Ana içeriğe atla

Türkiye-BAE yumuşaması Libya’ya nasıl yansıyacak?

Türkiye ile BAE arasındaki müzakereler büyük ölçüde ticaret odaklı olsa da Abu Dabi’yi Libya’da geri adıma sevk edecek bir dizi etmen de söz konusu. 
Libya

Uluslararası kamuoyunun gündemi ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ve İran’ın nükleer programıyla meşgulken Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri sessiz sedasız Orta Doğu’da köklü değişimlere yol açabilecek kararlara imza atıyorlar. 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve BAE Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayed El Nahyan ağustos sonundaki telefon görüşmelerinde ikili işbirliği ve bölgesel istikrar konularını ele aldılar. Kısaca MBZ olarak anılan Veliaht Prens ile Erdoğan arasındaki görüşme iki ülke liderleri arasında yıllar sonra gerçekleşen ilk temastı. BAE Devlet Başkanı Diplomasi Danışmanı Enver Gargaş Twitter’da Abu Dabi’nin bölge ülkeleriyle köprü kurma çabaları kapsamında gerçekleşen görüşmenin olumlu ve dostane bir havada geçtiğini açıkladı. 

Gargaş daha sonra yaptığı bir açıklamada da Emirlik’in Türkiye ve İran’la çatışmadan kaçınmak için aktif olarak çalıştığını belirterek Ankara’nın bilhassa Mısır ve Müslüman Kardeşler konusunda değişen dış politikasının memnuniyetle karşılandığını kaydetti.

Görüşmeye dair açıklama iki ülke arasında aylar süren bir dizi düşük profilli toplantının ardından geldi. Uzlaşı çabaları Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) Katar’a yönelik ablukayı kaldırmasının ardından ocak ayında başladı. KİK kararıyla Doha’nın baş müttefiklerinden Ankara ile Abu Dabi arasındaki ilişkilerin onarılmasının önü açıldı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah El Sisi de KİK zirvesinin ardından Kahire’yi ziyaret eden Veliaht Prensi'ni Türkiye ile ilişkilerin onarılması konusunda teşvik etmişti.

BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnun Bin Zayed El Nahyan 18 Ağustos’ta Emirlik’ten Türkiye’ye yıllar sonra ilk üst düzey ziyareti gerçekleştirerek Erdoğan ile görüştü. Erdoğan iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştiğini ve uzlaşının önemli BAE yatırımlarının önünü açabileceğini söyledi.

İlk bakışta yakınlaşma, Türkiye’nin bilhassa pandemi ortamında fazlasıyla ihtiyaç duyduğu ekonomik işbirliğinin artırılmasına olanak tanıyor. Nitekim Abu Dabi’nin ikinci en büyük şirketi International Holding Co. ağustos sonunda Türkiye’de sağlık ve sanayi sektörlerinde yeni yatırım olanakları araştırdığını açıkladı. 

Ticaretin ötesinde ise yumuşama Washington’daki yeni yönetime yönelik bir tutum olabilir. Ankara Biden yönetiminin, Trump yönetimi kadar müsamahakâr davranmayacağının farkında. Türkiye’nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi almasından doğan yaptırımlar hâlihazırda devrede ve Erdoğan ABD ile ilişkilerin sağlıklı yürümediğini söylüyor. Abu Dabi ise Biden yönetiminin bölgede bugüne kadar izlediği donuk dış politikaya tepki veriyor. Bunlara Washington'ın Abraham Anlaşmaları’na ilgisiz kalması, Suudi Arabistan öncülüğündeki Yemen koalisyonundan desteğini çekmesi ve Afganistan’dan çekilme sürecinin basiretsizliği de dahil.

Dolayısıyla iki ülke de ortak ilgi alanlarına yoğunlaşmaya daha istekli olabilir. Müslüman Kardeşler konusundaki karşıt tutumlar ve Suriye ile Libya iç savaşlarında rakip grupların desteklenmesi gibi aşılması ya da çatışmadan kaçınılması gereken önemli ideolojik ve jeopolitik anlaşmazlıklar hâlen sürüyor. Ancak hem Erdoğan hem de Veliaht Prens en azından şimdilik ihtilaflı konularda kamuoyu önünde sessiz kalarak ekonomik olanakların ön planı almasını kabul etmiş gibi görünüyorlar.

Türkiye’nin Libya dosyasında tutum değiştireceğine dair pek bir işaret yok. Zira Ankara’nın ülkedeki stratejik askeri üslere erişimi, toplam değeri tahmini 16 milyar doları bulan inşaat sözleşmeleri ve ancak BM destekli Ulusal Birlik Hükümeti iktidarda kalırsa koruyabileceği oldukça tartışmalı bir deniz yetki alanları anlaşması söz konusu. Ankara ülkedeki nüfuzunu kaybedeceği ve hasmı Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) yeni bir taarruz başlatacağı korkusuyla güçlerini Libya’dan çekmesi için yapılan uluslararası çağrıları bile göz ardı ediyor. 

Libya Ulusal Ordusu’nun başlıca destekçisi BAE ise çatışmada artık tek taraflı tutumunu terk ederek Ulusal Birlik Hükümeti’ne alenen destek vermeye başladı. Bu değişim, Ankara ile yakınlaşmadan ziyade uluslararası alanda LUO’ya verilen desteğin azalmasıyla ilgili olabilir. Ancak her hâlükârda aralık ayındaki seçimlere yönelik müzakereler sürerken Ankara ve Abu Dabi en azından şu an için süreci sessizce izleyecektir.

Türkiye ve BAE’nin temel ideolojik anlaşmazlıklarını çözmeleri pek muhtemel görünmese de ABD’nin dikkatini başka yerlere yoğunlaştırdığı ve bölgesel ilişkilerin önem kazandığı bir ortamda bu anlaşmazlıklar iki rakip başkentin birlikte çalışmasına engel olmayabilir.

More from Emily Przyborowski