Ana içeriğe atla

Türkiye’nin Suriye siyasetinde değişim sancıları

Fon transferiyle Erdoğan’ı bağlayan Putin’in markajı, sığınmacı baskısı ve seçim gündemi Esad’la diyalogu dayatıyor. Bu yönelim devletin katmanlarındaki tercihleri de yansıtıyor. Ama ciddi bir yol haritası yok.
LOUAI BESHARA/AFP via Getty Images

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ekim 2021’de Belgrad’da Bağlantısızlar toplantısı sırasında Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad’la ayaküstü görüştüğünü belirtip muhalefetle rejimi uzlaştırmaya çalıştıklarını söylemesinin yankıları sürüyor. 

Muhalifler fişlerinin çekileceği korkusuyla Suriye’nin kuzeyinde en az 33 yerde gösteri düzenlerken Ankara, Suriye halkına desteğin süreceğini belirterek öfkeyi yatıştırmaya çalışıyor. Çavuşoğlu ikinci açıklamasında “Barıştırma değil de uzlaştırma kelimesini kullandım. İşi kızıştırmak isteyenler sözlerimizi çarpıttı” dedi. 

Çavuşoğlu’ndan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Erdoğan’ın Esad’la görüşüp görüşmeyeceği sorusuna "Hiç olmaz diyecek durumda değilim. Bir yerden başlar, bunun düzeyi yükselebilir" yanıtını verdi. Bu da yön karmaşasına rağmen Suriye siyasetinde değişim sancısını teyit ediyor. 

Bunun nasıl ve ne zaman olacağına dair tartışmanın ucu açık. Fakat devletin farklı katmanlarında Şam’la barıştan yana bir tercih ağırlık kazanıyor. Epey zamandır önde gelen bazı emekli asker ve diplomatlar Şam’la uzlaşmayı salık veriyordu. Hükümetin özellikle Kürtlere karşı “savaşçı” tavrına arka çıkan ulusalcı kanatlar da Şam’la barış için bastırıyor. 

Bu çerçevede iktidarın dışardan ortağı olup Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlarına etki edebilen Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin değişime destek açıklaması, devlet katındaki hassasiyetler açısından önemli bir gösterge. Bahçeli, Çavuşoğlu’nun muhaliflerle rejim arasında barışın tesisine yönelik sözlerini “Kalıcı çözüm arayışlarına güçlü bir nefes” olarak niteleyip “Türkiye’nin Suriye ile görüşme düzeyini siyasi diyalog mertebesine çıkarması, bu çerçevede terör örgütlerinin yuvalandıkları her coğrafi alandan işbirliğiyle sökülüp atılması önümüzdeki siyasi gündem konularından birisi olmaya namzettir ve hatta ciddiyetle ele alınmaya değerdir” dedi. 

Bahçeli 2023’de kadar tüm komşularla normalleşme umudunu da dile getirdi. AKP ve MHP’nin sığınmacılarla ilgili sorunların da yansıyacağı 2023 seçimine uzlaşma gündemiyle gitmek istediği anlaşılıyor. 

Çavuşoğlu diyalogun geldiği aşamaya dair şu bilgileri paylaşmıştı: “Uzun zamandır (Rusya lideri Vladimir) Putin, Esad ile cumhurbaşkanımızı görüştürmek istediler. Cumhurbaşkanımız da istihbaratların görüşmesinin faydalı olacağını söylemişti. Bir ara istihbaratlar arasında görüşmeler olmuştu. Daha sonra kesintiler oldu, şimdi tekrar başladı." 

Erdoğan da 5 Ağustos’ta Soçi’de Putin’le görüşmesinden sonra Rusya liderinin Esad’la görüşmeyi önerdiğini belirtip istihbaratçılar arasında zaten görüşmeler olduğunu ama sonuç alınamadığını söylemişti. 

Bahçeli’nin sözleri devletin iç sesini ve tercihlerini yansıtıyor. Bu tercihler üç ayak üzerinde formüle edilebilir:

  • Kürtlerin liderliğindeki fiili özerk yapıya son verecek bir işbirliği zemininde Şam’la barışılabilir. Bu yaklaşım sadece ortak mücadeleyi değil Şam’ın Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve PKK unsurlarını meşrulaştıracak ya da sistemin içine alacak herhangi bir yola girmemesi koşulunu arıyor. 
  • Devletin farklı katmanlarında artık Türkiye’nin demografik yapısına tehdit olarak görülmeye başlanan Suriyeli sığınmacıların geri gönderilmesi için koşulların oluşturulması gerekiyor. Şam’la diyalogun bir diğer şartı, bu koşulların oluşması için Suriye tarafında azami ortaklığın sergilenmesi. Erdoğan YPG-SDG unsurlarının uzaklaştırılıp sığınmacıların yerleştirileceği bir şerit olarak düşlediği sınır boyunca 32 kilometre derinliğinde güvenli bölge hedefini tekrarlasa da Esad’la olası pazarlık Suriye yönetiminin kontrolü altındaki Hama, Humus ve Halep gibi bölgelere dönüşü mümkün kılacak koşulların garantisini almayı da içeriyor.
  • Türkiye’nin müstakbel çıkarlarını gözetecek muhalif unsurları Şam’da iktidara ortak edebileceği bir siyasi çözüm sürecini desteklemek de önem arz ediyor. Yani Erdoğan, Türkiye destekli muhalif güçleri Truva Atı gibi Şam’a taşımayı önemsiyor. 

Konuyu yakından takip eden emekli bir diplomat Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede, Bahçeli’nin açıklamalarının Genelkurmay, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Dışişleri Bakanlığı’ndaki eğilimleri yansıttığını fakat Ankara’nın ne yapmak istediği konusunda ciddi bir belirsizlik olduğunu söyledi. “Seçim öncesinde bir şeyler yapma telaşı yaşanıyor” diyen emekli diplomat, Suriye dosyasında muhalif gruplar ve silahlı güçlerin geleceği dâhil çok çetrefil konular olmasına rağmen bunlara nasıl bir çözüm öngörüldüğünün bilinmediğine işaret etti. Suriye’nin kuzeyindeki güvenlik sorunu ve sığınmacıların geri dönüşü gibi meselelerde Şam’la diyalogun kaçınılmaz olduğu konusunda devletin içinde bir kanaatin oluştuğunu belirten emekli diplomat, “Açıkçası atılması gereken adımlar ortada ama bunları hayata geçirecek olanların iş yapma tarzları bende soru işaretleri doğuruyor” diye ekledi.

Al-Monitor’a konuşan emekli bir asker ise Şam’la diyalog baskısının daha çok Putin’den kaynaklandığını, devlet kurumlarında tam bir mutabakattan söz edilemeyeceğini belirtti. Emekli asker, özellikle Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ABD’ye yakınlığı dikkate alındığında Suriye siyasetinde radikal bir değişikliğe gitme kararının içerden bir dirençle karşılaşabileceğini söyledi.

Erdoğan kendi bekası için değişim şart diyen sese kulak vermek zorunda. Ayrıca temmuzun son haftasından itibaren Türkiye Merkez Bankası’na park edilen Rus fonlarının yeni yön arayışında payı var. Erdoğan 2023 seçiminde giderek Putin’in ipine bel bağladığı izlenimi veriyor. 

Astana Platformu özünde muhalifler ile Esad yönetimini uzlaştırma hedefine göre kurgulanmış bir süreç. Türkiye, BM’nin terör örgütleri listesinde olmayan silahlı grupları bu sürece ortak edip garantör rolü oynadı. Astana Platformu, Cenevre’de yönetim, muhalefet ve sivil toplumu temsilen toplam 150 kişilik anayasa yazım komitesinin oluşmasının da önünü açtı. Yani muhalifler hem Astana hem Cenevre’ye müzakere için heyetler göndermeyi kabul ederken bunun bir uzlaşma süreci olduğunun bilincindeydi. 

Elbette ne Türkiye ne de desteklediği gruplar sürecin başarısına inandı. Taraflar değişen koşullarda Astana’daki taahhütlere rağmen güç kullanarak sahadaki durumu değiştirme ısrarını sürdürdü. Türkiye silahlı grupları Suriye Milli Ordusu çatısı altında toplayıp savaşı Kürtlerin kontrolündeki bölgelere yöneltti. 

Ankara şimdi Türkiye’nin 2015’te BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı 2254 sayılı karar çerçevesinde çözüm çabasına destek verdiğini anımsatıp çizgisinde sapma olmadığını söylemeye çalışıyor. Adına ister barıştırma ister uzlaştırma denilsin bu kez durumun farklı olduğu ortada. Şam’a doğru uzatılan elin havada kalmaması için Türkiye’nin silahlı gruplara “paydos” demesinin gerektiğini herkes anlıyor. Muhaliflerin Astana’ya giderken duymadıkları korkuyu şimdi hissetmelerinin nedeni bu. Esad yönetimi ayrıca Türkiye ile yeni sayfa açmanın koşulu olarak Türk askeri varlığına son verilmesini öne sürüyor. 

Şam’la köprüleri kurma ihtiyacı kendini dayatıyor fakat tarafların koşulları buna izin vermiyor. Ankara’nın 32 kilometre derinliğinde güvenli bölge oluşturma hedefini masada tutarak bu yolu açması da zor. İstihbaratçılar arasındaki görüşmelerde Türk tarafının, 1998 Adana Mutabakatı’nın, PKK’ye karşı sıcak takip hakkının 5 kilometreden 32 kilometreye çıkartılması yönünde güncellenmesini istediği öne sürülmüştü. Diyalog tartışmasının tam ortasında 16 Ağustos’ta sınır karakoluna düzenlenen saldırıda bir askerin ölmesi üzerine Türk jetleri, Kobani’nin batısında Çarıklı’da Suriye askerlerinin bulunduğu üssü bombaladı. Ölen ve yaralananlar oldu. Hükümet güçlerinin hedef alınması, 32 kilometrelik alanda Suriye askerine de tahammülün olmadığını gösteriyor. Saldırı Türkiye’nin kendi diyalog teklifini kurşunladığı anlamına da geliyor.

Join hundreds of Middle East professionals with Al-Monitor PRO.

Business and policy professionals use PRO to monitor the regional economy and improve their reports, memos and presentations. Try it for free and cancel anytime.

Free

The Middle East's Best Newsletters

Join over 50,000 readers who access our journalists dedicated newsletters, covering the top political, security, business and tech issues across the region each week.
Delivered straight to your inbox.

Free

What's included:
Our Expertise

Free newsletters available:

  • The Takeaway & Week in Review
  • Middle East Minute (AM)
  • Daily Briefing (PM)
  • Business & Tech Briefing
  • Security Briefing
  • Gulf Briefing
  • Israel Briefing
  • Palestine Briefing
  • Turkey Briefing
  • Iraq Briefing
Expert

Premium Membership

Join the Middle East's most notable experts for premium memos, trend reports, live video Q&A, and intimate in-person events, each detailing exclusive insights on business and geopolitical trends shaping the region.

$25.00 / month
billed annually

Become Member Start with 1-week free trial

We also offer team plans. Please send an email to pro.support@al-monitor.com and we'll onboard your team.

What's included:
Our Expertise AI-driven

Memos - premium analytical writing: actionable insights on markets and geopolitics.

Live Video Q&A - Hear from our top journalists and regional experts.

Special Events - Intimate in-person events with business & political VIPs.

Trend Reports - Deep dive analysis on market updates.

All premium Industry Newsletters - Monitor the Middle East's most important industries. Prioritize your target industries for weekly review:

  • Capital Markets & Private Equity
  • Venture Capital & Startups
  • Green Energy
  • Supply Chain
  • Sustainable Development
  • Leading Edge Technology
  • Oil & Gas
  • Real Estate & Construction
  • Banking

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial