İsrail'in Nabzı

Erdoğan İsrail’e karşı tavrını değiştiriyor mu?

By
p
Article Summary
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’deki seçim kampanyasında Filistinlilere ilişkin tartışmalı açıklamalara sessiz kalması ve Edirne’deki sinagogun açılışı Ankara’nın İsrail politikasında değişime işaret ediyor olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İran’ın Orta Doğu’da hâkimiyet kurma çabalarını kabul edemeyiz. İran’ın İslam Devleti’ne karşı mücadelesinin tek amacı bölgedeki çıkarlarını ilerletmek ve Irak ile Suriye’nin kontrolünü ele geçirmektir.

26 Mart’ta gelen bu mesajın sahibi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değil. Erdoğan, Husilerin Yemen’i ele geçirmesini engellemek için Suudi Arabistan’ın ülkeye başlattığı askeri harekâta verdiği desteği böyle dile getirdi. Şii Husiler pek çok kişi tarafından “Tahran’ın uzantısı” olarak görülüyor. Erdoğan’ın açıklamaları bu anlamda İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun 3 Mart’ta ABD Kongresi’ne yaptığı konuşmanın adeta bir tekrarı niteliğindeydi. “Düşmanınızın düşmanı düşmanınızdır.” diyen Netanyahu, Amerikalıları İran’ın sadece İsrail için değil, bütün bölge hatta dünya için bir tehdit olduğuna ikna etmeye çalışmıştı.

Erdoğan’ın açıklaması ABD Başkanı Barack Obama’yla yaptığı uzun telefon görüşmesiyle aynı gün geldi. Bu görüşme iki lider arasında Netanyahu-Obama ilişkisini andıran uzun ve sıkıntılı bir kopukluğun ardından gerçekleşti. Beyaz Saray’dan yapılan basın açıklamasında Erdoğan ve Obama’nın İran’ın nükleer programı dâhil Orta Doğu’nun ivedi konularını ele aldıkları bildirildi. Görüşmede Netanyahu’nun son İsrail seçimleri öncesinde “Araplar sandıklara akın ediyor." şeklindeki sözlerinin ya da iki devletli çözümü reddetmesinin gündeme gelip gelmediği bilinmiyor. Ama bu çıkışlardan rahatsız olan Obama, rahatsızlığını gizlemediği gibi Netanyahu’yu eleştirirken sözlerini sakınmadı.

Obama’nın Netanyahu’ya ilişkin rahatsızlığını bu denli güçlü bir biçimde ifade etmesi Erdoğan’ın İsrail Başbakanı’na yönelik sessizliğini daha da çarpıcı hâle getiriyor. Oysa Erdoğan son yıllarda İsrail hükümetinin Filistinlilere karşı tutumuna çıkışmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyordu. 2014 yazındaki cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında kullandığı dil ve imgelerle kimi kırmızı çizgileri de aşan Erdoğan, “Hitler’den beter” dediği İsrailli siyasileri Gazze Şeridi’nde soykırıma kalkışmakla suçlamıştı.

İsrail’deki sağ cenah son seçim kampanyası sırasında Erdoğan’a bu konuda bolca “bilindik cephane” sağladı. Fakat 7 Haziran’daki genel seçimlere hazırlanan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne hâlen liderlik eden Erdoğan bu kez tümüyle suskun kaldı. Hatta Erdoğan’ın emektar danışmanlarından İbrahim Kalın, 24 Mart’ta İsrail seçimlerinin sonuçlarına ilişkin ılımlı ve dikkatli bir analiz kaleme aldı. Kalın, Netanyahu’nun tartışmalı sözlerine değinse de okurlarını İsrail Başbakanı’nın güvenli bir İsrail hedefine ulaşmasının tek yolunun Filistinlilerle adil ve kalıcı barıştan geçtiğine ikna etmeye çalıştı.

Peki, “Filistinlilerin savunucusu” Erdoğan’ın son birkaç yıldır alıştığımız o duygusal çıkışlarına ve öfkesine ne oldu? Duymaya alıştığımız o sert ithamlara ne oldu? Yalnızca Erdoğan değil, diğer üst düzey hükümet yetkilileri de Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman’ın İsrail vatandaşı Araplar ve Filistin devleti hakkında yaptıkları tartışmalı açıklamalara yanıt vermekten kaçındı.

İsrail seçimlerinin ardından ise Edirne’de restorasyonu tamamlanan Büyük Sinagog 27 Mart’ta gösterişli bir törenle açıldı. 20’nci yüzyılın başlarında en görkemli günlerini yaşayan bu yapı Balkanların en büyük, Avrupa’nın da en büyük üçüncü sinagoguydu. Leopoldstaedter Tempel olarak bilinen Viyana’daki sinagogun kopyası olarak inşa edilen bu etkileyici yapı Türk hükümeti tarafından 1,7 milyon dolar harcanarak restore edildi. Oysa bundan sadece birkaç ay önce Edirne Valisi Dursun Ali Şahin sinagogun Yahudi cemaatinden alınarak müzeye çevrilmesini önermişti. Valinin “Mescid- i Aksa’nın içinde savaş rüzgârları estiren, bizzat savaş tatbikatı yapan o eşkıya kılıklı insanlar (İsrailliler) orada Müslümanları katlederken biz onların sinagoglarını yapıyoruz.” şeklindeki sözleri tartışma yaratmıştı.

Türkiye’nin Edirne’yi yıllar önce terk eden Yahudilere karşı duyduğu hoşgörü ve açıklığın ifadesi olarak düzenlenen törene Yahudi cemaat temsilcilerinin yanı sıra protokole uygun olarak üst düzey yetkililer de davet edildi. Bu yetkililerin bir bölümü gerçekten de davete icabet etti. Hatta bir davet de İsrail’deki hahambaşılarına gitti. Onlar Dışişleri Bakanlığı’nın telkiniyle Kudüs’te kalmayı tercih etti ama Türkiye’de görev yapan İsrailli diplomatlar törene katıldı.

Daha önce Vali Şahin’in sözleri için Türk hükümeti adına Yahudi cemaatinden özür dileyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç törende isteyen tüm Yahudileri Türkiye’ye yerleşmeye çağırdı. Arınç bu sözlerle Türkiye’de bir süredir baş gösteren antisemitizm tezahürlerini dengelemeye çalışıyordu. Zira İftirayla Mücadele Birliği’nin bir raporuna göre bu eğilimin yükselmesi kıdemli siyasilerin İsrail’e dair kamuoyunda söyledikleriyle doğrudan bağlantılı.

Bu yılın başında Hrant Dink Vakfı tarafından yayımlanan bir raporda da Türkiye’de bugün en yaygın önyargının antisemitizm olduğu kaydedildi. Rapora göre Koruyucu Hat Harekâtı sırasında Türk medyası Yahudiler, İsrailliler ve Siyonistler arasında bir ayrım gözetmedi ve İsrail’in Gazze’deki eylemlerine ilişkin her yorumda Yahudilere atıf yapan tabirler kullanıldı.

Dolayısıyla Edirne sinagogunun açılışında verilen mesajı yalnızca Yahudilere yönelik bir kucaklama ve kardeşlik mesajı olarak görülemez. Bu aynı zamanda Türk hükümetinin İsrail Devleti’ne gönderdiği bir uzlaşı ya da en azından bir “iyi niyet” mesajıydı.

Birçok ülke gibi Türkiye’nin de İsrail’deki seçim sonuçlarından hayal kırıklığı duyduğunu belirten İsrail Dışişleri Bakanlığı üsluptaki bu değişimi Erdoğan’ın karşı karşıya kaldığı iç sorunlara bağlıyor. Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçiş için gereken anayasa değişikliği için yaklaşan seçimlerde büyük bir çoğunluk kazanması gerekiyor ancak şansı zayıf görünüyor. Bunun sebepleri arasında Erdoğan’ın Kürtlerle barış görüşmelerinde engel çıkarması, peşini bırakmayan muhtelif yolsuzluk skandalları, Türk lirasının değer kaybetmesi ve başarısız dış politika var.

Türkiye’nin hem İsrail hem ABD büyükelçiliğini yapmış bir diplomat olan Namık Tan da Edirne’deki törenin katılımcılarından biriydi. Al-Monitor’a konuşan Tan’a göre Türkiye-İsrail ilişkileri gelişse de gerilese de “bu iki ülke birbirinin kopyası ve bu bölgedeki ortak kaderlerinden kaçamaz”. Dolayısıyla İsrail’de bir iktidar değişikliği olmayacağının netleşmesi, Türkiye’deki iktidarda da yakın zamanda büyük bir kayma olacağı yönünde herhangi bir işaretin olmaması iki yönetimi de taviz vermeye ve birlikte yaşamaya zorluyor. Bu zorunluluk iki ülkenin karşı karşıya kaldığı bölgesel sıkıntılar düşünüldüğünde daha da ağırlık kazanıyor.

Bu bölümlerde bulundu: turkey, recep tayyip erdogan, jews, israel, elections, benjamin netanyahu, avigdor liberman, anti-semitism

Arad Nir, İsrail’in en büyük haber kuruluşu Kanal 2’nin dış haberler müdürü ve uluslararası ilişkiler yorumcusudur. Dünyanın çeşitli bölgelerinde uluslararası siyaset ve diplomasi konularını, etnik çatışmaları izlemiş, bir dizi dünya lideri ve kanaat önderiyle mülakatlar yapmıştır. Nir, ayrıca IDC Herzliya ve Netanya Akademi Koleji’nde televizyon gazeteciliği dersleri vermektedir.

x

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X