Ana içeriğe atla

Tatlı sözlerle Suud kilidi açılmıyor

A security guard stands in front of Istanbul's courthouse on July 3, 2020, during the trial of 20 Saudi suspects accused in the murder of journalist Jamal Khashoggi in 2018 in Istanbul. The trial in absentia of 20 Saudi suspects accused of the murder, including two former aides to Saudi Crown Prince Mohammed bin Salman, began in Istanbul on July 3, 2020.

Türkiye Mısır’a paralel olarak Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilişkileri düzeltmek için fırsat kollarken “taviz vermesi gereken taraf” pozisyonundan bir türlü çıkamıyor.

Uzatılan zeytin dalına karşılık buzlar kırılmadığı gibi Suudi Arabistan ülkedeki Türk okullarından sekizini kapatma kararı aldı.
Anadolu Ajansı’na göre Suudi Eğitim Bakanlığı, Tebuk, Riyad, Taif ve Cidde'deki Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullara kapatma kararını yazılı olarak iletti. Suudi yetkililer Dammam ve Abha’daki okulları da ziyaret edip kapatma kararını sözlü olarak tebliğ etti. Kararın Mekke ve Medine'deki okullar için de geçerli olduğu öğrenildi. Tebligatta eğitim yılı sonunda okullardaki faaliyetlerin sonlanacağı ve öğrencilerin diledikleri okullara kayıt yaptırmaları hususunda kolaylık sağlanacağı belirtildi. Türk diplomatik kaynaklar, sekiz okuldaki toplam 2 bin 256 öğrencinin yeterli düzeyde Arapça bilmemeleri nedeniyle diğer okullarda mağdur olacakları kaygısını paylaştı. Suudi Arabistan’da Türk Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı 34 okul bulunuyor.

Geçen martta Türk okullarının kapatıldığına dair haberler üzerine Türk yetkililer 34 okuldan sekizinde faaliyetlerin durdurulduğunu, yeniden açılması için çalışıldığını, geri kalan 26 okulda eğitimin sürdüğünü açıklamıştı. Son tebligat fiili durumun kesin karara dönüştüğü anlamına geliyor. 

Okullarla ilgili durum Riyad’ın ilişkileri normalleştirme tekliflerini ağırdan aldığı ya da karşılıksız adım atmayacağını gösteriyor.

İlişkiler Suudi-Emirlikler ikilisinin, Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarına darbeye destek vermesiyle soğumaya başlamıştı. 2017’de Katar’a ablukaya karşı Türkiye’nin açık pozisyon alması ve bu ülkeye üs kurması gerilimi artırmıştı. 2018’de gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmesi ilişkilere son darbeyi vurmuştu. Erdoğan’ın klasik yaklaşımı, iki kutsal şehir Mekke ve Medine’nin hizmetçisi anlamında “Hâdım-ul Harameyn” olarak görülen Suudi Krallığı’na saygıyı gerektiriyor. O yüzden Erdoğan, Kral Selman bin Abdülaziz’e hürmetkâr olmayı sürdürürken sorunların kaynağı olarak Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı görmeyi tercih etti. Hatta hükümet çevreleri, Muhammed bin Selman’ın, 2016’daki darbe girişiminin arkasında olmakla suçladığı Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed’in etkisinde hareket ettiği tezini işleyip durdu. 

Suudi Arabistan Türk ürünlerine “gayri resmi” boykot uyguluyor. Türkiye ile ticaret yüzde 98 geriledi. ABD’deki Biden yönetiminin Kaşıkçı cinayetiyle ilgili CIA raporunu açıklamasından sonra Muhammed bin Selman için yolun sonu olacağı beklentisi vardı. Bu olmayınca Ankara da Riyad’la köprüleri kurmak için sadece Kral’a hürmet göstermenin yeterli olmadığını gördü.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, 25 Nisan’da Reuters’a demecinde sahadaki gerçeklikler dikkate alındığında Mısır’la ilişkileri normalleştirmenin iki ülkenin de çıkarına olduğunu söylerken Ankara’nın Kaşıkçı davasından geri adım attığı izlenimi de verdi. "Olumlu bir gündemle Suudi Arabistan’la ilişkileri tamir etmenin yollarını arayacağız" diyen Kalın, Suudi mahkemesinin Kaşıkçı cinayetiyle bağlantılı sekiz kişiye yedi ilâ 20 yıl arasında hapis cezası vermesini memnuniyetle karşılayan sözler sarf etti: "Mahkemeleri vardı. Duruşmalar yapıldı. Bir karar verdiler ve bu karara saygı duyuyoruz." Suudi mahkemesinin kararı “kabul” ise Türkiye’deki dava ne olacak? İstanbul’da 26 firari sanık aleyhinde yürütülen davanın son duruşması 4 Mart’ta tanık ifadeleriyle devam etti.

Suudilerin okullarla ilgili kararı, Ankara’dan beklenen somut adımlarla ilgili ciddiyeti gösteriyor. Riyad’ın koşulları açıkça dillendirilmese de Kahire’nin koşullarıyla paralellik arz ediyor. Çok temel beklenti Türkiye’nin Arapların iç işlerine karışmaktan ve müdahalelerde bulunmaktan vazgeçmesi. Bu çerçevede, Türkiye’nin Katar’da askeri üs edinmesi, Müslüman Kardeşler ağına desteğini sürdürmesi, Ömer el Beşir zamanında Sudan’ın Sevakin Adası’nı üsse çevirme girişimi, Somali, Libya ve Suriye gibi yerlerde askeri boyutu öne çıkan faaliyetler, medya savaşı, hatta ivme kazanan Türkiye-Pakistan yakınlaşması bu rahatsızlıkların başında geliyor. Türkiye bu alanlarda tutum değişikliği sergilemediği sürece öne sürülen koşullardan kurtulamayacağı anlaşılıyor.

Riyad’ın tutumunu Al Monitor’a değerlendiren bir Arap gözlemci, pozisyonu gereği isminin verilmemesi kaydıyla şunları söyledi: “İlişkiler pek de düzelmiyor. Suudi Arabistan, Erdoğan’ın yeni Osmanlıcılık heveslerinden en fazla rahatsız olan Arap ülkesi. Türk İslam versiyonu yayılıyor diye bir algı oluştu. Suudi Arabistan bu konuda çok hassas çünkü İslam aleminin lideri konumunda. Bu yüzden yumuşak güç politikası rahatsız ediyor. Türk dizilerini ilk yasaklayan ülke Suudi Arabistan’dı. Okullar da bu çerçevede problem olarak görülmeye başladı. Kültür ve eğitimle ilgili Türk varlığını azaltmak istiyorlar.”
Arap gözlemci Kalın’ın açıklamalarının etkisine dair de “Kalın’ın Kaşıkçı davası ile ilgili açıklaması önemli. Kaşıkçı dosyasını Türkiye kapatıyor diye algılandı. Fakat bir yandan da İstanbul’daki mahkeme sürüyor. Olumlu demeç verilmesine rağmen okullarla ilgili adım atıldı. Bir de Veliaht Prens, NBC kanalına nadir açıklamalardan birini yaptı. Çok önemliydi. Ama hepsi İran’a yönelikti. Türkiye hakkında hiçbir şey söylemedi. Bu da düşündürücü. Görmezden gelme hâli var” dedi. 

Arap gözlemci Suudi Arabistan ve BAE’nin Mısır’la ortak hareket ettiğini belirtip ekledi: “Türkiye ile yakınlaşma dosyasını Kahire’ye havale ettiler. ‘Önce Mısır’la sorunları halledin, orada başarırsanız biz de yakınlaşmaya başlarız’ mesajı verildi. Ve kimse Erdoğan’ın adımlarına güvenmiyor, Mısır dahil. Mevlüt Çavuşoğlu Ramazan vesilesiyle [BAE Dışişleri Bakanı] Abdullah bin Zayid’i aradı, haber bile olmadı, resmi ajanslar bile geçmedi. ‘Ramazan davulcusu’ diye tiye alındı. Şimdi böyle bir cephe var. Türkiye’nin bunu değiştirmesi için ciddi çabalar harcaması gerekiyor. Demeçlerle olacak şey değil. Türk ürünlerini boykot devam ediyor ve Suudiler daha ileri adımlar da atabilirler.”

Körfez’in yol haritası belli: Önce Türkiye-Mısır yakınlaşmasının sonuçlarını görmek istiyorlar. Peki, Kahire hattında bir kırılma var mı? Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mısır ve Libya ile parlamento dostluk grubu kurulması teklifini onayladı. Öncesinde Mısır’ı rahatsız eden Müslüman Kardeşler’in İstanbul’daki TV kanallarında siyasi içerikli programlar askıya alındı. Ankara sınır dışı seçeneği için “olmaz” dese de Kahire’nin iadesini istediği Müslüman Kardeşler liderleri sessiz sedasız başka ülkelere geçebilirler. 2013 sonrası Türkiye’ye gelen örgüt üyelerinin sayısı beş ilâ yedi bin olarak tahmin ediliyor. Bunlar arasında Mahmud Hüseyin, Mithat el Haddad, Sabir Ebu el Futuh, Ahmed Şuşa, Muhammad Abdulmuti el Cezzar ve Muhyiddin el Zayid gibi lider kadrosundan isimler de var. Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükrü, Çavuşoğlu ile 10 Nisan’daki telefon görüşmesinden sonra sözlerin fiiliyata geçirilmesini beklediklerini ve bu çerçevede Müslüman Kardeşler’e ait kanalların kapatılmasının olumlu bir adım olacağını vurguladı.

İki taraf öncelikle Libya’da işbirliğine girme eğiliminde. Ankara, Katar’ın Körfez’deki komşularıyla normalleşme sürecinin Türkiye’ye yardımcı olmasını da umuyor. Kahire ile yakınlaşmada kısmi bir normalleşme ihtimal dahilinde olsa da “olumlu gündem” ile Mısır-Körfez blokuyla yepyeni sayfalardan bahsetmek biraz zaman alacak.

More from Fehim Tastekin

Recommended Articles