Ana içeriğe atla

Büyük oyuncular Suriye’de strateji mi değiştiriyor?

Rusya ve ABD’nin Suriye’deki durumları karmaşık bir hâl alırken birçok konuda kuşku ve tereddüt hüküm sürüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
People inspect a site hit by airstrikes in Idlib city, Syria June 12, 2016. REUTERS/Ammar Abdullah - RTX2FR1Q

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri tarafından geçen hafta imzalanan “karşı görüş” yazısında Başkan Barack Obama’nın Suriye stratejisi çok da stratejik olmamakla eleştirilirken Moskova’da farklı bir hava vardı. ABD ve Rusya arasında Suriye konusunda yaşanan düşük yoğunluklu “sabır taşma” didişmeleri her iki tarafta da hem izlenen stratejiler hem de birbirilerine karşı daha derin rahatsızlıklara işaret ediyor.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ABD’nin “sonsuz bir sabra” sahip olmadığını, hatta Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a hesap sorulacaksa bu sabrın “aslında çok kısıtlı” olduğunu söyledi. Bu açıklama Moskova’dan sert tepki çekti. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Kerry’ye “daha sabırlı” olmasını telkin etti ve Obama’nın defalarca Suriye’de “stratejik sabır politikası” izlediklerini söylediğini hatırlattı. Beklendiği gibi Rus askeri yetkililerin tepkisi daha da sert oldu. Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov “Suriye’de sabrı tükenen biri varsa o, ABD değil biziz.” dedi.

Gerasimov şöyle devam etti: “Suriye’de ateşkesi sürdürme ve ulusal uzlaşıyı sağlama yönündeki yükümlülüklerimize eksiksiz şekilde uyuyoruz. (…) Üç aydan beri (İslam Devleti ile Nusra Cephesi’nin) konum bilgilerini Amerikalılara gönderiyoruz. ABD’li ortaklarımız ise hangi noktalarda muhalif güçlerin, hangi noktalarda uluslararası terörist örgütlerden ‘dönme’ grupların bulunduğuna hâlen karar veremiyor.”

Bu açıklamalar aslında Moskova’da yaşanan daha derin bir hayal kırıklığını yansıtıyor. Rus medyası ve ana akım yorumcular çoğunlukla Rakka savaşına odaklanırken daha kapsamlı bilgiye sahip uzman ve karar vericiler, Suriye’deki olayların Moskova’nın yol haritasına göre gelişmediğinden sessizce kaygı duyuyor. Kuşkusuz ki ilgili tarafların çoğu İD’i hiçbir şart ve koşulda uzlaşılmayacak bir düşman olarak görüyor. Ancak bölgedeki ABD varlığına gelince kimi Rus gazeteciler bunu ‘Berlin yarışı’na benzetiyor. Yani Rusya ve ABD şehri ilk kendi güçleri ele geçirsin diye elinden geleni yapıyor.

Ancak Rus askeri uzamanlar baştan beri Rakka’nın Esad için öncelikli bir hedef olduğundan tereddütlüydü. Esad, yeni taarruzlar için bir köprübaşı tutma düşüncesiyle Tabka’yı almak için daha büyük gayret sarf ediyordu. Bu planın şu ana kadar iyi gitmediği ortada: İD Rakka ve başka bazı bölgelerde Suriye güçlerinden geniş toprak parçalarını geri almayı başardı, muhalefet de kendi kontrolünü koruyabildi. Tüm bunlar Esad ve ordusu için belirsizlikleri artırıyor. Öte yandan Moskova’nın kendi tereddütleri de artıyor. Zira Moskova Washington’un artık çok daha ince hesaplar yapmaya başladığını düşünüyor.

14 Haziran’da BasNews haber sitesi, Türk yetkililer ile PKK temsilcilerinin ABD arabuluculuğunda mayıs sonunda İncirlik Üssü’nde bir araya geldiğini bildirince Rus basını bunu olumlu bir gelişme olarak yorumladı. Habere göre toplantıda uzlaşmaya varıldı. Buna göre Türk hükümeti Suriye Demokratik Güçleri’nin Fırat’ın batısına geçmesine onay verdi, karşılığında ise PKK Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürt kasabalarından çekilmeyi kabul etti.

Ancak bu anlaşma Nusra Cephesi açısından da taktiksel bir kazanım olabilir. Zira örgüt artık Esad güçleriyle savaşmaya daha fazla odaklanabilir.

Benzer şekilde Kürtlerin NATO özel kuvvetlerinin desteğiyle yürüttüğü Membic taarruzu da Moskova’da ABD öncülüğündeki koalisyonun Cerablus’u ele geçirme hamlesi olarak görülüyor. Membic’in yakınlarında yer alan Cerablus, militanların Türk topraklarından yardım almasını sağlayan kilit önemde bir güzergâh. Rus askeri uzmanlarına göre Cerablus alınırsa Amerikalıların sınırdaki Azez kasabasını ele geçirmesi kolaylaşacak ve son olarak Özgür Suriye Ordusu gibi muhalif grupların yardımıyla Afrin de ele geçirilecek. Bu bölgelerin ABD müttefiklerinin kontrolüne geçmesi Moskova’yı memnum etmez. Böylesi bir denklemde Halep ve İdlib’in alınması, Şam’ı hem içeride hem uluslararası müzakere masasında güçlendirmek bakımından muazzam önem taşıyacak.

Dolayısıyla Moskova için daha da büyük bir kaygı şu: Ankara’nın bu bölgelere ilave kaynaklar göndermesine Washington destek verir mi? Böyle bir şey gerçekleşirse Rusya Şam’ın bazı toprakları kaybedeceğinden korkuyor. Bu nedenle de buna uygun karşı bir plan oluşturmak için telaş ediyor. Rus Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun İran ve Suriye ziyaretleri bu çabanın parçası olarak görülebilir. Diğer bir olasılık da Rusya’nın daha geleneksel bir yol kullanarak muhalif isyancı gruplar arasından eski bazı ABD müttefiklerini kendi tarafına çekmesi.

Her iki adım da anlaşılabilir: Moskova, izlediği politikayı daha etkili kılmak için taktiksel müttefikleriyle koordine hareket etmeye çalışıyor, aynı zamanda muhalif grupların ileride Suriye’deki geçiş sürecinde yer alabileceğini düşünerek bu gruplar nezdindeki nüfuzunu sağlama almak istiyor. Ancak Moskova’da bunların yeterli olmayacağına dair haklı bir endişe de var. Zira Esad’ın komutanları savaş sahasında vahim bazı hatalar yapıyor, muhalif gruplar ise hükümet güçlerini yayılmaya zorluyor ve “ordudan azade” bölgeleri vuruyor.

Bununla birlikte Rusya’nın ateşkes konusundaki tavrı da bazı eleştirilere neden oluyor. Rus ordusunda uzun yıllar hizmet vermiş bir uzman Al-Monitor’a şöyle diyor: “Rusya ateşkese razı olmak zorunda yoksa bataklığa sürüklenir. Ancak ateşkesin idare ediliş şekli Esad karşıtı güçlere toparlanma ve güçlenme imkânı veriyor.”

Bu arada Suriye’de ölen Rus askerlerinin resmi sayısı geçtiğimiz hafta Humus vilayetinde hayatını kaybeden askerle 11’e çıktı. Asker, bir insani yardım noktasına tam gaz ilerleyen bomba yüklü bir aracı engellemeye çalışırken hayatını kaybetti.

Öte yandan Suriye semalarında Rus ve ABD jetleri arasındaki olaylar da artıyor. Rus uçakları ABD’nin muhalif güçler olarak gördüğü grupları ve bu gruplara ait altyapıyı vurmaya devam ederken Amerikalı pilotlar “havada yakın karşılaşma” denen manevralarla onları engellemeye çalışıyor. İletişim mekanizmalarının çalışıyor olması ise olumlu bir unsur oluşturuyor. Ancak uçakların burun buruna gelmesi iki büyük gücün olası bir felakete ne kadar yaklaştığını göstermekle kalmıyor, ikisinin de istediğini alma konusunda ne kadar kararlı ve telaşlı olduğuna işaret ediyor.

Carnegie Moskova Merkezi’nin konuk araştırmacılarından Nikolay Kozhanov’un dediği gibi “Suriye’de hiçbir taraf mevcut koşullarda ateşkes istemiyor ama hepsi de zamanın kendi lehlerine çalıştığını düşünüyor.”

Moskova’nın ABD stratejisinin başarılı olduğundan kaygı duyması, bu stratejinin Washington’da karşılaştığı eleştirilerle çelişkili görünüyor. Ancak benzer kaygı ve eleştiriler diğer başkentlerde de var. Bu da şuna işaret ediyor ki taraflar izledikleri politikaların sonuç vermediğini düşünüyor. Öyleyse Suriye krizinde yeni bir dönüm noktasına gelinmiş olabilir. Buna göre hem Suriye’deki taraflar hem dış oyuncular önümüzdeki haftalarda stratejilerini yeniden çizebilir.

More from Maxim A. Suchkov