Gulf Pulse

Suudi Kralı saldırgan dış politikasından taviz vermiyor

By
p
Article Summary
Askeri ve ekonomik alanda boyunu aşan girişimler içindeki Suudi Arabistan’ın dış politikada daha geleneksel bir yaklaşıma dönmesi gerekiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Kral Selman Bin Abdülaziz El Suud tahtı devraldığı iki buçuk yıldan bu yana selefinden çok daha fazla saldırgan ve iddialı bir dış politika izliyor. Ancak bu politikanın ne kadar başarılı olduğu muallak. Krallık Yemen’de maliyetli bir bataklığa gömülmüş, hasmı İran tarafından hareketsiz bırakılmış ve Körfez İşbirliği Konseyi’ni (KİK) dağıtmış durumda. Atlantik’in her iki yakasındaki köklü müttefiklerden de Suudi siyasetine itirazlar yükseliyor.

Suudi Kralı Faysal’ın iktidarı sırasında geleneksel Suudi Arabistan dış politikası gelişmelere göre şekil alan ve ihtiyatlı bir politikaydı. Krallık riskten kaçınırdı. Ulusal güvenlik politikasında işler genellikle el altından halledilir, güç kullanmaktan kaçınılırdı. Krallar kararlı ama boylarını aşmama konusunda da dikkatlilerdi.

Selman ise aceleci davranarak İran destekli Husilerin ülkenin kontrolünü ele geçirmelerini önlemek için 2015’in başlarında Yemen’e müdahale etti. Savaş Yemen halkı için insani bir felakete, Suudilerin öncülüğündeki koalisyon için de bir açmaza dönüştü. Yemen’in 22 vilayetinden 21’inde kolera salgını patlak verdi, neredeyse çeyrek milyon kolera vakası tespit edildi. Ateş hattındaki denge ise pek değişmedi.

Yemen aynı zamanda Kral için maliyetli bir savaş da oldu. Harekâtların ilk dokuz ayında harcamalar 5 milyar doları aştı. Tahminlere göre askeri operasyonların maliyeti şu an ayda 700 milyon civarında. Ayrıca görünmeyen başka masraflar da söz konusu. Bunlara savaşa birlik gönderen Sudan gibi ülkelerin desteği karşılığında yapılan ödemeler de dâhil.

Savaş köklü ortaklıklarda da gerginliklere neden oldu. Umman koalisyona katılmayı reddetti, Kral ve Sultan Kabus o zamandan bu yana hâlen birebir bir görüşme gerçekleştirmiş değil. Nükleer güce sahip tek ülke olan Pakistan parlamentosunda yapılan oylamadan da oy birliğiyle “tarafsızlık” kararı çıktı ve meclis isyancılara karşı birlik göndermeyi kabul etmedi. Mısır ise gayretsiz bir destek veriyor.

Yemen savaşının kazananı büyük ölçüde İran. İran Suudilerin Yemen için harcadıklarının çok az bir kısmını harcayarak savaşı sürdürüyor. İran’ın Irak ve Suriye’deki vekilleri hızla Sünni hasımlarına karşı mevzi kazanıyor. Körfez bölgesinin büyük bölümü ve Krallık’ın Doğu Vilayeti’nde İran etkinlik kazanmış durumda.

Selman Tahran’la ilişkileri 2016’da koparmıştı. Suudiler şu an İran’daki rejimin düşmanlarıyla açıktan bir yakınlık içinde. Suudi Arabistan’ın eski istihbarat şefi Prens Türki Bin Faysal El Suud, Mücahidin El Halk’ın Paris’te düzenlediği konferansların ikisine katıldı. Ancak İran rejimi bundan rahatsız olmuşa benzemiyor.

Kral Selman, Riyad’da mayıs ayında düzenlenen ve İslam dünyasını kısa süreliğine de olsa Suudilerin öncülüğünde birleştirmiş görüntüsü veren şaşalı zirvenin ardından Katar krizini başlattı. Doha’yla patlak veren kavga KİK içinde bölünme yarattı. Umman Krallık’tan daha da uzaklaştı. Pakistan basını, Suudilerin Katar merkezli basın kuruluşu El Cezire’yi kapatma ve Katar’ın egemenliğini budama çabalarını şiddetle eleştiriyor. Pakistan’ın KİK ülkelerinde çalışan yüz binlerce işçisi bulunuyor ve bu nedenle de resmiyette kavga konusundaki tarafsızlığını koruyor. Ancak İslamabad ve diğer başkentlerde Suudi dış politikasına duyulan itibar da giderek azalıyor.

Kral Hamburg’da düzenlenen G-20 zirvesine katılımını da toplantıdan sadece 72 saat önce iptal etti. Zirvede Riyad’ı temsil etmek üzere bir teknokrat görevlendirildi. Almanlara göre Suudiler, zirvenin Kral ile Doha arasında uzlaşı sağlamak amacıyla bir baskı alanı olarak kullanılacağından korktu. Veliaht Prens ve Selman en gözde oğlu da Hamburg’a gitmedi. Ancak Riyad, mutena Four Seasons Hotel’de ayrılan onlarca odanın parasını yine de ödedi. Suudi Arabistan 2020’de G-20 zirvesine ev sahipliği yapacak.

Kral’ın şu ana kadarki en başarılı dış politika hamlesi Riyad zirvesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump’tan kopardığı kazanımlar oldu. Ancak Yemen savaşı ve Katar kavgası yüzünden Riyad’ın ABD Kongresi’nden aldığı destek giderek azalıyor. Yemen savaşı için kısa süre önce imzalanan yarım milyar dolarlık silah anlaşması Senato’da kıl payı 47’ye 53 oyla kabul edildi. Senato’nun Dış İlişkiler Komitesi, Katar krizi çözülünceye kadar Suudi Arabistan’la yeni silah anlaşması yapmayacağını açıkladı. Bu, Suudiler için en büyük tehlike zira Husilere karşı savaşta sürekli silah gereksinimleri var.

Londra’da da Riyad’a karşı gerginlik artıyor. Bir İngiliz düşünce kuruluşu Krallık’ı ABD’deki radikal camilerin sponsoru olmakla suçladı. İngiltere Başbakanı da bu konuya ilişkin yapılan resmi soruşturmanın bulgularını kamuoyuna açıklamayı reddediyor. Bu yaz büyük zafer kazanan muhalefetteki İşçi Partisi Riyad’a, bilhassa da Suudi Hava Kuvvetleri’ne silah satışının durdurulması çağrısı yaptı. Suudi Hava Kuvvetleri ABD ve İngiltere’nin desteğine bağımlı durumda ve olası bir silah ambargosuyla felce uğrayabilir.

Ufukta petrol fiyatlarında da bir yükselme görünmediği için Suudi Arabistan büyük ekonomik zorluklarla da karşı karşıya. Silahlara herhangi başka bir ülkeden daha fazla para harcama lüksüne sahip değil. Savunma bütçesi kısılmazsa ekonomik reformlara dair beklentiler de boş çıkar. Suudi Arabistan’daki mevcut durum satın aldığı silahların parasını ödeyemez hâle gelen İran Şahı’nın son yıllarını anımsatıyor. Suudi iktidarının Pehlevi iktidarından çok daha istikrarlı olduğu bir gerçek ama Suudi ekonomisi giderek bir durgunluk dönemine gömülüyor. Zaman daha geleneksel yaklaşımlara ve dış politikada ihtiyata yönelme zaman.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: al jazeera, cholera, king salman, saudi war on yemen, sultan qaboos, pakistan, saudi-iranian rivalry, saudi arabia foreign policy

Bruce Riedel, Brookings Enstitüsü'nde İstihbarat Projesi'nin direktörüdür. Son kitabı, "Avoiding Armageddon: America, India and Pakistan to the Brink and Back" başlığıyla yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept