Ana içeriğe atla

İD’in Musul’dan Suriye’ye geçeceği beklentisi ne kadar gerçekçi?

Musul savaşının dinamiği ve diğer bazı koşullar İslam Devleti militanlarının illa da Suriye’ye geçip savaşmaya devam edeceğini göstermiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Iraqi soldiers celebrate as they pose with the Islamic State flag along a street of the town of al-Shura, which was recaptured from Islamic State (IS) on Saturday, south of Mosul, Iraq October 30, 2016. REUTERS/Zohra Bensemra - RTX2R34S

ABD önderliğindeki koalisyon ekim ortasında Musul harekâtını başlattığından beri Moskova ve Şam’dan eleştiriler eksik olmuyor. Koalisyonun başarılarını azımsayarak başarısızlıklarını ön plana çıkaran Rus diplomatlar ve askeri yetkililer, sivil hedeflerin vurulduğuna dair Batı’nın Rusya ve Suriye’ye yönelttiği suçlamaların aynılarını şimdi Irak’taki koalisyona yöneltiyor.

Ancak Moskova’yı en çok kaygılandıran ihtimal, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 28 Ekim’de Suriyeli mevkidaşı Velid Muallim ile yaptığı görüşmenin ardından ortaya koyduğu gibi çok sayıda İslam Devleti (İD) militanının Irak’tan Suriye’ye geçmesi. Rus hükümetince finanse edilen ve İngilizce yayım yapan Russia Today haber sitesi, isimsiz kaynaklara dayanarak ABD ve Suudi istihbaratları arasında binlerce militanın Suriye’ye geçişine izin verilmesi yönünde anlaşma olduğunu bildirdi. Habere göre bununla Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la Şii güçlerin kısmi kontrolünde olan Palmira ve Deyrizor’a yönelik yeni taarruzların hazırlığı amaçlanıyor. Rus Genelkurmayının Ana Harekât Başkanı Korgeneral Sergey Rudskoy, 25 Ekim’de 300 civarında İD militanının Musul’dan Deyrizor’a ulaştığını belirtti.

Ancak bu tarz açıklamalar askeri anlamlardan ziyade siyasi mesajlar içeriyor. Suriye savaşının başından beri halkla ilişkilerde üstünlük mücadelesi veren Moskova ve Washington, birbirilerini kınamak ve bazen de tehdit etmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Bunun yanında koalisyon, Musul harekâtını başlattıktan sonra basının cephe hattına erişimini kısıtladı ve arada bir yapılan resmi açıklamalar tek haber kaynağı hâline geldi. Bu durum Moskova’da koalisyonun kayıpların üstünü örtme, kendi başarılarını abartırken İD’in başarılarını küçük gösterme çabası olarak görüldü.

Moskova’nın nazarında koalisyonun şu ana kadarki en büyük başarısı Irak ordusunun Musul’un Gökçeli semtine 26 Ekim’de giriştiği taarruzdu. Ne var ki birlikler kısa sürede geri püskürtüldü ve şu an tekrar bölgeye girmeye çalışıyor. Başika, Kerkük ve Sincar gibi başka bazı önemli cephelerde de İD tam anlamıyla ortadan kaldırılmış değil.

Rus devletiyle bağlantılı kimi medya mecralarında Irak ordusunun Rutbe’deki militanları silip süpürdüğü yönünde açıklamalar yer alsa da Al-Monitor’un sahadaki kaynaklardan edindiği bilgi, 200 civarında İD militanının hiçbir direniş göstermeden kentten kaçtığı ve Irak ordusunun birkaç saat sonra buraya girdiği yönünde. Genel olarak Anbar, Selahaddin ve Diyala vilayetlerinde küçük, manevra kabiliyeti yüksek grupların saldırıları devam ediyor ve durum gerginliğini koruyor.

Taarruzun ilerleyişini ciddi şekilde aksatan İD, bunu sadece bombalı araç ve intihar saldırıları gibi cephe hattındaki eylemlerle değil cephe gerisindeki artan faaliyetleriyle başardı. Irak ordusu ve Kürtler, yedek kuvvetlerini Ninova’nın komşu vilayetlerine yönlendirmek zorunda kalınca koalisyonun ilerleyişi de yavaşladı.

Bu bağlamda İD 24 Ekim’de Sincar’a yönelik kritik bir taarruz başlattı. Örgütün buradaki amacı Irak-Suriye bağlantısını sağlamak ve ilave bazı güçlerinin Rakka güzergâhındaki Telafer ve Bara üzerinden Musul’a yaklaşmasını kolaylaştırmaktı. Rusya’daki yaygın kanıya göre ise bu, İD’e Musul-Suriye güzergâhını açmayı amaçlayan bir CIA tezgâhıydı. Ancak çatışmaların dinamiği kendi içinde incelendiğinde İD’in Sincar’da güçlü bir mevziiyi ele geçirmeye çalıştığı görülüyor. Böylece İD manevra imkânına kavuşacak ve güçlerinin yer değiştirebilmesini sağlayacak. Bu hamle hem Rus medyasında hem diğer medyalarda kafa karışıklığı yarattı ve neticede kimileri örgütün “Irak’tan Suriye’ye yönlendirildiği” yorumunu yaparken kimileri tam tersini iddia etti.

Sahadaki kaynaklara göre ise Rakka’ya çoğunlukla militanların aileleri gitti, militanlar ise iyi eğitimli grupları Irak’a geçirmeye odaklandı. Pentagon da İD’i Irak’tan Suriye’ye sürme gibi bir niyet olmadığını söyledi. Nitekim Rakka’ya yönelik büyük çaplı bir taarruzun duyurusu yapılırken ABD önderliğindeki koalisyonun Irak-Suriye sınırındaki hava operasyonları da devam ediyor. Dolayısıyla koalisyon bir yandan İD’in Irak’taki gücünü kırmaya, bir yandan Suriye cephesinde elini kolunu bağlamaya çalışıyor.

Tüm bunlar Moskova’nın kaygılarının tamamen yersiz olduğu veya ABD’yle enformasyon savaşının parçası olduğu anlamına gelmiyor elbet. Koalisyon Musul’a yaklaştıkça İD militanlarının bir kısmı Musul ve çevresinden kaçan sivillerin arasına karışarak gerçekten de Suriye’ye geçiyor. Ancak bu “toplu kaçışın” büyük çaplı bir hareket olması beklenmiyor.

Harekâtın başlangıcından bu yana Musul’dan Suriye’ye kaçan sığınmacıların sayısı fazla değil. 25 Ekim itibariyle El Haul mülteci kampına yaklaşık 940 Iraklı ulaşmıştı ve buna kısa sürede birkaç yüz kişinin daha eklenmesi bekleniyordu. Buralar şu anda dışarıdan gelenleri filtreleme konusunda hayli tecrübeli olan Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin gözetiminde. Musul’dan gelen çoğu sivilin toplam 11 mülteci kampında barındırılması bekleniyor. Bunların beşi hâlihazırda faaliyete geçmiş durumda, diğerleri ise hazırlanıyor.

Büyük bir militan geçişi olmayacağı beklentisinin bir diğer nedeni de şu: Geçmiş tecrübelerin de gösterdiği gibi İD saldırıya uğrayınca büyük kentleri hemen terk etmiyor, şiddetli bir direniş ortaya koyduktan sonra çekiliyor. Örgüt daha önceki örneklerde kentleri ancak elindeki son mahalle de bombalandıktan sonra veya zorlu müzakerelerin ardından terk etti ve bunu yaparken sivilleri kalkan olarak kullandı.

Bu arada sivil zayiatı asgaride tutma baskısı da Irak hükümeti ve müttefikleri için kısıtlayıcı bir faktör olacak. Ahlaki kaygılar bir yana, ağır sivil kayıpların yaşanması İD’e yeni katılımları tetikleyebilir. Ayrıca Musul kurtarıldığında kentte herhangi bir muhalefetin oluşmaması için yerel Sünni gruplarla anlaşmaya varılması, bu grupların güven ve desteğini kazanma mücadelesi de büyük önem taşıyacak.

Öte yandan Musul’da kontrolün sağlanması ve Rakka’da askeri operasyonların yoğunlaşması İD’i “Fırat Vilayeti” dediği bölgeye sıkıştıracak. Örgütün yaşamsal altyapısını barındıran bu bölge, Suriye’nin El Bukemal ilçesi ile Irak’ın El Kaim kenti arasında yer alıyor. Dolayısıyla Suriye’ye kaçmak militanları kapana düşürür. Irak’tan Ürdün ve Suudi Arabistan gibi ülkelere geçiş mümkünken Suriye’den çıkış adeta imkânsız sayılır.

Son olarak İD’in Suriye’nin batısında varlık gösterdiği Kuveyris Hava Üssü civarları ve Yermuk bölgesi Suriye ordusunun uzağında. Dolayısıyla çok sayıda militanın Halep’e akacağına dair kimi Rus yorumcuların dile getirdiği kaygılar yersiz görünüyor. Kaldı ki ABD ve müttefikleri Rakka’yı almak için geniş çaplı bir kara harekâtı başlatırsa hiç kuşkusuz Moskova ve Şam da çevrili durumda olan Deyrizor’daki vaziyetin iyice karışmasını önlemek ve zaferden pay almak için büyük çaplı bir taarruz başlatır. Aksi halde Suriye toprakları ortadan bölünür ve ülkenin bütünlüğünü korumak için harcanan bunca çaba boşa gitmiş olur. Ancak başka önceliklere yönelen, durumdan faydalanarak Suriye topraklarından kendi çıkarları uğruna ufak ufak parçalar koparan oyuncuların da her geçen gün çoğaldığı görülüyor.

More from Anton Mardasov