Ana içeriğe atla

Filistin bağımsızlığının anahtarı Ürdün’de mi?

Bazı Filistinli araştırmacılar ve aktivistler, Filistin önderliğinin egemenlikten feragat çekincelerine rağmen Ürdün’le Filistin arasında konfederasyon kurulmasını savunuyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTR2UGI3.jpg

İki devletli çözüm çabalarının tümden çıkmaza girdiği şu günlerde üst düzey kimi Filistinli isimler Filistin’in bağımsızlığına dönük ezber bozan bazı fikirler üzerinde kafa yoruyor. Bu isimlerden biri Batı Şeria’daki Kudüs Üniversitesi’nin eski rektörü Sari Nuseybe. Politika önerileri geliştirme konusunda Nuseybe’yle birlikte çalışan bir kaynağa göre Nuseybe, bugün aralarında güçlü kurumsal bağların olduğu iki bağımsız devletten oluşacak bir Ürdün-Filistin konfederasyonu savunuyor. Nuseybe’yi böyle bir formüle yönelten başlıca sebep iki devletli çözüme müzakere yoluyla ulaşmanın mevcut koşullarda artık zor olmasıdır. Nuseybe ayrıca İslam Devleti örgütünün Filistinliler, İsrail ve ABD’nin gözünde oluşturduğu tehdit bağlamında Ürdün güvenlik güçlerine bel bağlıyor.

Önerilen formüle göre Filistin Yönetimi ve Ürdün 2002 Arap Barış Girişimi temelinde müzakere ederek bir anlaşmaya varacak. Bu bağlamda 1967 sınırları müstakbel konfederasyonun batı sınırını oluşturacak, Doğu Kudüs de Amman’la birlikte iki başkentten biri olacak. Ürdün-Filistin anlaşması daha sonra uluslararası topluma sunulacak ki bu muhtemelen ABD, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve Rusya’dan oluşan Orta Doğu Dörtlüsü nezdinde yapılacak. İsrail’le müzakereler ve bölgesel barış düzenlemeleri konusunda uluslararası destek istenecek.

Önerinin bir dizi avantajı olduğu ortada. İlk olarak bu öneriyle iki devletli çözüm İsrail hükümetlerinin iradesine bağımlı olmaktan çıkıyor. Ürdün Kralı II. Abdullah Batı’da itibar görüyor, Ürdün güvenlik güçlerine de güven duyuluyor. Dolayısıyla Ürdün Nehri boyunca ve İsrail sınır kapılarındaki güvenlik meselesi Ürdün’ün dahliyle daha kolay çözülür. Ekonomik anlamda ise açık ticaret, ortak ekonomik projeler, serbest ticaret ve turizm bölgeleriyle hem Ürdün hem Filistin ekonomisi güçlenir. Ayrıca İsrail güvenlik teşkilatının Ürdün güvenlik güçlerine takdirle baktığı düşünülürse bir Filistin devletine komşu olmakta güvenlik riski gören İsrail, bu tarz bir çözümle bu riski almaya daha kolay razı edilir. Son olarak Ürdün Haşimi Krallığı ile Ürdün nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan Filistinliler arasındaki çetrefilli ilişkiler böyle bir konfederasyonla nihayet çözüme kavuşur.

Konfederasyona dair siyasi, kurumsal, ekonomik ve güvenlikle ilgili birçok konuya çözüm bulunması gerekecek. Kudüs Üniversitesi dâhil bazı gruplar bu konuda detaylı çalışmalar yapmış durumda.

Ancak çok sayıdaki avantajına rağmen önerinin hayata geçirilmesini zorlaştıran önemli engeller var. Filistin önderliği Ürdün Sarayı’na öteden beri kuşkuyla bakıyor, onu İsrail güvenlik politikalarının yandaşı olarak görüyor. Ayrıca iki devletli konfederasyonla egemenliğinin bir kısmından feragat edeceğini düşünüyor, bilhassa Doğu Kudüs’teki kutsal mekânlar ve Ürdün sınır kapılarındaki güvenlik düzenlemeleri bakımından.

Merhum Filistin Devlet Başkanı ve FKÖ lideri Yaser Arafat da Ürdün’le konfederasyonu açıkça savunuyordu. Örneğin Kral II. Abdullah’ın Ürdün’de tahta çıkmasının hemen ardından 12 Şubat 1999’da El Halil’de yaptığı açıklamada Arafat bu seçeneğe şöyle değinmişti: “Kral’ın şunu bilmesini isteriz ki Filistin Ulusal Konseyi Ürdün’le konfederasyonu kabul etmiştir. Ne de olsa Filistin ve Ürdün olarak biz ikiz kardeşleriz.” Oslo sürecinde de Filistinli müzakereciler, önce bağımsız bir Filistin devletinin kurulması kaydıyla konfederasyon fikrini yavaş yavaş benimsemeye başlamıştı. Yukarıda da belirtildiği gibi Ürdün Nehri’nin iki yakasındaki yönetimler birbirilerinden pek hoşlanmıyor ama görünen o ki kaderleri bugün iç içe geçmiş durumda.

İsrail siyaseti nihai statü anlaşmasına Ürdün’ün de dâhil edilmesine her zaman meyilli oldu. Ancak çok muhtemeldir ki Netanyahu hükümeti 1967 sınırlarını temel alan iki devletli bir çözümü hiç düşünmeden reddeder. İsrail Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki MAMAD Araştırma Merkezi’nden kıdemli bir yetkilinin Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre Nuseybe bu tip girişimlerde yalnız değil, Amman’da yaşayan bazı kıdemli El Fetih yetkilileri ve Filistinli iş adamları da benzer fikirleri gündeme getiriyor. Ancak İsrail hükümetinin böyle bir planı asla kabul etmeyeceğini belirten yetkili bu tutumun Abdullah’a da iletildiği bilgisini verdi.

Tüm engel ve çekincelere rağmen konfederasyon planı yeniden canlandırılmalı. İki devletli çözümde Ürdün’ün faal bir rol alması muazzam önem taşıyor. Batı Şeria’daki İsrail işgalinin sonlandırılması ve bölgenin huzura kavuşturulmasında Abdullah tarihi bir rol üstlenebilir. ABD de diğer seçeneklere bakıldığında böyle bir sonucu Başkan Barack Obama’nın Orta Doğu’da bırakacağı mirasa katarak iyi bir iş yapmış olur.

More from Uri Savir

Recommended Articles