Ana içeriğe atla

Suriye: Suudi-Rus temaslarının arkasında ne var?

Suriye’de Beşar Esad’ı devirmekten vazgeçen Suudi Arabistan şimdi İran’ın Suriye’deki varlığını önlemek istiyor ve bunun için Rusya’ya bel bağlıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Russian President Vladimir Putin (R) and Saudi Arabia's King Salman attend a welcoming ceremony ahead of their talks in the Kremlin in Moscow, Russia October 5, 2017. Sputnik/Alexei Nikolsky/Kremlin via REUTERS ATTENTION EDITORS - THIS IMAGE WAS PROVIDED BY A THIRD PARTY. - RC1280FB8D90

Suudi Arabistan 22 Kasım’da Suriye muhalefetinin görüşmelerine ev sahipliği yaptı. Toplantının amacı, BM destekli Cenevre-8 görüşmeleri öncesinde muhalefetin ortak bir tutum belirlemesiydi. Riyad-2 diye anılan bu toplantının sonunda katılımcılar, “Beşar Esad ile etrafındaki baskı ve zulüm takımı” geçiş döneminin başlangıcında görevden ayrılmazsa geçiş sürecinin mümkün olmayacağını vurguladılar.

Buna karşın Suudi Dışişleri Bakanı Adil El Cubeyr daha yumuşak bir açıklama yaptı. ‘Uzlaşı’ya atıfta bulunan bakan, Esad’dan söz etmediği gibi Esad’ın akıbetiyle ilgili de herhangi bir şey söylemedi. Cubeyr, muhalefet temsilcilerine yaptığı konuşmada “Suriye’de, Cenevre-1 ve (BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı) 2254 sayılı karar temelinde Suriye halkının taleplerini karşılayan bir uzlaşı olmadığı sürece kriz çözülemez.” dedi.

Bu toplantı öncesinde Rusya’nın özel Suriye temsilcisi Alexander Lavrentiev Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ile Suriye konusunu görüştü. 19 Kasım’daki görüşmenin ardından Lavrentiev Riyad-2 toplantısına da katıldı. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov toplantının ardından “Rusya Suudi Arabistan’la birlikte Suriye muhalefetinde birliği sağlamak için çalışıyor.” dedi.

Peki, Moskova ve Riyad Suriye konusunda niçin birlikte çalışıyor ve bu iş birliği tarafların hangi menfaatlerine hizmet ediyor?

Suudi Arabistan, şubat 2016’da Rusya’nın Esad’a verdiği güçlü askeri desteğe rağmen Esad’ın iktidardan indirileceğini söylemişti. Ancak bundan iki ay sonra ABD’li yetkililer, CIA’in Esad’ı devirmek için hazırladığı 50 ayrı planın Başkan Barack Obama tarafından veto edildiğini açıkladılar. Halep’te 2016 sonunda yaşanan mücadele Suudiler için dönüm noktası oldu. Rejimin Halep’i almasının ardından Riyad Esad’ı devirmenin artık imkânsız olduğunu anladı. Suudilerin Suriye’deki rolü hızlı bir şekilde azaldı. İsyancıların büyük bir yenilgi almasıyla Suudi Arabistan artık sahada değildi. Esad’ın derhal iktidardan gitmesine yönelik talepler, Rus askeri operasyonlarına yönelik eleştiriler son buldu.

Ocak 2017’de, Rusya ve Türkiye’nin önerdiği, daha sonra İran’ın da katıldığı Astana görüşmeleri başladı. Suudi Arabistan bugüne kadar yapılan yedi tur görüşmenin hiçbirine katılmadı ama yine de Yüksek Müzakere Komitesi üzerinden oyunda kalmayı umuyordu. Komite, Suriye muhalefetini BM destekli Cenevre görüşmelerinde Esad rejimi karşısında temsil etmek için aralık 2015’te Riyad’da kurulmuştu.

Mart 2017’de Suriye iç savaşı altıncı yılını doldururken ABD Esad’ı göndermek gibi bir hedefi olmadığını açıkça beyan etti. Böylece Riyad’ın Suriye’deki gidişatı yönlendirme kabiliyeti son derece azaldı, hatta belki de tamamen ortadan kalktı. Suudiler oyunda kalabilmek için artık sadece Washington ve Moskova’ya bel bağlayabilirdi ama bu nasıl olacaktı?

Moskova’nın Suriye’deki kalıcı siyasi çözüm çabaları kritik bir unsurdan mahrum: meşruiyet. Bu olmadığı sürece Rusya, İran ve Türkiye Astana süreciyle ne kadar mesafe alırsa alsın sonuç kırılgan olacak. İşte bu nedenle Moskova, istediği yönde ilerlemek ve Suriye muhalefetine Esad’ı kabul ettirmek için Cenevre görüşmelerinde ilerleme sağlama ihtiyacı hissetti. Amaç, bu iki adımın sonuçlarını Astana kulvarına ve 2018’in ocak veya şubat ayında Soçi’de yapılması planlanan Suriye Halk Kongresi’ne taşımak. Ancak bu, Suriye muhalefetini zayıflatmadan yapılamaz. Suudiler işte bu noktada devreye giriyor.

Yüksek Müzakere Komitesi’nin Cubeyr ile 3 Ağustos’ta yaptığı toplantıya katılan üst düzey bir muhalif isim, kimliğinin gizli kalması kaydıyla Cubeyr’in şu ifadeyi kullandığını Al-Monitor’a teyit etti: “Sahadaki durum değişti. (...) Esad en az geçiş döneminin sonuna kadar iktidarda kalacak. (...) Dolayısıyla bu değişikliklerin üstesinden gelebilmek için (Riyad-2 için) hazırlık yapmanız lazım.”

Suudi Dışişleri Bakanlığı Cubeyr’in böyle bir açıklama yaptığını yalanlıyor. Ancak Suudi düşünce kuruluşu Körfez Araştırma Merkezi’nin Savunma ve Güvenlik Bölümü Başkanı Mustafa Alani’nin Suudi pozisyonuyla ilgili şöyle dediği bildiriliyor: “Rejim artık sorun değil. Cumhurbaşkanı (Esad) bile artık sorun değil. Sorun sahadaki İranlılar meselesi.” Bu konuda tartışmaların yaşandığını belirten Alani “Ruslar Suriye’deki İran varlığını sonlandırmak için çalışmalı.” diyor. Körfez Araştırma Merkezi’nin başkanı Abdülaziz Sacer ise 2015’te Riyad-1 toplantısını yürütmekle görevlendirilmişti.

Al-Monitor’un edindiği bilgiye göre yeni yaklaşım aslında 2017’nin ilk yarısında benimsendi. Bizzat Muhammed Bin Selman yabancı bazı konuklara bu konudan bahsetti. Buna göre Suudi Arabistan, İran ile İran yanlısı milislerin Suriye’den çıkarılması için Rusya’yı ikna etmeye çalışacak, karşılığında da Moskova’yla ekonomi, enerji ve yatırım ilişkilerini yeni bir boyuta taşımaya çalışacak, Suriye muhalefetini de şahinleri etkisizleştirme ve Rusya’yla Mısır’a yakın isimleri sürece katma yoluyla yeniden yapılandıracaktı.

Konuyla ilgili doğrudan bilgi sahibi olan bir kaynak, kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle konuştu: “İran’ı Suriye’den çıkarmak için Suudi Arabistan’ın Rusya’yla çalışması gerektiğine bizzat Muhammed Bin Selman karar verdi. Karşılığında Rusya’yla daha ileri bir ekonomik ortaklık için çalışılacak ve eğer Esad İran’dan uzaklaşmayı kabul ederse Esad rejiminin istikrara kavuşmasına yardımcı olunacak. (...) Riyad-2 bu planın parçasıydı. Veliaht prens ile kralın Rusya ziyaretleri de öyle.”

Muhammed Bin Selman 30 Mayıs’ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmüştü. Taraflar enerjide iş birliğini artırma ve Suriye krizinde görüş ayrılıklarını azaltma konusunda mutabık kalmıştı. Veliaht Prens şöyle konuşmuştu: “Aramızda epey ortak zemin var. Görüş ayrılıklarına gelince bunların nasıl aşılacağına dair net bir mekanizmaya sahibiz. Hızlı bir şekilde ve olumlu yönde mesafe alıyoruz.”

Bundan beş ay sonra Kral Selman Rusya’ya gitti. Ziyareti Lavrov “tarihi bir an” diye nitelendirirken Putin de "kilometre taşı" ifadesini kullandı.

Suudi Arabistan’daki Medya ve Arap-Rus Araştırmaları Merkezi’nin başkanı Macid El Türki Al-Monitor’a şu değerlendirmede bulundu: “Kral Selman’ın Moskova ziyaretinin ardından krallık ile Rusya arasındaki anlayış birliği bilhassa Suriye ve İran’ın nüfuzu konusunda arttı. (...) Suriye’deki İran yanlısı milisler hâlihazırda sorun, ileride de sorun olacak. İran’ın bölgedeki pençelerinin törpülenmesinde ortak menfaatler var. Bu, ABD’nin istekleriyle de uyumlu.”

BBC 10 Kasım’da Batılı bir istihbarat kaynağına dayanarak İran’ın Suriye’de kalıcı bir askeri üs kurmakta olduğunu duyurdu. Ardından İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Esad’la 25 Kasım’da yaptığı telefon görüşmesinde İran’ın savaş sonrası dönemde Suriye’de “aktif bir rol” oynamaya hazır olduğunu söylediği bildirildi. Bu sözler özünde Esad’ın Batı’nın şartlarını göz ardı edebileceği, İran’ın Suriye’de kalmaya niyetli olduğu anlamına geliyordu.

Suriye’deki Şii milisler ve Tahran’ın Esad üzerindeki etkisi Rusya’yla İran arasında sıkıntı çıkaracak. Zira savaş sonrası dönemde Moskova’nın Esad’a verdiği destek bugün olduğu kadar değerli olmayacak ve bu da Şii milislerle Tahran’ın ağırlık kazanmasına ortam yaratabilecek.

Kimilerine göre ise Suudi-Rus ilişkileri gelecek vadetmiyor. Rusya’nın İran’dan vazgeçip güvenilirliği daha az olan Suudi Arabistan’ı seçmesi zor. Görüldüğü kadarıyla Moskova şimdilik Suriye’deki önemli aktörlerle doğrudan çatışmaktan kaçınıyor, bu aktörlerin etkinliğini kendi yararına kullanmak istiyor. Suudi Arabistan’ın da bu kategoride olduğu anlaşılıyor. Rusya’nın günün sonunda Suudilerin Suriye’deki beklentilerini karşılayıp karşılamayacağı meçhul.

More from Ali Bakeer

Recommended Articles