Ana içeriğe atla

Devlet üreticiye 100 milyar lira borçlu

CHP’nin Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal hükümetin son 15 yılda sürdürdüğü tarım ve hayvancılık politikasının karnesini çıkardı.
Villagers drive a tractor carrying olive tree branches near the border city of Kilis in Gaziantep province April 21, 2012. REUTERS/Murad Sezer (TURKEY - Tags: SOCIETY TRANSPORT) - GM1E84L1OQW01

Geçen yıl Twitter’da bir yemek tarifi popüler hale gelmişti. Kuru fasulye tarifi: İki su bardağı Kırgızistan’dan ithal kuru fasulye, 300 gram Fransa, Bosna veya Brezilya’dan ithal kırmızı et, iki adet İran’dan ithal kuru soğan, bir adet KKTC’den ithal sivri biber, bir kaşık Ukrayna’dan ithal domates salçası, su ve tuz… Rusya’dan ithal pirinç pilavı ile servis ediniz! 

Tarifin altında şu tepkiler yer alıyordu: “Soğanı Tunus’tan ithal zeytinyağı ile kavurmayı unutma,” “Alman Kühne turşuyu atlamışsınız.”

Oysa kuru fasulye Türkiye’nin milli yemeklerinden biriydi. İronik görünse de gerçeklik payı yüksek olan bu Tweet tarım ve hayvancılığın durumunu çarpıcı biçimde özetliyor. 

Türkiye’de liberal ekonominin en önemli savunucularından eski Başbakan Turgut Özal’dan bu yana hükümetler fiyat artışlarını dizginleyebilmek için genellikle kolay yolu, ithalatı seçtiler. Hatta Özal bazı tarım ürünlerinin yanı sıra demir-çelikte dahi gümrükleri sıfırladı. Bu tercih, kısa vadede fiyatları aşağı çekse de uzun vadede yerli üretimi sıkıntıya soktu. Şimdi aynı hata kapsamlı olarak tarım ürünlerinde tekrarlanıyor.

Geçen yıl kuru fasulye ve diğer bakliyat ürünlerindeki fiyat artışı dikkat çekici seviyeye ulaşınca Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi yüzde 19,5 olan gümrük vergisinin sıfırlanması için kararname hazırladıklarını açıkladı. 

Kararname aralık 2017’de yürürlüğe girdi. Kuru fasulye, nohut ve barbunya ithalatında gümrük vergisi sıfırlandı. Sadece bakliyat değil, et fiyatları artığında da hükümet aynı silahı defalarca kullandı: İthalat. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eşref Fakıbaba ithalat yoluyla et fiyatlarını yüzde 25 düşürdüklerini söyledi. 

Ancak AK Parti iktidarlarında uygulanan tarım ve hayvancılık politikalarına ilişkin kapsamlı bir rapor hazırlayan CHP Bursa Milletvekili ve TBMM Tarım ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Orhan Sarıbal ithalat yoluyla fiyatların kalıcı olarak düşürülemeyeceğine dikkat çekiyor

Sarıbal Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yapıyor: “2010 yılından bu yana 2,9 milyon büyükbaş, 2,5 milyon koyun-keçi ve 236 bin ton kırmızı et ithalatı yapıldı. Hükümet ithalatla piyasada fiyatları aşağı çekmeye çalışıyor. Yerli üreticilerimizin iflâsı pahasına yapılan canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı için 5,7 milyar dolar ödendiği halde fiyatlar beklendiği kadar düşmedi. Türkiye’nin yüksek talebi ithalat yaptığımız ülkelerde de fiyatları artırıyor. Bir süre sonra onlardan da ucuz et alamayacağız. Hayvancılığın yüzde 65’i yeme dayalı. Yemi ithal ederseniz hayvancılık ayakta kalamaz. Derhal mera hayvancılığını geliştirecek bir politikaya dönülmeli.”

Türk Lirası’nın dolar karşısında hızla değer kaybetmesi bundan sonra ithalat yoluyla piyasayı terbiye etmenin zorlaşacağını gösteriyor. Çünkü doların bu seviyelerde kalması bile ithalatın maliyetini yaklaşık yüzde 20 oranında artırmış durumda. Yıl sonunda (29 Aralık 2017) 3 lira 77 kuruş olan 1 doların değeri, 25 Mayıs 2018 itibarıyla 4 lira 74 kuruşa ulaşmış durumda

Bakliyat, et, saman derken yakın tarihte Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde Azerbaycan’dan 2 bin lira maaşla çoban ithal edilerek tarımda yabancılaşmaya yeni bir boyut kazandırıldı. 

Peki, tarım ve hayvancılık ülkesi olarak bilinen Türkiye kuru fasulyeyi, nohudu, eti, samanı ve hatta çobanı ithal edecek noktaya nasıl geldi?

Ziraat mühendisi olduğu için çiftçilerin sorunlarını yakından takip eden Sarıbal’ın Al-Monitor’a gönderdiği rapora göre son 15 yılda tarım ürünlerinin fiyatı üç kat artarken, gübre, tarım ilacı, yem gibi girdilerin fiyatı beş kat arttı. Böylece tarım köylülerin geçim kapısı olmaktan çıktı şehirlere kaçış başladı. Köylüler şehirlerin varoşlarında sosyal yardıma muhtaç vaziyette yaşamaya başladılar. 2002 yılından bu yana Türkiye nüfusu 14,4 milyon kişi arttığı halde tarımda istihdam edilenlerin oranı yüzde 35’ten yüzde 19’a geriledi. Yoksullaşan, yıllık geliri 2 bin doların altına düşen çiftçiler tarımdan kopmaya başladı. Çiftçi kayıt sistemine kayıtlı üretici sayısı 2 milyon 765 binden 2 milyon 132 bine düştü. Toplam 633 bin kişi çiftçiliği bıraktı. 2002 yılında 26,6 milyon hektar olan tarım arazilerinin büyüklüğü 23,4 milyon hektara geriledi.

Sarıbal Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu dönemde kurbanlık hayvan ve saman ithalatı yapıldığına dikkat çekiyor. Saman halk arasında değersizliği ifade eden bir kelime ama komşu Bulgaristan’dan ithal edilen samanın tonuna 60 dolar ödeniyor. 

Sarıbal’ın raporunda yer alan istatistikler dışa bağımlılığın nedenini açıklıyor: “2002 yılında kişi başına buğday üretimi 294 kilo iken, 2017 yılında 266 kiloya indi. Son 15 yılda 46 milyon ton buğday ithal edildi. Kişi başına nohut üretimi 10 kilodan altı kiloya, kuru fasulye üretimi dört kilodan üç kiloya, kırmızı mercimek üretimi sekiz kilodan beş kiloya düştü.”

Rapora göre son 15 yılda tarım ürünleri ihracatı 193,4 milyar dolar, ithalat 189,4 milyar dolar oldu. Oysa Türkiye’ye tarım ülkesi diyebilmek için ihracatının ithalata ciddi oranda fark atması gerekir. Ama üreticiler yeterince desteklenmediği için üretim ve ihracat yeterince artmıyor. Sarıbal 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu’na göre milli gelirin en az yüzde 1’inin tarımsal desteklemeye ayrılması gerektiğini belirtiyor. Kanuna göre 2007-2017 yılları arasında tarımsal desteklemeye 188 milyar lira ayrılması gerekirken sadece 88 milyar lira ödeme yapılmış. Yani Türkiye’de devlet üreticiye 100 milyar lira borçlu.

More from Mehmet Cetingulec