hâlihazırda başlamış görünüyor. Moskova ve Şam, Kürt bölgelerine yönelik âdemi merkeziyetçi yaklaşım konusunda kendi planlarını ortaya koymuş durumda.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) İD’le mücadelede ABD’nin sahadaki ortağı olabilir ancak bu, Suriye ve Rusya’nın diplomaside inisiyatifi ele almasını engellemiyor. Mohammad Bassiki’ye göre “Kürtler Şam yönetimiyle Suriye’de federal bir devletin kurulmasını görüşmek üzere ortak bir heyet oluşturmaya hazırlanıyor.”

SDG’nin omurgasını Halk Savunma Birlikleri (YPG) oluştururken Demokratik Birlik Partisi (PYD) de YPG’nin siyasi kolu.

Bassiki şu bilgileri aktarıyor: “Kürtlerle özerklik görüşmeleri ihtimalinden bahseden Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in açıklaması PYD tarafından gecikmiş ama yine de ‘ileri bir adım’ olarak görülüyor. Muallim’in 25 Eylül’de RT TV’de yaptığı açıklama, Suriye’deki tüm bölgelerin birliğine ve merkezi yönetime inanan Baas Partisi’nin geleneksel yaklaşımından ayrıldı. Ancak bakanın sözleri, Suriye’nin birliğini koruyarak federal devlet kurmaktan bahseden müttefik Rusya’nın yaklaşımıyla uyumluydu.”

Bassiki şöyle devam ediyor: “Muallim’in açıklaması, özerklik taleplerine karşı olan Türkiye’ye yönelik baskı amaçlı siyasi bir oyun da olabilir. Amaç, muhalefetin destekçisi olan Türkiye’nin Şam lehine siyasi tavizler vermesini sağlamak olabilir. Bakanın açıklaması, Şam’ın federal devlet konusunda en yakın müttefikleri İran ve Rusya’nın nabzını yoklama çabası da olabilir. (...) SDG ve Arap-Kürt ittifakı, 20 Ekim’de kurtarılan Rakka’nın ‘âdemi merkeziyetçi, federal bir Suriye’nin parçası’ olacağını duyurdular. Görünen o ki PYD ve müttefikleri burayı fiilen federal bölgeye dâhil etmiş durumdalar. Bunu yaparken de Rusya’nın bu fikre ısınmasından, ayrıca Suriye rejiminin âdemi merkeziyetçi yapıya üstü kapalı onay vermesinden ya da en azından bunu konuşmaya istekli olmasından faydalandıkları anlaşılıyor."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Irak’la komşulukta kötüye doğru bir milat
Fehim Taştekin | türk-kürt çatışması | Ağu 16, 2020
Suriyeli Kürtlerin petrol hamlesi Türkiye’yi yumuşatabilir mi?
Amberin Zaman | Petrol ve gaz | Ağu 4, 2020
Bağdat Kürtler için Ankara’yla kavgayı büyütür mü?
Fehim Taştekin | | Tem 8, 2020
Facebook Irak Kürdistanı istihbaratıyla bağlantılı hesapları kapattı
Adam Lucente | Kürtler ve Kürdistan | Haz 5, 2020
Barış Pınarı Harekâtı’nın ardından sefalet ve propaganda savaşı devam ediyor
Amberin Zaman | türk-kürt çatışması | May 29, 2020

Recent Podcasts

Featured Video