Lübnan’da siyasi düğüm çözülüyor: Hariri’den Aun’un cumhurbaşkanlığına destek

By
p
Article Summary
Saad Hariri’nin başbakan olarak başarısı Suudi Arabistan’dan ziyade Mişel Aun ve Hizbullah’la vardığı yeni mutabakata bağlı olacak. Rusya’nın Suriyeli Kürtler için otonomi planını ilk kez Al-Monitor duyurdu. ABD Rakka’yı tecrit etmek için kara gücü bulmaya çalışıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Aun-Hariri anlaşması “nadir bir fırsat”

Lübnan meclisindeki en büyük Hristiyan blokun lideri olan ve Hizbullah’la ittifak eden General Mişel Aun’un 31 Ekim’de cumhurbaşkanı olması bekleniyor. Aun’u bu makama taşıyan mutabakat gereğince Müstakbel Hareketi lideri Saad Hariri de yeniden Lübnan başbakanı olacak.

Lübnan’da mayıs 2014’ten bu yana cumhurbaşkanı seçilemiyordu. Daha etkin bir yönetim beklentisi yaratan yeni düzenleme bilindik simalara dayansa da Lübnan siyasetinde büyük bir değişim yaşanabileceğine işaret ediyor. Hariri’nin Aun ve Hizbullah’la anlaşmaya gitmesi bölgesel bağlamda İran için zafer, Suudi Arabistan için de nüfuz kaybı olarak görülecek.

Ali Hashem konuya ilişkin şöyle yazıyor: “Hariri’nin hamlesi hem kendi siyasi hareketi içinde hem halk tabanında tartışmalara neden oldu. Hariri’nin parlamento blokunda yer alan bazı vekiller liderlerinin kararına karşı olduklarını ve Aun’a oy vermeyeceklerini açıkça ilan ettiler.”

Hashem’e konuşan eski Suudi diplomat Abdullah El Şammari ise Lübnan’daki gelişmeleri Lübnan-Suudi ilişiklerinde yaşanan değişimin ve özellikle yeni Suudi yönetiminin Lübnan’a “duygusallıkla değil mantıkla” yaklaşmasının bir sonucu olarak yorumluyor. Şammari şöyle diyor: “Bu, Hariri için iyi bir şey olabilir. Yıllardır Suudi parasının bağımlısı olan, Riyad’daki sarayında yaşayan Hariri’nin kendi kararlarını kendi başına vermesinin zamanı geldi. Güçlenmesinin, kendi tabanına dönmesinin zamanı geldi.”

Hashem bu sözleri şöyle açıklıyor: “Suudi diplomat, Hariri’nin içine düştüğü mali krizi ve krizden kurtulmak için Suudi kraliyet ailesinden yardım taleplerini kastediyordu. Hariri’nin ana şirketi Suudi Oger, Suudi Arabistan’daki ekonomik durumlar ve Hariri’nin Veliaht Prens Muhammed Bin Nayif ile arasının açılmasının da etkisiyle ciddi mali sorunlar yaşıyor ve aylardır çalışanlarının maaşlarını ödeyemiyor.”

Hashem şöyle devam ediyor: “(Hariri) kendini bir kavşakta buldu: Ya tüm kozlarını ortaya koyup siyasi kumar oynayacak ya da bölgedeki koşullar değişene kadar statükoyu sürdürecekti. Birkaç önemli olay Hariri üzerindeki baskıyı artırdı. Bunlardan biri mayıstaki yerel seçimlerdi. Seçim sonuçları, özellikle Trablusşam’daki sonuçlar, Hariri’nin halk desteğini kaybetmeye başladığını ve kendi siyasi hareketinden rakip isimlerin yükseldiğini gösterdi. Adalet bakanlığından istifa eden ve kendini ‘Haririci’ ama Saad Hariri’ye bağlı biri olarak görmeyen şahin isim Eşref Rifi’nin listesi, Trablusşam’da diğer tüm siyasi hareketlerin bir araya gelerek kurduğu ittifakı mağlup etti. (…) Hariri başbakan olarak hükümete dönmez ve kendi tabanıyla yeniden bağ kurmazsa siyasi geleceği yerle yeksan olur. Dolayısıyla bir şoka ihtiyaç vardı. Bu şokun olumlu veya olumsuz olması önemli değildi. Önemli olan statükoyu sarsmak ve yeni bir sayfa açmaktı. Hariri’nin kendi hareketindeki rakipleri bunu karanlık bir sayfa olarak görüyor. Ancak Aun’un seçilmesinin yarattığı siyasi etki bir yana durum hiç de öyle olmayabilir.”

Hashem’e göre Hariri’nin Lübnan’da hâlâ en güçlü makam olan başbakanlığa dönüşü “nadir bir fırsat” olabilir: “Başında artık bölgesel bir hami (Suudi Arabistan) olmadığı için genç politikacı üzerinde yük hissetmeden rakipleriyle kendi başına muhatap olacak. Muhakkak ki kararlarını verirken bazen yine bölgesel teraziyi kullanacak ama kendi çabasıyla deneyimli bir devlet adamı olmak için yeterli esnekliğe sahip olacak.”

Rusya’nın Kürt özerkliği planına Şam’dan ret

Al-Monitor Rusya’nın geçen ay Suriyeli Kürtler için bir otonomi formülü önerdiğini ancak Şam hükümetinden ret cevabı aldığını ortaya çıkardı. Haberi duyuran Mahmut Bozarslan, 17 Eylül’de Suriye’ye giden bir Rus heyetinin “Suriye çerçevesinde Suriye Kürdistanı’na özel statü verilmesi için siyasi bir karar alma olasılığını” görüşmek üzere “Suriye Arap Cumhuriyeti temsilcileri ve Suriyeli Kürt örgütlerinin temsilcileri arasında iyi niyet anlaşması” adı altında bir taslak sunduğunu aktarıyor. Heyet, taraflara bu anlaşmayı kabul ettirerek Suriye’deki Kürt meselesine çözüm bulmakla görevlendirilmişti. Toplantıya katılanlardan Suriye Kürtleri Demokratik Sol Partisi Genel Sekreteri Salih Gedo Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Ruslar bir belge hazırlamışlardı. Maddeleri Kürtlerin çıkarınaydı. Suriye’de federalizm olsun istiyorlardı. Kürtlerin hakkının verilmesini içeriyordu. Biz hepsini kabul ettik, hatta bazı eklemeler yaptık.” Gedo’ya göre Suriye hükümeti heyeti ülkeyi böleceği gerekçesiyle anlaşmayı reddetti ve bu konuda müzakereyi kabul etmeyeceğini söyledi.

Bozarslan şöyle devam ediyor: “Peki, Türkiye bu toplantıya ve Rusların Kürtlere verdiği açık desteğe niçin sessiz kaldı? Himeymim’deki toplantıya katılan bir diğer Kürt yetkili bu konuya ilişkin şöyle dedi: ‘Türkler elbette toplantının gündemine vakıflar. Suriye rejiminin Rusların Kürtlere özerklik verme planını kabul etmeyeceğini biliyorlar. Ankara hayata geçme olasılığı olmayan bir plana tepki göstererek niçin Moskova’yı karşısına alsın?’”

Öte yandan Rusya da Suriye meselesi dâhil Türkiye’yle ilişkilerini düzeltmeyi önemli bir öncelik olarak görüyor. Amberin Zaman’ın geçen hafta bildirdiğine göre Rusya, Türkiye’nin Nusra Cephesi’nin Halep’ten çıkarılmasına yardımcı olması karşılığında Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) yönelik son hava saldırısına “yeşil ışık” yakmış olabilir. Bu sütunda da vurgulandığı gibi BM’nin Halep planı da Nusra militanlarının kentten çıkarılmasını içeriyor.

ABD’nin Rakka’yı “tecrit” planı

ABD Savunma Bakanlığı, İslam Devleti’nin işgal ettiği topraklarda “başkent” olarak anılan Suriye’nin Rakka kentini “tecrit etmek” için kısa süre içinde askeri bir operasyon başlatmayı düşünüyor. ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’a göre Rakka operasyonu “haftalar” içinde başlayabilir. Ancak Laura Rozen’in de aktardığı gibi ön saflarda kimlerin yer alacağı konusunda belirsizlik var.

ABD, Musul savaşı dâhil İslam Devleti’ne karşı Irak’ta izlediği stratejiyi Irak hükümetiyle koordine ediyor. Ancak Suriye’de böyle bir ortağa sahip değil. ABD Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) en etkili silahlı grup olarak görüyor ancak ağırlıkla YPG güçlerinden oluşan SDG Türkiye’nin kırmızı çizgisi.

Rozen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başkan Barack Obama’yla 27 Ekim’deki telefon görüşmesine dair şu sözlerini aktarıyor: “PYD-YPG terör örgütlerine bizim ihtiyacımız yok. Biz dedik ki ‘Gelin sizle beraber Rakka'dan DEAŞ'ı atalım. Bunu biz sizlerle beraber hallederiz.’ Bu gücümüz var.”

Rozen’in aktardığına göre YPG de Suriye’de kontrol ettiği başka bölgelerden Rakka’ya güç kaydırarak buraları olası Türk operasyonlarına açık hâle getirmek istemeyebilir.

Bunun yanında bir de El Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra Cephesi’yle kolayca bir araya gelen Selefi gruplar konusu var ki bunlar Uluslararası Af Örgütü’nce ve bu sütunda ortaya konduğu gibi zalimlik ve şeriat hedefi bakımından İslam Devleti’nden farklı değiller. İdlib ve Halep’teki uygulamaları bunun örneğidir.

ABD’nin Rakka konusunda Rusya, İran ve Suriye’nin rollerini de hesap etmesi gerekir. 28 Ekim’de İranlı ve Suriyeli mevkidaşlarıyla Moskova’da bir araya gelen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, teröristlerin Musul’dan Suriye’ye kaçmasından kaygı duyduklarını ve ABD önderliğindeki koalisyonun Rakka planlarını kenardan izlemeyeceklerini ortaya koydu. Lavrov şöyle konuştu: “Teröristlerin araç ve silahlarla Musul’dan çıkıp Suriye’ye geçmesini engellemek için Iraklı muhataplarımızla birlikte önlem almak istiyoruz. Zira böylesi bir hareket hiç kuşkusuz Suriye’deki durumu tırmandıracak. Bunu önlemenin önemli olduğunu düşünüyoruz ve bu konuyu ABD ile ve onların koalisyonunda yer alan diğer üyelerle görüşeceğiz.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkish-kurdish relations, saudi arabia influence in lebanon, saad hariri, raqqa, michel aoun, lebanese presidental elections, lebanese domestic politics, kurds in syria
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept