Ana içeriğe atla

Erdoğan papaz pazarlığında eli yükseltti

ABD Başkanı Donald Trump'ın Erdoğan'dan serbest bırakılmasını istediği Rahip Andrew Brunson hakkındaki hapis talebi, Türkiye'deki Protestan topluluğunda kırılma yarattı.
Pastor_Turkey.jpg

Türkiye “Papaz pazarlığında” eli yükseltti. ABD Başkanı Donald Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan tahliye edilerek ABD'ye iadesini istediği, Erdoğan'ın da bunun karşılığında Fethullah Gülen'i işaret ederek “al papazı ver papazı” diyerek pazarlık konusu yaptığı Rahip Andrew Brunson'un 35 yıl hapisle cezalandırılması talep edildi.

Rahip Andrew Brunson hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bir iddianame hazırladığı iddia ediliyor. İddia ediliyor diyoruz çünkü bu iddianameyi henüz ne Brunson ne ailesi ne de avukatı görebilmiş değil. Öyle anlaşılıyor ki Brunson hakkında hazırlanan iddianame bir şekilde basına sızdırılmış.

Brunson'un avukatı İsmail Cem Halavurt Al-Monitor'a yaptığı açıklamada “Taraflar dosyayı görmeden bilgilerin sızdırılması gizliliğin ihlali anlamına geliyor” diyor.

Türkiye Protestan Kiliseleri Derneği Birliği Sözcüsü Soner Tufan da Al-Monitor'a şöyle konuşuyor: “Hala iddianameye ulaşamadık, tam olarak neyle suçlandığını bilmiyoruz.”

İddianame çıktıktan sonra Brunson'un eşinin kırgın, üzgün ve kaygılı olduğu belirtiliyor. Ama bir yandan da sevinçli. Zira 15 aydır durağan bir süreç yaşıyorlardı, şimdi en azından hukuki süreç işletilmeye başlıyor.

Andrew Brunson hakkındaki suçlamaların ayrıntıları netliğe kavuşmuş değil. Ancak rahibin savcılık sorgusu suçlamalar konusunda fikir veriyor. Brunson'un avukatı Halavurt, rahip hakkındaki iddiaların bir gizli tanık ifadesine dayandırıldığını belirtiyor.

Halavurt'un verdiği bilgiye göre yöneltilen suçlamalar arasında iki konu dikkat çekiyor. Bunlardan biri, gizli tanığın yönelttiği, Brunson'un FETÖ’nün Ege bölge sorumlusu Bekir Baz ile sık sık görüştüğü iddiası. Rahip ise Bekir Baz diye birini tanımadığını, FETÖ'cü olduğunu bilerek ve isteyerek kimseyle görüşmediğini söylüyor.

Bir diğer suçlama ise Brunson'un Avukat Taner Kılıç ile görüştüğü iddiası. Bu kritik bir nokta. Amerikalı rahip 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin ardından 7 Ekim 2016 tarihinde eşi ile birlikte sınır dışı edilmek üzere İzmir'deki Geri Gönderme Merkezi'ne gönderilmişti. Aynı zamanda Uluslararası Af Örgütü'nün Türkiye temsilcisi ve mülteciler konusunda uzman bir avukat olan Taner Kılıç da bu süreçte hukuki yardım vermek üzere Brunson ile görüşmüştü. 9 Haziran 2017 tarihinde tutuklanan Avukat Taner Kılıç hala cezaevinde ve tüm dünyada serbest bırakılması için adına kampanyalar düzenlenen bir insan hakları savunucusu. Kılıç'ın Brunson'la yaptığı bu hukuki görüşme önemli bir suçlama olarak dosyaya alınmış durumda.

Özellikle hükümete yakın gazetelerde Brunson'un, Fethullah Gülen'in Dinler Arası Diyalog Projesi kapsamında yer aldığı öne sürülüyor. Avukat İsmail Cem Halavurt ise ABD’li rahibin bu toplantıya katılmadığını, savcılığın buna yönelik iddialarının tanıklarla çürütüldüğünü söylüyor.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Andrew Brunson hakkında casusluk ve FETÖ örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği suçlamalarında da bulunuyor ve 35 yıl hapis cezası talep ediyor.

Türkiye Protestan Kiliseleri Derneği Birliği Basın Sözcüsü Tufan ise “Aklımızla alay ediyorlar” yorumunu yapıyor. Tufan şöyle konuşuyor: “Bu bir akıl tutulmasıdır. Andrew için FETÖ yöneticisi olmak, ülkeyi yıkmak gibi bir suçlamada bulunmak aslında akla karşı bir hakaret ve küfür gibi. Kim inanabilir böyle bir şeye? Hayatının önemli bir kısmını bu ülkede kalmak için uğraşan, bütün vaazlarında, çalışmalarında İsa'yı anlatan bir insan nasıl İslami bir tarikatın üyesi ya da yöneticisi olabilir?”

Tufan Andrew Brunson'un savcılık ifadesinde “Hristiyan bir din adamıyım, hiçbir İslami tarikatla ilişkim yok. Tanrı'yı seviyorum ve sevdiğim Tanrı'yı insanlara uygun koşullarda anlatmaya çalışıyorum” dediğini anımsatıyor. “Bizim tanıdığımız kişi de odur” diyor.

Tufan Erdoğan ile Trump arasında Brunson'un bir “pazarlık malzemesi” olarak kullanıldığına dikkat çekerek, “Brunson sadece siyasi nedenlerle cezaevinde” diyor.

Pazarlık meselesi yapılan Brunson aslında bir rehine mi? Avukat Halavurt şöyle yanıt veriyor: “Ben bir avukat olarak böyle bir yorum yapamam. Ama temel sorun Türkiye'deki hukuk sistemi ile ilgili. Rehin tutma ve bu kapsamda kişi özgürlüğü ve güvenliğinin tehdit edilmesi meselesini Alman gazeteci (Deniz Yücel) olayında gördük. Maalesef siyasi bir takım odaklar da bu işin içinde.”

Brunson'un bu durumdan çok rahatsız olduğunu aktaran ve kısa süre önce Brunson ile cezaevinde görüşen Halavurt da şöyle konuşuyor: “Brunson bu siyasi polemikleri anlamıyor, din adamı olduğu için kendisini bunların dışında tutmak istediğini söylüyor. İsminin siyasi polemik konusu yapılmasından rahatsız. ABD ve Türkiye'nin kendi durumundan sonuç çıkarmaması gerektiğini düşünüyor. Kendisinin sadece bir din adamı olduğunu hatırlatıyor. Fiziksel olarak durumu iyi ancak psikolojik durumu hiç iyi değil. Bir an önce özgürlüğüne kavuşmak istiyor.”

Dosya üzerinde gizlilik kararı olduğu için suçlamaları öğrenemeyen avukatlar basında çıkan haberlerden hukuki süreci takip etmeye çalışan Brunson ailesi ve her şeye rağmen tek dilekleri adaletin yerini bulmasını isteyen Protestan cemaati... Bu yaşananlar Brunson ailesinin yanı sıra Protestan cemaatinde de önemli bir kırılma yarattı.

Türkiye'de Protestanlara yönelik politikaların hedefindeki tek isim Brunson değil. Protestan Kiliseler Derneği Birliği'nin 2017 Yılı Hak İhlalleri Raporu’na göre 2017’de Protestanlar çok sayıda keyfi uygulamanın hedefi oldular. Örneğin 25 Mart 2017’de Güney Kore uyruklu İzmir Karşıyaka Protestan Kilisesi Rahibi Shinhyung Kang “kaçak din adamlığı” yaptığı gerekçesiyle sınır dışı edildi. Rapora göre rahip olmamakla birlikte İstanbul Mersin, Gaziantep, Trabzon, İzmir, Erzurum ve Bursa'da çok sayıda yabancı uyruklu Protestan da ya sınır dışı edildi ya da ikametgâhları yenilenmedi.

Brunson'un tutukluluğunun devam ettiği vurgulanan raporda “Bu uygulamalar özellikle yabancı uyruklu kilise üyeleri ve önderleri arasında büyük endişe yarattı. Bu nedenle bazı kişiler aileleri ile birlikte kendi istekleri ile Türkiye’den ayrıldı” ifadesi dikkat çekiyor.

Bu ifade, siyasi bir pazarlık konusu olarak gösterilen Brunson davasının özünde Protestan topluluğu üzerinde nasıl önemli bir kırılma yarattığını da gözler önüne seriyor.

More from Sibel Hurtas

Recommended Articles