Ana içeriğe atla

Irak Kürdistanı: İran’ın tehditleri boş hamasetten mi ibaret?

A picture taken on January 13, 2020, during a press tour organised by the US-led coalition fighting the remnants of the Islamic State group, shows a member the US forces walking past a drone in the Ain al-Asad airbase in the western Iraqi province of Anbar.

ABD güçlerinin Irak Kürdistanı’ndaki kritik bir üsten çekilmesini isteyen, “Amerikalıların ve Siyonistlerin paralı askerlerini” hedef almaktan bahseden İran, Irak Kürdistanı’nda tedirginlik yarattı. Bölgede, Tahran’ın ne kadar ileri gidebileceği, ABD’nin İran’ı durdurmak için bir şey yapıp yapmayacağı, yaparsa nasıl bir adım atacağı sorgulanıyor.

Devrim Muhafızları’nda üst düzey komutan ve İran ordusunun genelkurmay başkanı olan Muhammed Bakıri, ABD’nin Afganistan’dan kaotik bir şekilde çekilmesinden cesaret almış olacak ki bu çekilmeyi “yenilgi ve Vietnam’dan daha kötü bir bozgun” olarak niteledi. 19 Eylül’de İran televizyonuna konuşan Bakıri sözlerini şöyle sürdürdü: “Irak ve kuzey bölgesi [Irak Kürdistanı] Amerika’nın, Siyonist rejimin ve silahlı karşıdevrim gruplarının eğitim üslerine, televizyon ve radyo kanallarına, kamp ve askeri eğitim imkânlarına sahip olmasına, sonra da bizim sınır bölgelerimize saldırıp subaylarımızı katletmesine izin vermemeli.”

Bakıri bu sözleriyle Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) barınma imkânı tanıdığı İran kökenli silahlı Kürt muhalif grupları kastediyordu. Ancak Tahran’ın gazabından korkan Iraklı Kürt yöneticiler, bu grupları çok sıkı bir denetim altında tutuyor ve Irak topraklarını kullanarak İran tarafına saldırı düzenlemelerine izin vermiyor. İranlı Kürt peşmergelerin başlıca faaliyeti, dağlık Irak-İran sınırında KBY’nin kendilerine tahsis ettiği bölgelerden geçen kaçakçılardan “vergi” toplamak. Hâl böyle olunca İran içinde fazla bir fiziki etkileri olmuyor ancak bu grupların İran’daki sempatizanları İran güçleriyle sürekli olarak çatışıyor ve sayıları yaklaşık 8 milyonu bulan İranlı Kürtlere karşı baskı sarmalını besliyor. Bu baskıların ceremesini en çok Sünni Kürtler çekiyor.

Bakıri, ABD’nin İranlı Kürt isyancılara yardım ve yataklık ettiğini, onlarla Harir hava üssünde gizli toplantılar yaptığını iddia etti.

WhatsApp üzerinden ulaştığımız kıdemli bir İranlı Kürt muhalif bu iddiaları reddetti ve ekledi: “Bir temas olacaksa bunun Erbil’de olması çok daha muhtemel.”

İslam Devleti’ne karşı Koalisyon operasyonlarında da kullanılan Harir üssünü İran destekli Şii milisler defalarca hedef aldılar ama bugüne kadar pek etkili olamadılar. Bakıri, Erbil’in 70 kilometre kuzeyinde bulunan üssün kapatılması gerektiğini, BM Anlaşması’na göre İran’ın “teröristleri” sınır ötesinde takip etme hakkı olduğunu söyledi. İran öteden beri Amerikalıların Irak’tan çekilmesini talep ediyor.

ABD ve Kürtlere yönelik bu sert çıkışın 10 Ekim’deki Irak parlamento seçimlerinin arifesine denk gelmesi, seçimlerde aday olan İran yanlısı isimlere güç katma hesabını da akla getiriyor.

Irak Genelkurmay Başkanı Abdül Emir Raşid Yarallah 21 Eylül’de yaptığı açıklamada İranlı mevkidaşının suçlamalarının “haksız” olduğunu, Irak topraklarının komşu ülkelere saldırılarda kullanılmasını “şiddetle” reddettiklerini söyledi. Açıklamada, ilgili tüm tarafların “karşılıklı ilişkilerde kardeşlik ve işbirliği üslubuna riayet etmesi gerektiği” vurgulandı.

Tehditler öncesinde bir dizi hava saldırısı yaşanmıştı. Eylül başında gerçekleşen bu saldırıların bazılarında sınır hattında vergi faaliyetleri için konuşlanan İranlı Kürt savaşçılar insansız hava araçlarıyla hedef alındı. Gerilimin yükseleceğinin bir başka alameti de İran Kürdistanı Demokrat Partisi’nin üst düzey isimlerinden Musa Babahani’nin ağustosta Erbil'deki bir otel odasında ölü bulunmasıydı. Partiden yapılan açıklamada Babahani’nin bedeninde “ciddi işkence izleri” olduğu belirtildi ve ölümünden İran devleti sorumlu tutuldu. 

Hâl böyle olunca İranlı Kürt muhalifler giderek savunmasız hissediyor. Pek çoğu KBY’nin onları savunmakta tereddütlü davranmasına sitem ediyor ama KBY’nin maddi yardımlarına bağımlı oldukları için bunu açıkça dile getiremiyorlar. Al-Monitor’a konuşan ve kendisinin de defalarca ölüm tehdidi aldığını belirten Iraklı Kürt yetkili, “Ölüm tehditleri arttığı gibi bölgedeki yöneticilere bize olan desteklerini kesmeleri için baskı da giderek artıyor. Artık Erbil’de bile güvende hissetmiyoruz” dedi. 

Kimliklerinin saklı kalması kaydıyla konuşan Iraklı Kürt yetkililer de İran’ın tehditkâr tutumundan kaygı duyduklarını belirttiler. Bakıri’nin fazla konuşan bir isim olmadığını belirten bir yetkili, “Bu yüzden açıklamaları ciddiye alınmalı” dedi. 

Washington’dan ise durumun ciddiye alındığına dair herhangi bir işaret yok. Dışişleri Bakanlığı Al-Monitor’un konuyla ilgili sorularını yanıtlamak istemedi. Biden yönetiminden bazı yetkililer ise özel sohbetlerde Bakıri’nin sözlerini boş hamaset olarak yorumluyorlar.

Bu, pek şaşırtıcı sayılmaz. Şikago Üniversitesi Pearson Enstitüsü’nde çatışma çözümleri üzerinde çalışan Remzi Mardini, “Afganistan’dan çekilmenin icrasında yaşanan fiyaskonun ikincil etkisi olarak hasım güçlerin cesaret kazandığı söylemine yönetim karşı çıkacaktır. Amerikalı politika yapıcıları müttefiklere daha güçlü bir şekilde güvence verecek ve hasımların saldırganlığını şiddetlenen değil olağan bir tutum olarak gösterecektir” dedi.

Kimi yorumculara göre İran’ın askeri operasyonlarının olağan olduğunu söylemek zor.

Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nde konuk araştırmacı olan Hamidrıza Azizi de böyle düşünüyor. Azizi’nin Al-Monitor’a değerlendirmesi şöyle: “Bu tip saldırılar zaman zaman oluyor. Zira bazı Kürt gruplarının İran’a karşı silahlı isyanı yeniden başlatmaya karar verdiği anlaşılıyor. Ancak İran’ın son saldırılarını farklı kılan şey şu: Siyaseten ve kamuoyu açısından zeminin hazırlanması, belirlenen çerçeve ve hedefler, hatta hukuki gerekçeler bakımından bu saldırılar çok daha kapsamlı görünüyor.”

Azizi’ye göre İranlı Kürt isyancı gruplar ile Amerikalı görevliler arasında Harir üssünde gizli toplantılar yapıldığı iddiası, İran’ın veya Irak’taki İran yanlısı grupların üsse yönelik olası bir hamlesi için bahane olarak kullanılabilir.

Azizi sözlerini şöyle sürdürdü: “Bana göre İran bir taşla iki kuş vurmak istiyor: Kürt isyancıları hiçbir yerde güvende hissedemeyeceklerine dair uyarmak ve aynı zamanda kuzey Irak’ta ABD askeri varlığına imkân tanınmaması için KBY ile Irak hükümetini baskı altında tutmak.”

Iraklı Kürt yetkili ise İran’ın tutumunu yorumlarken “Onların huyu böyle. Bastırırlar, bastırırlar ve tepki gelmezse daha da ileriye giderler” dedi. ABD’nin tepki vermesinin pek muhtemel olmadığını söyleyen yetkili, “Bu yönetim yapmaz” dedi.

ABD’li diplomatlar ve askeri yetkililer, ABD’nin çekilme ihtimalinden endişe duyan Kürtlere defalarca güvence verdiler. Son olarak ABD’nin Erbil Başkonsolosu Robert Palladino ağustostaki basın toplantısında, “ABD, Kürdistan Bölgesi dâhil olmak üzere Irak’ta kalıcıdır. Biz sizlerle bu yolculuğa uzun vadeli çıktık” ifadesini kullandı.

İran’ın stratejisi adeta Türkiye’nin taktik kitabından alınmış gibi. Türkiye’nin Irak Kürdistanı’nda üslenen PKK militanlarına yönelik saldırıları da son aylarda ciddi bir şekilde arttı. ABD ve Avrupa başta olmak üzere uluslararası toplumun büyük bölümü ise bu durumu görmezden geliyor. Azizi’ye göre “İran saldırılarının her seferinde kuzey Irak’ta Türk operasyonlarına denk gelmesi tesadüf olamaz. İki taraf arasında belli bir koordinasyon olmalı.”

More from Amberin Zaman