Ana içeriğe atla

Musul’da Türkiye-İran rekabeti kızışıyor

Türkiye 100 yıldır hayalinden çıkaramadığı Musul’a dönmek istiyor. Haşd el Şaabi’ye yatırım yapan İran ise Suriye’ye geçişlerde alternatif güzergâh olarak duran Musul-Şengal hattını önemsiyor. İki ülkenin Şengal restleşmesi boşuna değil.
Iraqis, one with a national flag, stand in front of a banner bearing a portrait of Turkish President Recep Tayyip Erdogan during a demonstration to demand the withdrawal of the Turkish troops from the Bashiqa camp, located in the Mosul province, on October 8, 2016 outside the Turkish Embassy in Baghdad.
Turkey said on October 6, 2016 that its troops will remain in Iraq despite Baghdad's growing anger ahead of a planned operation to retake the Iraqi city of Mosul from Islamic State group jihadists. Turkey ha

Türkiye ile İran arasındaki Musul rekabeti Ankara’nın “ikinci Kandil oluyor” dediği Şengal’e yönelik operasyon arayışları nedeniyle yeniden kızışıyor.

Türkiye’nin tarihsel bağları nedeniyle ilgisini kesmediği Musul, birkaç yıldır İran’ın da yakın planında. İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’e atfedilen "Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askeri varlığını reddediyoruz” şeklindeki sözler yalanlansa da Ankara-Tahran hattındaki çatlak sahada kendini gösteriyor. 

Türkiye 10-14 Şubat tarihlerinde sınırın 40 kilometre güneyindeki Gare dağlarında Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) kamplarını hedef alan Pençe-Kartal 2 Harekâtı’nı yürütürken Haşd el Şaabi’ye bağlı milis güçleri de Ninova (Musul) vilayetinin batısındaki Şengal’e çıkarma yaptı. Bölgeye üç tugay yerleştiren Haşd el Şaabi komutanları, Türkiye’ye karşı keskin bir pozisyon aldı. 

Türkiye Şengal’deki PKK varlığını gerekçe yapsa da hamleleri, daha büyük Musul hesaplarıyla bağlantılı. İran’ın İslam Devleti’nin (İD) canlanmasını önleme gerekçesiyle Haşd el Şaabi üzerinden izlediği çizgi de başka hesaplara çıkıyor.

Türkiye’de özellikle sağ siyasetin “kayıp toprak” olarak yasını tuttuğu Musul, Birinci Körfez Savaşı’ndan beri sadece bir nostalji metaforu değil iktidarların bölge politikalarında bir çeşni. AK Parti döneminde bu hayal, Sykes-Picot ve Lozan anlaşmalarını sorgulayan tartışmalarla yeniden dirildi. 2003’teki Amerikan işgali siyasi haritanın altını üstüne getirirken Ankara’nın Musul’a ilgisi Türkmenler ve Sünni Araplar üzerinden pratik buldu. 

AK Parti belli belirsiz politikalarla Musul’u Osmanlı idari sınırlarıyla birlikte düşünme eğilimi gösterdi. Osmanlı dönemindeki Musul Vilayeti Musul, Kerkük ve Süleymaniye sancaklarından oluşuyordu. Yani bugün Kürdistan’ın idari sınırlarında yer alan Erbil, Süleymaniye ve Dohuk da Musul vilayeti içindeydi. AK Parti’nin Musul’a ilgisini Osmanlı’daki sınırlar üzerinden güncellediğini gösteren en önemli şey Kerkük ve Tel Afer merkezli Türkmenleri Kürtlerle birlikte davranmaya teşvik eden politikaydı. Siyaseten deklare edilmeyen ama bir önerme olarak konuşulan şey şuydu: Mademki özerk Kürdistan oluşumu engellenemedi o halde Musul ve Kerkük’ü de içine alan tarihteki Musul Vilayeti bir bütün olarak özerk olmalı ve ileride Türkiye’ye katılımı için de pusuya yatılmalı.

1918’de İngilizlere kaptırılan ve 1920’de Misak-ı Milli (Ulusal Ant) sınırları içinde gösterilen Musul’la ilgili Lozan’da sonuç çıkmamıştı. Daha sonra Türkiye 1926’da Ankara Anlaşması ile bedel karşılığı Musul’dan vazgeçmişti. Bağımsız Irak hükümetinin de teyit ettiği anlaşma gereği 1934’ten itibaren bölgeden çıkartılan petrolün yüzde 10’una tekabül eden bedel 25 yıl boyunca “Musul Kalemi” olarak Türkiye’nin bütçesine girdi. Eksik kalan 100 milyon liralık borç da 1986’da dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından Saddam Hüseyin’e jest olarak silindi. 

ABD, 1991’de Irak’ı vururken Cumhurbaşkanı Özal, Musul Vilayeti’ne kavuşma düşleri kuruyordu. Aslında bu düşün siyaseti karıncalandırması ilk değildi. 1958’de Mısır ile Suriye’nin ortak devlet olmasına karşılık Irak ve Ürdün’ün birleşmesi gündeme gelince Başbakan Adnan Menderes istihbaratçıları Musul ve Kerkük’e göndermişti. Amaç, iki kentin geri alınması konusunda zemin hazırlamaktı. Her şey ABD’den gelecek olumlu bir işarete bağlıydı.

Orta Doğu’ya bakışta Menderes ve Özal’ın izinden giden AK Parti, hem İran’ın etkisini kırmak hem de kendi nüfuz alanını genişletmek için bir taraftan Kürdistan yönetimi ile ticari ilişkileri geliştirirken diğer taraftan eski Musul Valisi Esil Nüceyfi gibi liderler üzerinden Sünni Arapları, Irak Türkmen Cephesi üzerinden Türkmenleri yakın planda tuttu. Fakat bu iki alanda Türkiye dostu Iraklıların uyarıları “Türkiye yanlış kişilerle iş tutuyor” şeklindeydi. 2006 sonrası El Kaide ve Irak İslam Devleti yapılanması Şii Türkmenler, Hristiyanlar, Şebekler ve Ezidileri hedef alan saldırılarını artırırken Ankara’nın Sünni hamiliği ve kurduğu yanlış bağlar çok olumsuz izler bıraktı. 2014’te Musul’dan insanlar kaçarken AK Parti için İD savaşçıları Başbakan Nuri el Maliki’nin mezhepçi politikalarına isyan eden “öfkeli gençler” idi. 

Bu süreçte Türkiye’nin doğal müttefik saydığı Türkmenlerin eğilimleri farklılaştı. Şii Türkmenler korunma güdüsü ile İran eksenine kayıp Şii Araplarla ilişkilerini güçlendirdi. Yaygın olmasa da Türkmenler arasında Saddam döneminde Araplaştırma siyasetinin bir kalıntısı sayılan Arap üst kimliğine dönüş emareleri görüldü. Türkiye Musul denklemine dönebilmek için İD’e karşı Başika üssünde Esil Nuceyfi liderliğinde Haşd el Vatani grubunu eğitti. Aynı zamanda Haşd el Şaabi’nin operasyona katılmasına şiddetle karşı çıktı. Hükümetin kontrolündeki medya Haşd el Şaabi’yi “Şii terör örgütü” olarak nitelerken Erdoğan itirazlarını “Musul kurtarıldıktan sonra sadece Sünni Araplar, Türkmenler ve Sünni Kürtler kalmalı” diyecek noktaya taşıdı. Ancak uyarılar karşılık bulmadığı gibi Haşd el Vatani de işe yaramadı.

Şimdi Türk hükümeti Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), Maarif Vakfı ve Kızılay gibi kuruluşlarla kente dönmeye çalışsa da Musul Başkonsolosluğu’nu bile açabilmiş değil. Bu konudaki talep Bağdat’ta savsaklanıyor. Hükümet İD gelirken tüm uyarılara rağmen başkonsolosluğu boşaltmamış, bu yüzden 49 kişi rehine olmuş, başkonsolosluk binası da Musul savaşında yıkılmıştı. O zamanki Başkonsolos Öztürk Yılmaz 16 Şubat 2021’de bir röportajında hükümeti 101 gün rehine kaldıkları süre boyunca kendilerine kayıtsız kalmakla, bazı güvenlikçileri de İD ile uyumlu davranmakla suçladı. Aralık 2019’da Musul’a yeni başkonsolos atandı, diplomatik misyon için 2020’de bir bina kiralandı, özel bir şirket aracılığıyla vize başvuru merkezi açıldı ama başkonsolosluk açılamadı. Türkiye’nin kente dönüşünü istemeyen taraflar süreci baltalıyor. 

Buna karşın İran, Haşd el Şaabi üzerinden Musul denklemine girdi. Bölgeden Hristiyan ve Sünni unsurlar da barındıran Haşd el Şaabi, Şengal operasyonu sırasında PKK’nin Ezidilerden oluşturduğu Şengal Koruma Birlikleri’yle (YBŞ) ortak hareket etti. 

Musullu bir Türkmen kaynağın Al-Monitor’la paylaştığı gözlemlere göre İD’in nüksetmesi tehlikesine karşı Şii Türkmenler, Ezidiler, Şebekler ve Kakailer Haşd el Şaabi’nin rolünü önemsiyor. Bu sayede İran da nüfuz kabiliyetini artırırken ekonomik projelerle de ilgileniyor. 

YBŞ-Haşd el Şaabi ilişkisi PKK-İran ilişkisi olarak da okunuyor. Bu tespit Erbil kanadında Kürtlerin “Peşmergenin tartışmalı bölgelere dönüşünü önlemek için Bağdat ve Tahran’ın PKK’yi tercih ettiği” suçlamasıyla da örtüşüyor. 

Musul rekabetinde bir diğer önemli nokta şu: İran açısından yerelde oluşan destek hatları sayesinde Irak-Suriye geçişlerinde Musul-Şengal hattı değerleniyor. Irak ordusu ile birlikte Haşd el Şaabi hem Şengal’in kuzeyinde resmi sınır kapısı Rabia’yı hem de batıda gayri resmi geçiş noktası Mahfar Umm el Caris’i kontrol ediyor. İkincisi İD tarafından Şedadi’ye geçişlerde kullanılıyordu. Bu iki yerin karşısında ABD’nin desteklediği Suriye Demokratik Güçleri’nin olması nedeniyle şimdilik sınır İran operasyonları için elverişli değil ama kavga gelecek için. Hâlihazırda Suriye’ye geçişlerde kullanılan Kaim sınır kapısında İran bağlantılı Ketaib Hizbullah, Ketaib el İmam Ali, Saraya el Horasani ve Liva el Muntezir aktif. Ancak bu kapı her iki tarafta Sünni bölgelere açıldığı için daha az güvenli.

Musul dengesi şimdilik İran lehinde. Ancak İran, Türkiye’nin mezhepçi bir sapmayla kaybettiği yolun henüz başında duruyor. ABD’nin öldürdüğü Kasım Süleymani gibi İranlı liderlerin posterlerinin boy gösterdiği Musul’da Şii milis güçlerine karşı Sünni kesimlerde alttan alta öfke birikiyor. Irak genelindeki yolsuzluk, ticari araçlara kesilen haraç ve gücün istismarı Musul’da da görülüyor. Bunlar intikam arayan İD kalıntılarının elinde malzemeye dönüşüyor. Sünnilerin milislerden gelen tehditlere ilişkin şikayetleri artıyor. 

Ankara’nın çok arzulu Musul planları için bastırırken hatalardan ne kadar ders aldığı meçhul. Şii Türkmenler Türkiye’ye karşı kırgınlığını koruyor. Türkiye’nin daha önce rahat ulaşabildiği Sünni liderler ya İran ya da Suudi-BAE ekseniyle çalışıyor.

Amerikan müdahaleleri İran’ı yer yer geriletse de Türkiye’nin önündeki zorluklar duruyor. 

Mayıs 2019’da Sünni liderler Hamis el Hancar ile Ahmed el Cuburi İran destekli Mansur el Marid’in Musul valisi seçilmesi için etkilerini kullanmıştı. ABD bu iki ismi yaptırım listesine aldı. Bu müdahale etkisini gösterdi ve Aralık 2019’da Marid’in yerine Türkiye’ye yakın bir isim olan Necim el Cuburi seçildi. Yine Ekim 2020’de ABD destekli Şengal anlaşması hesapta YBŞ ve Haşd el Şaabi’nin yerini federal güçlerin almasını hedefliyordu. Tersi oldu. Yani İran-Amerikan bilek güreşinde sonuçlar hep bir tarafı güldürmüyor. 

Musul’daki Sünniler arasında Türkiye ile çalışma isteği güçlü olsa da Ankara’nın sorunu Şii bariyerle ve bunu aşmak için kuşatıcı yaklaşımlara ihtiyacı var. Tarihsel korkuları dirilten mevcut siyasetin semeresi ortada.

More from Fehim Tastekin