Ana içeriğe atla

Dolar tutulacak gibi değil

ABD'de geçen hafta açıklanan enflasyon verileri Türkiye ekonomisi için daha fazla sorun anlamına gelebilir.
A currency exchange office worker counts Turkish Lira banknotes in front of the electronic panel displaying currency exchange rates at an exchange office in Istanbul, on August 6, 2020.

Türkiye mart sonlarına doğru gerçekleşen Merkez Bankası başkanı değişikliği ile birlikte yeniden karanlık bir tünele girdi. Yüzde 19'a çıkarılmış TL faizlerini indirmenin iklimi pek kalmazken bu indirim karşısında bir tehdit olarak salınan döviz fiyatları artışı, yeni bahaneler buluyor. 

Mart ayında Merkez Bankası’nın yüzde 19’u bulan TL faiz artışına rağmen, başkan değişikliğinin yarattığı güvensizlik nedeniyle yükselişe geçen dolar/TL kuru 8.30’lara kadar çıktı. Dolar/TL en son ABD’deki yüzde 4.2’lik enflasyon ve beklenen faiz artışından etkilenerek mayıs ortasında 8.50 TL’yi gördü.  

Faiz ve dövizin seyri, hem üretici hem tüketici fiyatlarını yukarı yönlü etkilerken yüzde 20’leri bulan bir tüketici enflasyonundan kaçmak zor görünüyor. Böylesi yüksek bir enflasyon, TL faizlerin indirilme ihtimalini iyice zayıflatırken dövizi yukarı tırmandıracak önemli bir gerekçe. 

2021 sonunda 30 milyar doları bulması beklenen cari açığın finansman ihtiyacını yabancı yatırımcı girişi ile sağlamak artık çok zor. Rejime güvensizlik, yabancı girişindeki iştahsızlığın en önemli nedeni. Risk primi yeniden 400’ün eşiğinde ve emsal ülkelerle fark epey açılmış durumda. Dahası ABD faizleri önemli bir cazibe unsuru. Öte yandan firmaların halen 155 milyar doları bulan döviz açıkları, dövize talebi artırıyor. Bunun yanında, 160 milyar doları dövizde olan tasarruf sahibinin dövize yönelişinin azalmaması ve önümüzdeki 12 ayda yapılacak 192 milyar dolarlık kamu-özel dış borç ödeme yükümlülüğü, dövize talebi büyüttükçe büyütüyor.

Artan döviz ihtiyacı karşısında yabancı yatırım girişi umut vermezken TCMB rezervlerinden 128 milyar doların son iki yılda satılması, rezervlerin sıfırlanmış olması, dövizdeki yükselişe karşı elde savunma barutu kalmadığının göstergesi. Bu durum dövizde tırmanışa boyun eğmenin kaçınılmaz olacağı ihtimalini güçlendiriyor.  

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en çok güvendiği isimlerden biri olarak 7 Kasım 2020’de atanan ama dört buçuk ay gibi kısa bir zamanda görevinden alınan Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın son icraatı, mart toplantısında politika faizini 2 puan artırarak yüzde 19’a çıkarmak olmuştu. Sebebi Saray entrikalarına bağlanan azledilme kararı sonrası göreve getirilen yeni başkan Şahap Kavcıoğlu, hem nisan hem de mayıs ayı toplantılarında faize dokunamadı.

TL faizi mart toplantısında yüzde 19’a çıkarılırken, dolar fiyatı da hızlı bir inişle 7.10 TL’yi görmüştü. Ancak, kararın hemen ardından Ağbal’ın görevden alınmasıyla yaşanan güvensizliğin etkisiyle dolar fiyatı hızla tırmandı ve şubat ortalaması 7.02 iken martın son haftasındaki hızlı tırmanışla ay ortalaması 7.62 TL’ye geldi. Ancak esas artış nisanda yaşandı ve aylık ortalama 8.15’e çıktı. Mayıs ayında faiz aynı kalırken dolar/TL’de gevşeme yaşanmadı ve mayısın ilk yarısında dolar/TL ortalaması 8.28’i buldu. Ancak mayısın daha yüksek bir dolar/TL ortalaması ile bitmesi çok muhtemel. Çünkü 13 Mayıs’ta ABD’de yaşanan enflasyon ve faiz artışı beklentisi TL’yi öncelikle vurdu. 

ABD'de nisan ayında tüketici fiyatları yıllık olarak yüzde 4,2 artış kaydetti. Bu haberin ardından dolar/TL kuru 8.50'nin üzerini gördü. Mayıs ve haziranda yaşanabilecek gelişmeler de dolar/TL fiyatının aşağı seyretmeyeceği yönünde işaretler veriyor. 

Yüksek faiz-yüksek döviz sıkıştırmasına rağmen siyasi kaygılarla “büyüme hırsı” devam eden Saray rejimi, “tam kapanma” takviminin bitiminde iç talebi canlandırma hevesinde. Bu nedenle de yeniden kamu bankalarının desteğiyle bir kredi furyası başlatılabilir. Bu tercih, enflasyonun ve kurların daha da yükselmesini kaçınılmaz hâle getirirken, faiz oranları yeniden baskı altına alınmak istenebilir. 

Özellikle dış kaynak sorununun yılın ikinci yarısında artması bekleniyor. Haziranda ABD ve AB ile yapılacak kritik görüşmeler, ABD'deki mahkemelerde görülen davalar, çok önemli riskler olarak kabul ediliyor. 

ABD'deki enflasyon seyri, buna bağlı olarak Fed'in faiz artırım kararını öne alma ihtimali, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerden yabancı çıkışı, giriş niyetlerinden cayılması demek. Bu duruma karşılık Merkez Bankası’nın eritilen 128 milyar dolar sonrası rezerv durumu hiç parlak değil. 

Yüksek faiz-yüksek döviz mengenesinde sıkışan ekonomi, günü kurtarma gayretiyle sanayide üretim çarklarını döndürmeye gayret ediyor. Sürdürülebilirliği, ekonomikliği sorgulanmaya değer bu büyüme, ilk çeyrekte hem iç hem dış taleple sürüyor ve 2020’nin düşük bazının da etkisiyle yüzde 5-6 civarı bir GSYH artışı vaat ediyor. Hâliyle bu büyüme, ithalat talebini de arttırıyor. İthalat sadece miktar olarak değil, maliyet olarak da artıyor. Bu gelişmeler sonucu 2021 ilk üç ayda cari işlemler açığı 7,8 milyar doları buldu. Yıllığı şu anda 36 milyar dolar seviyesinde olan cari işlemler açığının yıl sonunda bir miktar gerileme gösterse de 30 milyar dolar civarında olabileceği söylenebilir. Yani bu da en az 30 milyar dolarlık bir döviz talebi demek. Ama bununla kalmıyor. Döviz talebini artıran başka kalemler de var. 

Saray rejimine güvensizlik, ekonomik istikrar yakalamanın önündeki en büyük engel olarak dururken “dolarizasyon” riski azalmış değil. Gerçek kişilere ait mevduatların yüzde 57,4’ü, 159 milyar dolarlık kısım yabancı parada.

Reel sektör firmalarının döviz açıkları da 155,3 milyar dolar. Sektörün 2019 yılında 180,7 milyar dolar olan döviz açığı 2020 yılı sonunda ise 156,6 milyar dolara gerilemişti. 2021’de bu tutar ancak 155 milyar dolara gerilemiş halde. 

Türkiye’nin önümüzdeki 12 ayda kısa vadeli borç yükümlülüğü ise 192 milyar dolara yakın ve bunun 125 milyar doları özel kesimin, 67 milyar dolara yakını da kamu ve TCMB’nin. Merkez Bankası borçları Katar ve Çin’den yapılan swaplardan kaynaklanıyor. Kamunun kısa vadeli borçları ise ağırlıkla kamu bankalarının dış borçları. 

Yıllık TÜFE artışı mevsimsel faktörlere ve baz etkisine bağlı olarak önümüzdeki dönemde geçici inişler yaşasa bile tekrar yeni zirvelere yönelebilir. Para politikasının uzunca bir süre sıkı gitmesi, gerekirse daha da sıkılaştırmaya açık olmaması, enflasyon problemini kemikleştirip iyice çıkmaza sokabilir. 

ABD ekonomisi ısındıkça önümüzdeki dönemde ABD 10 yıllık tahvil faizleri artacak. Böyle bir durum, öncelikle Türkiye dâhil yükselen ülkelerden yabancı yatırımcı çıkışlarına yol açacak ve cari açığın finansman sorunu ile birlikte diğer döviz talepleri karşısında döviz fiyatı daha da yükselecek. Bu olumsuzluğu biraz olsun yönetilir hâle getirmek için en güçlü silah, uzunca bir süre ve gerektiği kadar sıkı para politikası izlemek ama Erdoğan’ın siyasi hesapları buna hiç uygun değil. Öncelikle 9 TL’ye doğru ilerleyen dolar fiyatı karşısında Saray’ın ne yapacağı merakla bekleniyor.

More from Mustafa Sonmez

Recommended Articles