İran'ın Nabzı

İran ABD-Rusya anlaşmasına niçin güvenmemişti?

By
p
Article Summary
İran ABD ve Rusya’nın Suriye mutabakatını olumlu karşılamış olsa da bu girişime baştan beri fazla şans tanımamıştı. Mutabakatın çöküşü de Tahran’da herhangi bir telaş yaratmış gibi görünmüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suriye krizinde pek çok oyuncu yer alıyor ancak görünen o ki bunlardan sadece ikisi büyük kararlar verebiliyor. Rusya ve ABD, 10 Eylül’de Suriye’de ilgili tüm taraflara riayet mecburiyeti getiren geçici bir ateşkes anlaşmasına vardılar. Ancak hem Washington hem Moskova ihlal iddialarında bulunurken ateşkes 19 Eylül’de sona erdi. Rusya, 17 Eylül’de Deyrizor’da 62 Suriyeli askerin ölümüyle sonuçlandığı bildirilen ABD saldırısını sorgularken bu olayın tüm barış sürecini tuzla buz edebileceğini öne sürdü. ABD ise Suriye hava kuvvetlerinin 19 Eylül’de Halep’te bir BM yardım konvoyuna düzenlediği saldırıdan tümüyle Rusya’yı sorumlu tuttu.

Oysa Rusya ve ABD’nin anlaşmaya daha sıkı şekilde uyacağı ve krizde yeni bir anlayış birliği sağlanabileceği yönünde güçlü beklentiler vardı. Bu gelişmenin yüz binlerce insanın canına mâl olan, Suriye nüfusunun yarısından fazlasını yerinden eden altı yıllık kanlı savaşta bir dönüm noktası olabileceği ve savaşı bitirecek kapsamlı bir barış planına zemin hazırlayabileceği umulmuştu. Bu hedefin gerçekleşmesi, iki kilit bölgesel oyuncunun, her ikisi de Suriye’de askeri varlık gösteren ve karşı cephelerde savaşan militanlar üzerinde güçlü nüfuza sahip İran ve Türkiye’nin desteği olmadan sağlanamazdı.

Kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan İranlı bir askeri kaynak şu değerlendirmede bulundu: “Amerikalılara güvenmek için hiçbir sebep yok. İş birliğine hazır olmamızın tek nedeni Rus müttefiklerimiz. (…) Bu ateşkes uğruna Halep’te insanlar savaştı ve can verdi. Ateşkes onların da sayesinde mümkün oldu.”

İran, resmi tutum olarak Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi’nin açıklamasıyla ABD-Rusya mutabakatını olumlu karşıladı. 11 Eylül’de Tahran’da basına açıklama yapan Kasımi şöyle konuştu: “İran Suriye’de her zaman ateşkese olumlu bakmış, bu ülkenin tüm halkına insani yardım ulaştırılmasından yana olmuştur. (…) Ateşkes uygulanabilir ve sürdürülebilir olmalı, teröristlere toparlanma fırsatı vermemeli.”

İran böyle durumlarda her zaman ihtiyatlı davranıyor. Nitekim geçmişte yaşanan bir örnek kaygıları haklı çıkartacak kadar kanlı olmuştu. 27 Şubat ateşkesinin ardından 6 Mayıs’ta Han Tuman’da yaşanan çatışmada İran komutasında savaşan onlarca asker pusuya düşürülerek öldürüldü, bir kısmı da tutsak edildi. İranlı yetkililerin o günkü düşüncesi ateşkesin “terörist gruplara destek veren hükümetler için bu gruplara yeni eleman ve güç kazandırma fırsatından ibaret olduğu” yönündeydi.

Al-Monitor’a konuşan İranlı askeri kaynak, Suriye ordusuna yönelik 17 Eylül saldırısına atfen İran’ın artık böyle olaylara tahammülü kalmadığını belirtti. Kaynak şöyle konuştu: “ABD uçakları yarım saatten fazla Suriye ordusunu bombalarken Daeş ilerliyordu. Şimdi biz buna ne diyelim? Üzüntü bildirmek ne öldürülen askerleri ne de kaybedilen mevziileri geri getirecek. Ya Suriye ordusu böyle bir hata yapsaydı ne olurdu? Savaş suçlusu ilan edilirdi. Yanlışlık yapıldığı gerekçesi oldukça zayıf ve inandırıcılıktan uzak.”

Al-Monitor, 11 Eylül’de Direniş Ekseni’nin medya kanadı olarak anılan “Suriye Medya Savaşı Grubu” isimli gruptan nadir bir yazılı açıklama aldı. Açıklama, “Suriye’yle ittifak eden güçlerin sahadaki bir komutanının” 10 Eylül’de duyurulan ateşkese ilişkin sözlerine de yer veriyordu. Silahlı muhalefeti siyasi hesaplarını ve askeri şanslarını gözden geçirmeye çağıran açıklamada şu ifadeler yer alıyordu: “Suriye ordusu ve müttefikleri, IŞİD ve Şam Fetih Cephesi’nin tekfirci teröristlerine karşı açık savaşlarını sürdürecektir. (…) Ruslar ve Amerikalılar tüm tarafların anlaşmaya riayet etmesini sağlamalı. Zira hiçbir ihlale müsamaha gösterilmeyecek, mümkün olan en güçlü şekilde karşılık verilecektir. (…) Türk sınırının kapatılmasına yönelik mutabakatın ardından ABD, Rusya, Türkiye ve İran arasında anlayış birliği sağlanması teröristlerin umutlarını söndürecektir.”

17 Eylül’de Al-Monitor’a konuşan İranlı bir diplomatik kaynak, yeni ateşkesin umut vadeder gibi göründüğünü ancak “ABD’nin Suriye askerlerine yönelik son saldırısının işleri zorlaştırdığını” belirtti.

Yine isminin açıklanmaması kaydıyla konuşan bir başka İranlı yetkili Al-Monitor’a şu yorumda bulundu: “ABD başkalarının anlaşmaya uymasını istiyorsa öncelikle kendisi uymalı. Ruslar ateşkes hakkında bizimle istişare ettiğinde tek bir önemli kaygımız oldu: Amerikalılar sözlerini asla tutmaz.”

Müttefiklerin ateşkesi sırf insani gerekçelerle kabul ettiğini vurgulayan yetkili şöyle dedi: “Bizim ilerlediğimiz, karşı tarafın ise geri çekildiği bir ortamda ateşkesi niçin kabul ettik? Bunun tek nedeni barış çabalarına katkıda bulunmak istememiz. Şu an gerçek savaş bir tek Halep’te sürüyor. Güneyde ciddi herhangi bir şey yok, Şam kırsalında militanlarla anlaşmalar yapılıyor ve militanlar oralardan ayrılıyor. Humus’ta da durum iyi, kontrol altında. Onların (militanların) elinde İdlib var, Halep’te ise mücadele sürüyor.”

Son 48 saatteki gelişmeler Tahran’daki iyimserliği ciddi şekilde aşağı çekti. Bir başka İranlı askeri kaynak Al-Monitor’a şöyle konuştu: “ABD’nin krizi bitirme konusunda ciddi olmadığı aşikâr. (…) Suriye ordusuna yönelik saldırının yanlışlıkla yapıldığını söylediler. Yıllardır orduda görev yapan biri olarak bu iddialara ancak gülebilirim. Saldırı 40 dakikadan fazla sürdü. Tüm bu süre boyunca IŞİD’e ilerlemesi için yol açtıklarını kimse fark etmedi mi? Ben bu işin arkasında Pentagon’un olduğuna, Sayın Kerry’nin olup bitenden habersiz olduğuna inanma eğilimindeyim. Belki de Washington’daki şahinler yeni yönetim altında yeni politika izlemek için kanatlarını açıyordur. (Mevcut ABD yönetiminin) geri kalan şu birkaç ayında zaman harcamaktan başka bir şey olmayacak.”

İran durumu kendi hedef ve menfaatlerine göre değerlendiriyor ki bunlar Rusya’nın hedef ve menfaatleriyle tam bir ahenk içinde olmayabilir. Ancak iki ülke, ortak menfaatleri üzerinden kendi cephelerini güçlendirmeye çalışıyor. İran ve Rusya’nın başlıca hedefleri direncini sürdüren Suriye lideri Beşar Esad’ı iktidarda tutmak, Suriye’deki yönetim yapısını korumak ve terörü bertaraf etmek şeklinde sayılabilir. Suriye konusunda yapılan bilumum görüşmeler sırasında İranlıların başlıca isteklerinden biri, daha önce Nusra Cephesi ismiyle anılan Şam Fetih Cephesi’nin aynen İD gibi terör örgütü olarak kabul edilmesiydi. Söz konusu istek ABD-Rusya mutabakatında karşılanmış oldu ve bu, tüm kaygılarına rağmen Tahran’ın bu aşamada mutabakata riayet etmesi için yeterliydi. Zira bu adım, isim değişikliği yoluyla Nusra Cephesi’ni Suriyeli muhalif grupların yanında müzakere masasına oturtmaya çalışan İran’ın bölgesel rakiplerine başlı başına bir darbe sayılırdı.

Sonuç olarak ne ABD-Rusya mutabakatı ne de bu mutabakatın çökmesi İran’ın yegâne planı açısından herhangi bir değişiklik yaratmıyor. O plan da Esad bu tufandan sağ salim çıkana kadar ona arka çıkmayı içeriyor. Nitekim İran’ın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Cabir Ensari’nin 19 Eylül’de Şam’a yaptığı ziyaret de bu tutumun bir yansımasıydı. Ensari Esad’la görüşmesinin ardından “İran, Suriye’nin teröre karşı verdiği kritik mücadelede ihtiyaç duyduğu tüm imkânları sağlamaya kararlıdır.” şeklinde konuştu.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: syrian conflict, russian involvement in syrian crisis, russian influence in syria, iran-syria relations, is, humanitarian crisis, cease-fire

Ali Hashem, Al Mayadeen haber kanalında baş muhabir olarak görev yapan Arap bir gazetecidir. Mart 2012’ye dek El Cezire’de savaş muhabiri olarak çalışmış, öncesinde ise BBC’de kıdemli muhabir olarak görev almıştır. Hashem’in haberleri, Lübnan’ın As Safir, Mısır’ın Al-Masry Al-Youm ve Aldostor, Ürdün’ün Alghad gazetelerinde de yer almıştır. Hashem ayrıca Guardian gazetesine de katkıda bulunmuştur. Twitter hesabı: @alihashem_tv

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept