Ana içeriğe atla

Irak’taki ulusal uzlaşı sürecinde azınlıkların söz hakkı var mı?

Irak’taki azınlıklar ve sivil toplum temsilcileri, geçtiğimiz günlerde açıklanan ulusal uzlaşı planında kendilerine söz hakkı verilmemesinden ve taleplerinin göz ardı edilmesinden şikayetçi. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTX2R245.jpg

BAĞDAT — Irak için ulusal bir uzlaşı projesi öneren çözüm belgesi projenin hayata geçmesini tehlikeye atan ciddi zorluklarla karşı karşıya. Başlıca sorun, ulusal çözümün Sünniler, Şiiler ve Kürtler gibi büyük gruplarla sınırlı tutulması, etnik ve dinsel azınlıklarla sivil toplumun dışlanmasından kaynaklanıyor.

Irak Meclis Başkanı Salim El Caburi, 13 Aralık’ta parlamentodaki Sünni blokların ulusal çözüm konusunda kendi önerilerini hazırladığını duyurdu. Şii ağırlıklı Ulusal İttifak bloku, geçtiğimiz günlerde İslam Devleti (İD) sonrası dönem için nihai anlaşma olarak “tarihi çözüm” diye anılan belgeyi açıklamıştı. Ancak parlamento kasım sonunda Halk Seferberlik Birlikleri (HSB) ile ilgili yasayı onaylayınca yasaya karşı çıkan Sünni bloklar uzlaşı sürecinden çekildi ve kendi önerilerini hazırlardı. Kürtlerin de kendi önerilerini hazırlaması bekleniyor. Burada eksik olan ise Irak’taki daha küçük azınlıkların ve sivil toplum gibi mezhepçi olmayan yapıların sesi.

Süryani Demokratik Hareketi’nin genel sekreteri olan Milletvekili Yonadam Kanna, çözüm belgesine itirazlarını Al-Monitor’a şöyle ifade etti: “Hristiyanların ve diğer azınlıkların ulusal çözümün hazırlanmasında söz söyleme, hatta öneride bulunma hakkı yok mu? Siyasi anlaşmalar her zaman büyük etnik gruplar arasında onların menfaatlerine göre yapılıyor, azınlıkların menfaatleri göz ardı ediliyor.”

Kanna örnek olarak ulusal çözümde Kürtlerle Araplar arasında ihtilaf konusu olan Ezidilerin yaşadığı Sincar bölgesi, Türkmenlerin yaşadığı Telafer bölgesi ve Hristiyanlarla Şabakların yaşadığı Ninova Ovaları gibi azınlık bölgelerine dair hiçbir maddenin yer almadığını vurguladı ve ekledi: “Azınlıkların burada söz hakkı yok, kendi kaderlerini belirlemelerine bile izin verilmiyor. Çözümde Hristiyanların, Ezidilerin veya daha az etkili başka herhangi bir azınlık grubunun görüşü dikkate alınmıyor.”

Kanna daha önce de büyük grupların ulusal uzlaşı önerilerini eleştirmiş, zira bu önerilerde Ezidilere, Hristiyanlara ve başka azınlıklara yönelik katliam işleyenlerin adalet önünde hesap vereceğine dair net bir güvence yer almamıştı.

Çözüm projesinin 2003’teki mezhepçi düzeni yeniden tesis edercesine üç ana grubun siyasi önderleri arasında güç ve ayrıcalık paylaşımına dayanması azınlık temsilcileri gibi Irak sivil toplumunu da kaygılandırıyor.

El Emel Derneği Başkanı Hana Edvar’a göre sorunun parçası olan, yozlaşmış siyasal elitlerin ulusal bir çözüm üretmesi zor. Al-Monitor’a konuşan Edvar, uzlaşı önerilerinin sivil toplum gibi iktidar gücüyle doğrudan ilgili olmayan, iktidar için kavga etmeyen, mezhepler ötesi yapılardan gelmesi gerektiğini belirtti, bu tip yapıların korunmasız ve siyasette aktif katılımcı olmayan azınlıklar tarafından da oluşturulabileceğini vurguladı.

Diğer bazı itirazlar ise Irak’taki kimi toplumsal grupların ötekileştirilmesine ve kapsamlı çözüm vizyonu oluşturulurken süreçten dışlanmasına odaklanıyor.

Irak parlamentosunda Ulusal Uzlaşı Komisyonu’nun başkanlığını yürüten Hişam El Süheyl, ulusal uzlaşıyla ilgili bir belgenin hazırlanışında komisyonun yer almamasına itiraz ettiğini belirtti. Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Süheyl şöyle konuştu: “Ulusal İttifak’ın toplantısına davet edildik, taslak okunup oylamaya sunuldu ama taslağın hazırlanmasında bizim rolümüz olmadı. Belgenin en zayıf yanı Ulusal İttifak adına açıklanmış olmasıdır. Şii ve Sünni temsilciler arasında uzlaşının açıkça tartışıldığı toplantılar yapılmalıydı ve taslak böyle bir diyaloğun ürünü olmalıydı. Ancak taslağın Ulusal İttifak tarafından açıklanması, onun hem şekil hem içerik açısından sanki bir Şii vizyonunu yansıttığı, karşısına bir Sünni vizyonun konması gerektiği ve sonra belki bir Kürt vizyonunun da geleceği gibi bir hava yarattı.”

Mezhepsel yapıda olmayan aşiretler gibi gayri resmi toplumsal güçleri de sürece katmak gerektiğini belirten Süheyl, örnek olarak hem Şii hem Sünnilerden oluşan kendi aşireti El Tamim’i gösterdi. Süheyl’e göre bu tip toplumsal güçler sürece dahil edilmezse siyasi çözüm hayal kırıklığı yaratır ve siyasi güçlerin yanı sıra toplumsal güçleri de içine alan, kapsamlı bir uzlaşı sürecine asla dönüşemez. Kapsamlı bir sürecin sağlanması ise hem devleti hem toplumu esenlik ve selamete taşır.

Ancak çözüm sürecindeki bazı sıkıntılar onu daha başlamadan başarısızlığa mahkûm etmiş olabilir.

Irak Ulusal Güçler İttifakı Başkanı Ahmed El Masari, çözüm belgesinin müzakereleri bağlamında önemli bir zamanlama sorununa dikkat çekti. Masari Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Ulusal İttifak, çözüm belgesini Birleşmiş Milletler Irak Destek Misyonu’na sundu, Misyon başkanı Sayın Jan Kubis de belgeyi Irak Ulusal Güçler İttifakı’na ulaştıracaktı. Ancak meclis tüm itirazlarımıza rağmen HSB yasasını onayladı ve biz de buna cevaben çözüm belgesini kabul etmedik. HSB yasası bir gün sonra onaylanmış olsaydı belgeyi planlandığı gibi almış olacaktık.” Masarı HSB yasasının “devlete onulmaz bir mezhepçi darbe” olacağı yönünde önceden uyardıklarını vurguladı.

Başbakan Haydar El Ebadi’ye bağlı Ulusal Uzlaşı Uygulama ve Takip Komitesi’ne danışmanlık yapan ve ulusal çözüm belgesinin yazılışında yer alan Hüseyin El Adli ise itirazlara şu sözlerle tepki gösterdi: “Ulusal çözüm, İslam Devleti sonrası dönemde Irak için bir seçenek değil herhangi bir devlet tahayyülü için zorunluluktur. (…) Ulusal çözümün Ulusal İttifak tarafından sunulmuş olması onun sadece Şii vizyonunu yansıttığı anlamına gelmiyor. Bu belge uzmanlar, bağımsız siyasi taraflar, Şii parti temsilcileri ve BM yetkilileri arasında uzun ve kapsamlı görüşmelerin sonucu olarak ortaya çıktı. Çözüm tek bir siyasi çizgi veya şahsa özel değil.”

Sonuç olarak ulusal çözümün karşılaştığı sıkıntılar İD sonrası dönemde çatışma kaygılarının ne kadar gerçekçi olduğunu gösteriyor. Kapsamlı uzlaşıya dönük ortak bir ulusal vizyonun olmadığı bir ortamda bu dönem oldukça tehlikeli bir hâl alabilir.

More from Saad Salloum