IŞİD de ‘Üst Aklın’ bir komplosu mu?

Türkiye’nin yeni yönetici sınıfı bu komplo teorileriyle kendisini avutarak, ülkenin yaşadığı acı ve karmaşık realiteleri gözardı ediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor İstanbul Atatürk Havaalanı’nda devriye gezen özel harekat polisleri, 30 Haziran 2016 Photo by REUTERS/Murad Sezer.
Mustafa Akyol

Mustafa Akyol

@AkyolinEnglish

İşlenmiş konular

salafist jihadists, istanbul, invasion, intellectuals, ideology, is, conspiracy theories

Tem 11, 2016

İstanbul Atatürk Havaalanı’nda 28 Haziran’da gerçekleşen vahim saldırının ardından Türkiye’de IŞİD tehdidine karşı teyakkuz arttı. Polis örgütün gizli hücrelerine yaptığı baskınlarda 20’den fazla şüpheliyi tutuklarken, silahlı kuvvetler de Suriye içindeki IŞİD mevzilerini top atışlarıyla ve havadan vurmaya başladı. Bir diğer deyişle, Türkiye geç de olsa nihayet artık tüm dünyayı tehdit eden bu terör örgütüne karşı daha aktif bir tavır sergilemeye başladı.

Öte yandan, Türkiye’nin IŞİD’e karşı fikri bir mücadele de yürütmesi gerekiyor. Oysaki ülkedeki hakim yönetici sınıfın entelektüellerinin bunu yapmaya ne fazla niyeti ne de yeteneği varmış gibi görünmüyor. Sebep, IŞİD’e ya da yaptığı katliamlara hoşgörü göstermek değil elbette. Sebep Türkiye’deki Müslüman kanaat önderlerinin meselenin özünü görmezden gelip, sorunu Batı’nın İslam’a karşı bir komplosu olarak geçiştirmesi.

Bu eğilim, bilhassa iktidar yanlısı basında ön plana çıkıyor. Güncel bir Al-Monitor makalesinde de anlatıldığı gibi havaalanı saldırısının ardından hükümet yanlısı basında suçu “CIA”e yükleyen pek çok yazı yayımlandı. Dahası, IŞİD’in kendisi de Batı’nın Orta Doğu’daki gerginlikleri körüklemek ve emperyalizmini genişletmek için ürettiği bir Truva Atı olarak resmediliyor.

Bu anlatının son ürünlerinden biri, “DAİŞ 3. Dünya Savaşı'nın Deşifresi” başlıklı kitap. TRT Spikeri Betül Soysal Bozdağ tarafından hazırlanan kitapta çoğu doğal olarak hükümet yanlısı olan 19 akademisyenle yapılan söyleşiler yer alıyor. İyi bir reklam kampanyasıyla tanıtılan kitabın tanıtım filminde şu ifadeleri dinliyoruz:

“Küreselleşme projesi çöktü. Kapitalizm iflas etmek üzere. Ruhun, teknolojiye kurban edildiği dijital kölelik çağında, nihilizm karanlığı tüm dünyanın üzerine bir kez daha çökmek üzereyken, bu gidişata karşı İslam, küresel çapta son direnişin gerçekleşeceği son hür kale! Ve o kalenin düşmesi için ‘üst akıl’ son icadını üretti: İslam ile terörü yan yana getirmeye çalışan DAİŞ.”

Yani IŞİD’in ve tüm barbarlığının arkasında aslında şeytani bir “üst akıl” var. Erdoğan’ın geçen yıl icat ettiği bu terim, benim de bir Al-Monitor makalemde izah ettiğim gibi, Batılı bir komplo odağına işaret ediyor. Dahası, reklam filminden bu komplonun hedefinde sadece İslam’ın değil aslında Erdoğan’ın muzaffer “yeni Türkiye”sinin olduğunu öğreniyoruz. Filmde şöyle deniliyor: “DAİŞ’in ikinci bir görevi daha var: İslam coğrafyasında ‘tarih ve medeniyetin referans ülkesi olmaya aday' olan Türkiye’yi durdurmak. Engeller kalkarsa, tarihin akışını yeniden şekillendireceğimizi iyi bildikleri için DAİŞ’i göstererek hem İslam’ı hem de Türkiye’yi etkisiz kılmayı hedefliyorlar”.

Görünen o ki, fazlasıyla Türkiye odaklı ve iktidar-övücü bu dil, iktidar medyasınca abartılı bulunmuyor. Aksine, hararetle destekleniyor. Sabah gazetesindeki bir köşede kitap siyasiler ve aydınlar tarafından “mutlaka okunması” gereken bir yapıt olarak lanse ediliyor. Aynı cenahta şöyle başlıklara da rastlanıyor: “Daiş Batı’nın kurguladığı El Kaide’nin bir kopyası” ya da “Daiş kukla Batı kuklacı”. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da geçen yıl “Daiş ve PKK Batı’nın oyuncaklarıdır” demişti.

Buradaki büyük problem, bu komplo teorilerinin dünyayı biraz daha iyi bilen insanlara traji-komik geliyor olması değil. Asıl problem şu: Türkiye’nin yeni yönetici sınıfı bu komplo teorileriyle kendisini avutarak, ülkenin yaşadığı acı ve karmaşık realiteleri gözardı ediyor. IŞİD’in ardındaki “üst akıl”a dair uzun hikayeler anlatanların hiç birinin, IŞİD ideolojisini, bunun kökenindeki Selefi-Tekfiri cihatçılık ve bu fanatizmin binlerce genç Müslümana cazip görünmesinin arkasındaki toplumsal ve siyasi nedenlere ilişkin hiçbir fikirleri yok.

Bu arada, gerçek dünyada, IŞİD zihniyeti Türkiye toplumuna yavaş yavaş sızıyor. Sebep Batı komploları değil, tam da Türkiye’nin meselenin özüne kayıtsızlığı. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eski danışmanlarından Yusuf Müftüoğlu bu konuda son derece göz açıcı bir makale yazdı. Türkiye’de son beş yılda “Selefi aşırıcılığın normalleştiği” ve bunun IŞİD’e verimli bir ortam sağladığına dikkat çeken Müftüoğlu şöyle dedi:

“Türkiye’deki bazı İslamcı STK’lar ve basın, radikal mezhepçi bir söylemi yaymanın yanı sıra İslam Devleti’ne karşı uyarıda bulunan herkesi susturarak bu süreçte önemli rol oynadı. İran ve Şiilere karşı büyük bir kampanya yürütüldü ve Şiiler için kullanılan hakaretler, Selefi aşırıcılığın Şii aşırıcılığının bir sonucu olduğu, dolayısıyla da anlaşılabilir olduğu savıyla meşrulaştırıldı.”

Söz konusu “Selefi aşırıcılığın” ilerlemesine yardımcı olanlar — yani iktidar yanlısı basın ve pek çok köşe yazarı — şimdi ise bize IŞİD’in Batı komplosundan başka bir şey olmadığını söylüyorlar. Dahası bu söyleme itiraz edenleri de “üst akıl”ı aklamaya çalışan Batı ajanları olarak yaftalıyorlar.

Ama mesele Batı değil. (Batı’nın, şu an feci bir ahmaklık olarak kabul edilen 2003’teki Irak işgali başta olmak üzere, elbette büyük günahları var.) Asıl mesele şu: Türkiye’nin yeni hakim sınıfı, dünyayı olduğu gibi anlamaya yetkin bir entelektüelliğe ve hem kendi hatalarıyla hem İslami gelenekteki sorunlarla yüzleşebilecek ahlaki olgunluğa sahip mi? Şu ana kadar pek iyi bir sınav verdikleri söylenemez. IŞİD’in İslam’a karşı bir komplo değil, İslam dünyasının içinden çıkan bir hastalık olduğunu görmeleri, ileri doğru atılacak ilk önemli adım olacaktır.

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye hapsolduğu çemberi kırabilir mi?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | May 23, 2020
al-monitor
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
al-monitor
Giyim-tekstile pandemi vurgunu
Mustafa Sönmez | ekonomi ve ticaret | May 20, 2020
al-monitor
Libya Erdoğan’ın yüzünü güldürüyor mu?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | May 18, 2020