Putin Erdoğan’ın “vanayı kapatmasını” engelleyebilir mi?

p
Article Summary
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Tahran ziyaretinde İran’la ortak adımları koordine etti. Cengiz Çandar’ın kaleminden Irak eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin vefatı. Al-Monitor saygın İnternet Gazeteciliği Ödülleri’ne layık görüldü. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Erdoğan: Kürtler Kerkük’te “işgalci konumunda”

Türkiye, Irak ve İran Irak Kürdistanı’na yönelik adımlar konusunda aralarındaki koordinasyonu derinleştiriyor. Bölgenin Türkiye üzerinden yaptığı petrol ihracatının durdurulması, Kerkük’ün kontrolünü alması için Irak hükümetine destek olunması gibi olası kararlar da bu bağlamda gündemde.

Amberin Zaman’ın aktardığı gibi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 4 Ekim’de İran’a yaptığı ziyaretin ardından petrol boru hattının kapatılmasını kastederek basına şöyle konuştu: “Bölgede onun kararı verilecekse onu bizler vereceğiz. Türkiye, İran ve Irak merkezi yönetimi hep birlikte, biz vereceğiz kararı."

Zaman şöyle devam ediyor: “Erdoğan’ın sözleri daha ziyade Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in söylediklerine yanıt niteliğindeydi. Putin (4 Ekim’de) Moskova’da düzenlenen enerji forumunda Rusya’nın Irak Kürdistanı’nda ‘karışmama’ politikası izlediğini, Kürdistan Bölgesi’nden petrol ihracatını kesmenin kimsenin menfaatine olmadığını söylemişti.”

Geçen hafta bu sütunda belirttiğimiz gibi Rozneft’in Irak Kürdistanı’ndaki yatırımlarını korumaya çalışan Putin köşeye sıkışmış durumda. Bu konudaki inisiyatif Türkiye’ye, daha da önemlisi Türkiye’nin İran ve Irak hükümetiyle ortaklaşa alacağı kararlara kalmış durumda. Geçen hafta da vurguladığımız gibi Türkiye ve İran’ın buradaki imkânlarına karşın Rusya’nın Suriye’den farklı olarak koz olarak kullanacağı herhangi bir askeri gücü yok.

Kürt bağımsızlık referandumuna karşı bölgesel ittifakların değişmesi daha da geniş yansımalar doğurabilir ve İran’a daha büyük diplomatik kozlar, yeni seçenekler sunabilir. Erdoğan’ın İran ziyareti öncesinde Türk Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar İran’da üç gün boyunca askeri istişarelerde bulundu. Hamidreza Azizi konu hakkında şöyle yazıyor: “Tahran ve Ankara Bağdat’la üçlü iş birliğini artırmaktan bahsederken mevcut durumun sürmesi uzun vadede bir Tahran-Bağdat-Ankara ekseninin oluşmasıyla sonuçlanabilir. Bu ihtimal gerçekleşirse yeni eksene Katar da dâhil olabilir. Zira Katar’la diğer Körfez İşbirliği Konseyi üyeleri arasındaki son kavgada İran ve Türkiye Katar’ın başlıca ortakları olarak öne çıktı. Böyle bir durumda Orta Doğu’da güç dengeleri yeniden şekillenir. Bu senaryo pek olası görünmese de İran-Türkiye ilişkilerine daha geniş bir çerçeveden bakıldığında bu ihtimal tamamen göz ardı edilemez.”

Ali Hashem ise şu bilgileri aktarıyor: “Kürt referandumunun sonuçları bağlamında ne İran ne Türkiye tek başına adım atmayacak, ortaklaşa hareket edecektir. (…) Devrim Muhafızları’na yakın bir kaynak, kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede referandum sıkıntısının Türkiye, İran, Irak ve başka bazı müttefikleri sahada iş birliğine zorlayabileceğini belirtiyor: ‘Bu ülkeler Suriye’de yıllardır doğrudan veya dolaylı olarak karşı karşıya. Kürt referandumunun yarattığı sıkıntı ciddi bir fırsata dönüşüyor.’ Al-Monitor’un edindiği bilgiler, ilk adımın Irak’taki statüsü itibariyle Kerkük’te atılabileceğine işaret ediyor.  Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) bu bölgeyi işgal etmesi hem Irak yönetimi hem uluslararası toplum tarafından gayrimeşru görülmüştü.”

Karışık etnik yapıya sahip petrol zengini Kerkük’ün referanduma dâhil edilmesi Kürt, Irak ve bölge siyaseti açısından ateşi alevlendiren çıra etkisi yaptı. Erdoğan, önemli sayıda Türkmen ve Arap’ın yaşadığı Kerkük bölgesinde Iraklı Kürtlerin işgalci konumunda olduğunu söyledi.

Fazel Hawramy Kerkük’e ilişkin şu bilgileri aktarıyor: “Irak Kürdistanı’nda 25 Eylül’de yapılan bağımsızlık referandumu öncesinde referanduma resmi olarak destek veren Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) mensup bir grup Kerküklü siyasetçi Kürtlerin milliyetçi coşkusuna tepki gösterirken Kerkük’ün referanduma dâhil edilmesini de sorguladı. Bu siyasetçilerin korkusu referandumun Kürt, Arap ve Türkmen toplumları arasında uyumu bozacağı yönündeydi. Ancak heyecan zirveye ulaşırken muhalif grubun sesi referandum arifesinde bastırıldı. (…) KYB’nin başlıca iki yöneticisi olan eski Peşmerge komutanı Kusrat Resul ve merhum Celal Talabani’nin eşi Hero İbrahim Ahmed referanduma karşı çıkan yakın müttefikleri İran’ın ağır baskısı altında. İran KYB’ye yıllardır destek veriyor. Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nün nüfuzlu komutanı Kasım Süleymani, birkaç kez Süleymaniye’ye giderek KYB’yi referandumdan desteğini çekmesi için ikna etmeye çalıştı ama başarılı olamadı.”

Hawramy şöyle devam ediyor: “Ahmed, KYB’ye bağlı Kurdsat televizyonundan 2 Ekim gecesi yayımlanan açıklamasında kendisi dâhil Kürt liderlerinin dünyaya ‘kafa tutarak’ hata ettiği ve şimdi komşular tarafından sıkıştırılarak referandum ‘inadının’ bedelini ödedikleri sonucuna varmış gibiydi. Kasım başında yapılacak Kürt parlamento seçimlerinde KYB’nin nasıl performans göstereceği Resul ve Ahmed için ayrı bir kaygı konusu.”

Ali Mamouri, Irak Başbakanı Haydar El Abadi’nin KBY’ye yönelik aldığı kararlara Irak parlamentosunda yer alan ve referandumun zamanlamasını sorgulayan muhalif bazı Kürt gruplarından şartlı destek geldiğine dikkat çekiyor. Ebadi, Irak Kürdistanı’na tüm uluslararası uçuşların durdurulmasını istemiş ve KBY’nin sınır kapılarıyla hava limanlarında tüm sorumluluğu merkezi hükümete devretmesini emretmişti. Büyük Ayetullah Ali El Sistani ve eski Başbakan İyad Allavi’nin krizi diyalog yoluyla ve anayasal çerçevede çözme çağrılarına ise Ebadi şimdilik kulak asmıyor. Geçtiğimiz hafta da öne sürdüğümüz gibi “Ebadi Kerkük’e asker sevkiyatına karar verirse Tahran da Halk Seferberlik Birlikleri’ni ona destek olmak için harekete geçirebilir. Ebadi böyle bir hamleyle hem Iraklı Arapların desteğini alır hem de eski Başbakan Nuri El Maliki’nin meydan okumalarını defeder.”

Kral Selman Bin Abdülaziz El Suud’un geçen haftaki Moskova ziyaretinde Putin kendisine diplomatik manevra alanı açmaya çalıştı ama Putin’in Irak’taki dertlerinde Kral’ın yardım edebileceği fazla bir şey yok. Kaldı ki Rusya ve İran’ın Suriye’deki hesapları düşünüldüğünde Putin Kral’ın gönlünü almak adına İran’la ilişkilerini riske atamaz. Bruce Riedel’in konuyla ilgili tespitleri şöyle: “Suudiler İran’ın bölgesel müdahalelerinden ve Husiler ile Hizbullah gibi Şii milislere verdiği destekten kaygı duyuyor ancak bu kaygılar Rusya’da fazla karşılık bulmaz. Tahran’ın Moskova’yla oldukça iyi ilişkiler ve yakın iş birliği içinde olması Riyad’ın elinde herhangi bir koz bırakmıyor. Kral bu yıl Irak’a yönelik yeni ve farklı bazı yöntemlere yöneldi, ayrıca Rusya’yla iş birliğinin yollarını da arıyor olabilir. Ancak İran Bağdat’taki üstünlüğünü hâlâ koruyor.”

Dolayısıyla şu an sıkışık bir durumda olan Putin, Türkiye ve İran nezdindeki ikna gücüne, KBY Başkanı Mesud Barzani’nin manevralarına bel bağlamak zorunda. Amberin Zaman şöyle yazıyor: “Sert bir mizaca sahip 70 yaşlarındaki Barzani’nin geri adım atacağına dair herhangi bir işaret yok. Üstelik Türkiye’nin yüksek perdeden verdiği tepkiler Barzani’yi Türkiye’nin kuklası olarak gösteren muhalif Iraklı Kürtlerin söylemini zayıflatıyor ve dünyadaki tüm Kürtler arasında Barzani’nin itibarını artırıyor. Erdoğan’ın kendi Kürt tabanından aldığı desteği ise aşındırıyor. Bu durum Erdoğan’ın KBY’ye yönelik mesajını sürdürürken tonunu niçin yumuşattığını da açıklayabilir. Barzani ise iş o noktaya gelirse hasımlarının savurdukları tehditleri hayata geçirme cesareti bulamayacağına bel bağlıyor, geri adım atmadan referandumla kopan fırtınanın yatışmasını beklemenin en iyi yol olacağını hesaplıyor.”

Geçen hafta da vurguladığımız gibi “Putin riskli bir durumla karşı karşıya olsa da bir sonraki adımı açısından çaresiz değil. Kuzey Irak’ta konumu zayıflayan Barzani’ye verdiği desteği sürdürüp yanlış ata oynarsa hem Suriye hem de Irak’ta savunma pozisyonuna düşebilir. İran ve Türkiye ile ilişkileri de gerilir ki bu en kötü senaryodur. Bir diğer seçenek ise şöyle: Usta bir manevrayla giderek güçlenen ve ilerleyen İran-Türkiye ittifakına doğru kayarken Barzani ile arasına usulca mesafe koyar, Rusya’nın Kuzey Irak’taki enerji yatırımları için de Bağdat ile görüşmelere başlar.”

Celal Talabani’nin ölümü “onulmaz bir trajedi”

Geçtiğimiz hafta vefat eden Irak’ın eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin dostu olan Cengiz Çandar Talabani’nin ardından şöyle yazıyor: “Talabani’nin çalkantılı Orta Doğu bölgesinde bıraktığı boşluğu anlamak için İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in sözlerini gözden kaçırmamak gerekir. Zarif Talabani’nin ölümünü ‘hem Irak hem İran için onulmaz bir trajedi’ olarak tanımladı. Aynı şekilde İran’daki İslami rejimin baş düşmanlarından biri olan İran Kürt Komala örgütü, Talabani için ‘Kürdistan’ın kesinlikle en harika, en büyük isimlerinden biri’ ifadesini kullandı. (...) İlginçtir ki Batılı yetkililer Talabani’nin ömrünü vakfettiği Kürt kimliğinden ziyade abartılı bir şekilde onun ‘Iraklı’ kimliğini vurguladılar. Örneğin İngiltere’nin Orta Doğu’dan sorumlu Devlet Bakanı Alistair Burt Talabani’yi ‘Irak’a büyük başarıyla hizmet etmiş, saygıdeğer bir devlet adamı’ olarak tanımladı.”

Talabani’nin “Mam Celal” olarak da bilindiğini vurgulayan Çandar şöyle devam ediyor: “Kuşkusuz Talabani’nin ölümünden en çok kendi partisi KYB etkilenecek. KYB, Talabani’nin yardımcısı Nevşirvan Mustafa’nın 2009’da partiden ayrılarak Goran’ı (Değişim Hareketi) kurmasıyla zayıflamıştı. Mam Celal’in sağlık durumu 2012’de bozulunca KYB iyice zayıfladı ve keskin iç çekişmelerin pençesine düştü. Mam Celal’in yardımcılarından biri olan Berham Salih de kendi siyasi hareketini kurmak ve 1 Kasım’daki Kürt seçimlerine katılmak üzere yakın zamanda partiden ayrıldı. Mam Celal’in ölümünün ardından KYB’nin birliğini korumak, hareketin önde gelen isimleri ve farklı kanatları arasındaki anlaşmazlıkları aşmak daha da zorlaşacak.”

Çandar’a göre “Mam Celal sadece efsane bir isim değil Kürdistan’ı aşan büyüklükte bir Kürt’tü. Onun yokluğunda Kürdistan, Irak ve Orta Doğu daha da tehlikeli hale gelecek.”

Al-Monitor’a OJA Ödülü

Al-Monitor ve Washington Editörü Julian Pecquet, “Orta Doğu’nun Lobiciliği: Nüfuz Oyunu” yazı dizisiyle açıklayıcı habercilik dalında saygın Internet Gazeteciliği Ödülleri’ne (Online Journalism Awards) layık görüldüler. İnternet Gazeteciliği Ödülleri İnternet haberciliği alanının en kapsamlı ödülleri. Al-Monitor’un lobicilik konusunda üç yıldır sürdürdüğü yazı dizileri Orta Doğu hükümetleri ile onların adına lobi yapanların nüfuz oyununu anlamak isteyen uzmanlar, gazeteciler, yöneticiler ve Kongre çalışanları için mutlaka okunması gereken yazılar haline geldi.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: pipeline, jalal talabani, massoud barzani, recep tayyip erdogan, vladimir putin, krg, referendum
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept