Ana içeriğe atla

Türkiye-BAE gerilimi Barzani’nin katkısıyla yumuşadı

Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında diyaloğun yeniden başlamasında Irak Kürdistan Başkanı Neçirvan Barzani’nin arabuluculuğu da etkili oldu.
Abu Dhabi's Crown Prince Sheikh Mohammed bin Zayed al-Nahyan (L) shakes hands with Turkey's Prime Minister Recep Tayyip Erdogan before a meeting in Ankara on Feb. 28, 2012.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) fiili hükümdarı Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayid El Nahyan ile 31 Ağustos’ta gerçekleştirdiği telefon görüşmesi, iki bölgesel rakip arasında havanın yumuşadığının bugüne kadarki en net işareti oldu. Al-Monitor’un edindiği bilgiye göre Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani bizzat devreye girerek buzların erimesini hızlandırdı.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre “Görüşmede, iki ülke ilişkileri ve bölgesel konular ele alındı.”

BAE devlet başkanının diplomasi danışmanı Enver Gargaş ise Twitter’dan yaptığı açıklamada Erdoğan ile Veliaht Prens’in “çok olumlu ve dostane” bir görüşme yaptıklarını belirtti. 

BAE devlet ajansı WAM da iki liderin ülkeleri arasındaki ilişkileri, “ortak menfaatlere ve halklarına hizmet edecek şekilde” güçlendirilmesini ele aldıklarını bildirdi. 

Kimliklerinin saklı kalması kaydıyla konuşan konuya vakıf kaynaklar, Barzani’nin “bir süredir” kısaca MBZ olarak anılan Veliaht Prens ile Erdoğan arasındaki gerilimi düşürmek için çaba harcadığını teyit ettiler. Kaynaklardan biri, Türkiye ile BAE arasındaki yumuşamanın “bölgesel barış ve istikrara hizmet edeceğini” söylerken ayrıntıya girmek istemedi. Her hâlükârda bu arabuluculuk çabası, Barzani’yi bölgesel diplomasi sahnesinde güçlendiriyor ve Iraklı Kürtlere iki kritik bölgesel oyuncu nezdinde puan kazandırıyor. 

Barzani’nin her iki liderle samimi ilişkilere sahip olduğu ancak Erdoğan’la özel bir uyum yakaladığı biliniyor. Türkiye’yle ilişkiler, 2010 yılında imzalanan ve Irak Kürdistanı’nın Türkiye üzerinden Bağdat’tan bağımsız olarak petrol ihracına imkân tanıyan dev petrol anlaşması ile ivme kazanmıştı. Türkiye ekonomik açıdan Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) için yaşamsal bir nefes borusu teşkil ediyor. Buna karşılık, PKK’ye karşı operasyonlarını giderek genişleten Türkiye KBY’de askeri varlık bulunduruyor.

Barzani, Veliaht Prens’in davetlisi olarak 12 Haziran’da Abu Dabi’ye gitmişti. Irak Kürdistanı’nda barınan sığınmacılar için milyonlarca dolar destekte bulunan BAE kraliyet ailesi ile Barzani ailesi uzun yıllardır iyi ilişkilere sahip. 

Barzani MBZ ile görüşmesinin ardından Twitter’dan yaptığı açıklamada “İkili ilişkilerin ve işbirliğinin daha da güçlendirilmesini, bölgesel barışı ve ortak ilgi alanımıza giren diğer konuları ele aldık” demişti. Bu konulardan biri Türkiye idi. Ertesi gün BAE polisi, bir süredir BAE’de barınan kaçak mafya lideri Sedat Peker’i “sohbet” için alıp götürdü. Peker o saate kadar içişleri bakanı başta olmak üzere Erdoğan’a yakın önemli isimlere ciddi suçlamalar yönelttiği bir dizi ifşaat videosu yayınlamıştı. Cinayet, kokain kaçakçılığı, gasp ve tecavüz gibi iddiaları içeren suçlamalar, Erdoğan hükümetinin sonunun geldiğine dair hararetli ama pek de gerçekçi görünmeyen spekülasyonlara yol açtı.

O günden sonra Peker’in videoları son buldu. Tuhaf bir gerekçe sunan Peker, hayatının tehlikede olduğu ve videoların bu riski arttırdığına dair BAE yetkililerince uyarıldığını söyledi. Peker Twitter’dan sansasyonel iddialara devam etti ancak hem eriştiği kitle hem de yarattığı etki azaldı. Kaynaklar, Barzani’nin ziyareti ile Peker’e yapılan polis baskını arasında herhangi bir bağ olmadığını belirttiler.

Türkiye ve BAE’yi karşı karşıya getiren başlıca sebep, BAE’nin hasım olarak gördüğü Müslüman Kardeşler’e Ankara’nın destek vermesiydi. Bu desteğin geçmişe göre giderek azaldığını belirtmek lazım. İki ülkenin karşıt taraflarda yer aldığı Libya iç savaşında ise Türkiye destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti BAE’nin desteklediği doğulu savaş ağası Halife Hafter’i geri püskürtmeyi başardı. BAE, Doğu Akdeniz’de gaz arama hakları nedeniyle Türkiye’yle karşı karşıya gelen Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır’a da arka çıktı. Afrika Boynuzu Türkiye-BAE rekabetine sahne olan bir diğer bölge oldu. İki ülkenin medya kuruluşları da karşılıklı olarak ağır suçlamalarda bulundular. Türk medyasına göre Erdoğan’ı devirmeyi amaçlayan 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi BAE’nin yardımıyla gerçekleşmişti. Bu suçlamaların son bulup bulmayacağı, barışma çabasının ilk testlerinden biri olacak.

Erdoğan’ın Veliaht Prens’le görüşmesinde Peker’in Türkiye’ye iadesini de gündeme getirdiği bildiriliyor. Ancak taraflar arasındaki yumuşama, sadece Ankara’nın Peker’i susturma isteğinden kaynaklanmıyor. Ankara’nın BAE açılımı, giderek derinleşen bölgesel yalnızlığını aşmak için İsrail, Suudi Arabistan ve Mısır’ı da içeren daha kapsamlı bir bölgesel çabanın parçası. Öte yandan, eski ABD Başkanı Donald Trump ve Abraham Anlaşmaları’nın imzalanmasında etkili olan damadı Jared Kushner’in gidişiyle BAE kibirli duruşunu bir ölçüde yumuşattı. BAE’nin Suudi Arabistan’la ekonomik anlaşmazlıkları da artıyor. İran’la ilişkilerde ise hem Türkiye hem de BAE çetrefilli bir konumda.

Cenevre merkezli Ulusaşırı Örgütlü Suçlara Karşı Küresel Girişim’in kıdemli uzmanlarından Jalel Harchaoui, mevcut diyalogu “sert bir U dönüşü” olarak görmüyor.

Uzmanın Al-Monitor’a değerlendirmesi şöyle: “Aslında gerilimi soğutma süreci son bir-bir buçuk yılda gerçekleşmişti. Donald Trump’ın başkanlığı bir nevi dört yıllık bir serbestlik aralığı oldu ve bu dönemde bu iki iddialı ülke de güç kullanarak bazı denemeler yapmak, askeri maceralara girişmek için fırsat buldu. [Türkiye’den askeri destek alan] Katar’a BAE öncülüğünde uygulanan abluka bunun iyi bir örneği.”

Bir diğer örnek de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de sergilediği agresif tutum.

ABD’de yönetimin değişmesi ve Biden yönetiminin önceliklerini Çin, iklim değişikliği ve iç sorunlar olarak belirlemesi, bölgesel güçleri yeni bir durum değerlendirmesine sevk etti. Diyalogu yeniden başlatıp ekonomik ilişkileri geliştirmek, hem mali açıdan sıkışık olan Türkiye’nin hem de varlıklı BAE’nin çıkarına. Harchaoui’ye göre “BAE’nin şu dönemde Türkiye’ye yatırım yapması gerçekten iyi bir fikir. Çünkü Türkiye ucuz bir ülke ve ekonomik kartlar BAE’nin ileride Türkiye üzerindeki etkisini artırmasına yardımcı olacak.”

18 Ağustos’ta BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnun Bin Zayid El Nahyan’ı kabul eden Erdoğan, görüşmenin daha çok ekonomik konulara odaklandığını, BAE’den “ciddi yatırımlar” beklediğini söylemişti. “İnanıyorum ki çok kısa zamanda BAE ülkemizde ciddi yatırımlara girecek” diyen Erdoğan, Veliaht Prens’le de bir araya gelebileceğini belirtmişti. 31 Ağustos’taki telefon görüşmesiyle bu yönde bir adım atıldı. 

Türk medyasının ve kendini bomba iddialara kaptıran milyonlarca Türk’ün asıl merak ettiği ise tüm bu gelişmelerin Peker’in akıbetini nasıl etkileyeceğidir. Peker Twitter hesabında sabitlediği mesajda BAE’de oturum izni olduğunu ve “uluslararası hukuka göre beni bulunduğum ülkeden hiçbir ülke alamaz” diyor. Ne var ki geçmişteki tecrübeler Türkiye’nin de BAE’nin de çıkarları öyle gerektirdiği zaman uluslararası hukuku pek takmadığını gösteriyor.

More from Amberin Zaman