Ana içeriğe atla

Saldırılar, tehditler arasında endişeli bir topluluk: Protestanlar

Protestan Kiliseleri Derneği’nin 2015 yılı hak ihlalleri raporu, Protestanların son bir yılda maruz bırakıldıkları tehdit, saldırı ve engelleme zincirini tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.
58607028.jpg

Türkiye’deki Protestan topluluğu 2015 yılını kiliselerine yapılan saldırılar, kilise önderlerine yönelik saldırı ve tehditlerle geçirdi. Adli kurumlara yaptıkları başvuruların hiçbirinden sonuç alamayan Protestanlar, Hükümetin dini azınlık temsilcileriyle yaptığı hiçbir toplantıya da çağırılmayarak, görmezden gelindi. Kiliseleri kullandırılmayan, misyonerlik faaliyetleri engellenen Protestanlar bugün topluluk lideri İhsan Özbek’in deyimiyle “endişeli ve sıkıntılı” günler geçiriyorlar. 

Protestan Kiliseleri Derneği’nin 2015 yılı hak ihlalleri raporu, Protestanların son bir yılda maruz bırakıldıkları tehdit, saldırı ve engelleme zincirini tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Rapora göre, Protestanlar 2015 yılında da bir dizi fiziksel ve sözel saldırıya uğradı.

Örneğin Balıkesir Protestan Kilisesi’nin kapısına “Türk İslam Birliği” yazılı bir kağıt asılırken, kilise kapısının tam karşısında kullanılmayan binanın duvarına boyayla “Allah birdir” yazısı yazıldı. Samsun Agape Kilisesi’ne gelen eli sopalı bir kişi küfür ve tehditlerle kilisenin kapısına dayandı, Ankara Batıkent Bereket Kilisesi’ne gelen bir kişi de aynı şekilde kilise önderini darp etmeye çalıştı. İzmir Torbalı Baptist Kilisesi önderi ise tarlasında silahlı saldırıya uğradı. Yara almadı ancak hem bu saldırı hem de diğer saldırılar ile ilgili yapılan şikâyetler sonuçsuz kaldı. 

Ağustos ayının başında 15 kilise ve 20 kilise önderi SMS ve e-mail’le tehdit edildi. Tehdit mektuplarında kullanılan dil şüpheleri IŞİD’e yoğunlaştırdı. Bu konudaki başvurular da sonuçsuz kaldı. Ama daha da kötüsü bu olayın hemen ardından Ankara’da yakalanan 2 IŞİD canlı bomba eylemcisinin Ankara’daki kiliselerde saldırı amaçlı keşif yaptığı kamera kayıtlarıyla ortaya çıktı. Bu gelişmeye karşın hala tehdit edilen kilise önderleri korunmuyor.

Bir de ibadet yeri açma sorunu var. Rapora göre daha önce spor salonu olarak kullanılan Kayseri’deki Meryem Ana Kilisesi Protestanların talebine karşın kendilerine verilmedi. Ankara’da kilise yapımı için Protestanlara gösterilen bir yer ise daha sonra cami yapılması için Diyanet’e verildi. Bugün Türkiye’de Protestanlara ait resmi olarak tek bir kilise bulunmuyor.

Protestan topluluğu bu sorunu dernekleşerek çözmeye çalışıyor. Bugün 1 vakıf, 35 kilise derneği ve bunlara bağlı 18 temsilcilikleri bulunsa da bu oluşumlar Protestan topluluğunun “dini topluluk” sıfatını almasını sağlamıyor. İbadet yeri sorunu beraberinde hurafelere ve Protestanlara karşı ciddi bir algı operasyonuna neden oluyor. Örneğin Malatya’da 2007 yılında Zirve Yayınevi’nde çalışan 3 Protestan’ı hunharca katleden sanıklar, ifadelerinde kentte 49 ev kilisesinin bulunduğunu duyup sinirlendiklerini anlatıyorlardı. Bu abartılı ve gizli görüntü de uzun süre hem medya hem de milliyetçi/İslamcı çevre tarafından kullanılarak, Protestanların hedef tahtasına oturtulmasına neden olmuştu. Bu arada Malatya katliamına da raporda yer verildiğini ve 109 duruşma yapılmasına karşın davadan hala bir sonucun çıkmadığının vurgulandığını da belirtelim.

Protestanların dini yayma hakkına ilişkin uğradığı hak ihlalleri raporda hayli uzun bir listeyi kapsıyor. Özetlemek gerekirse, dini yaymak için oluşturdukları sokak stantlarının kırıldığı, stant açmak için resmi kurumların izin vermediği, Noel kutlamalarının resmi kurumlar tarafından “güvenlik” gerekçesiyle engellendiği belirtiliyor.

Bugün Türkiye’de yaşayan tüm azınlıkların nefret söylemlerinin, fiziksel ve sözel şiddettin, örgütlenme ve tüzel kişilik kurma engellemelerinin hedefinde olduğu bir gerçek. Ancak sorun şu ki Protestanların varlık dinamikleri (misyonerlik, dini yayma isteği) nedeniyle, bahsi geçen bu ihlallerden daha fazla payını alıyor. Bugün Türkiye’de yaşayan ve sayılarının Protestan Kiliseleri Derneği verilerine göre 6-7 bin civarında olduğu bilinen Protestanların yüzde 80’ini Türkler ve İslam kaynaklı kişiler oluşturuyor. Ortodoks veya Katolik topluluklarının daha kapalı olması, İslam kaynaklı kişilerin Protestan cemaatine yönelmesine neden oluyor. Protestanların dini yayma amaçları ve bu kapsamdaki etkinlikleri de onları daha görünür kılıyor. 

Bu sorunların üzerine bir de Protestanların devlet katında muhatap kabul edilmemeleri gibi bir ayrımcılık da ekleniyor. Rapora dönersek, 2015 yılında Hükümet ve resmi kurumlar tarafından düzenlenen dini grupların davet edildiği toplantılara Protestanların davet edilmediği belirtiliyor. Protestan Kiliseler Derneği Basın Sözcüsü Soner Tufan, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, Katolikler, Ortodokslar, Süryaniler ve Musevilerin tüzel varlıklarının devlet katında kabul edildiğini, bu cemaatlerin Lozan Anlaşması ve uluslararası anlaşmalardan gelen ayrıcalıkların bulunduğunun altını çiziyor. Bu tüzel kişiliklerin devlet katında muhatap alınmalarını kolaylaştırdığını söyleyen Tufan, “Protestanlar ise resmi anlamda hiçbir protokolde yer almıyor. Bu da Protestan cemaatinin yok sayıldığını gösteriyor” diyor.

Protestan Kiliseler Derneği Başkanı İhsan Özbek ise Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, devlet tarafından muhatap alınmama sürecinin AK Parti iktidarı ile başladığına işaret ediyor. Özbek, “AK Parti Hükümetleri boyunca hiçbir şekilde Hükümet yetkilileri ve Cumhurbaşkanı bizi muhatap almadı. Ancak diğer Hükümetler döneminde resmi görüşmelerimiz oluyordu” diyor.

İhsan Özbek, hem 2015 hak ihlalleri raporunun ağırlığı hem de diyalog kanallarının kapatılması karşısında Protestan cemaatinin ruh halini şöyle tarif ediyor: “Endişeliyiz. Sıkıntı çekiyoruz. Tehdit ediliyoruz. Kendimizi ifade edebilmemizin önünde ciddi engeller var. Yaşam şartlarımız zor. İbadethane açamıyoruz, ibadetlerimizi yerine getiremiyoruz. Bize ‘burada yaşayamazsınız’ mesajı veriliyor. Hem gündelik hayatımızdaki sıkıntılar hem de temsil sıkıntısı bize sıkışmışlık hissi veriyor. Ülke olarak zaten zor bir dönemden geçiyoruz. Hem çatışma ortamı hem siyasal huzursuzluk ve belirsizlik var. Bu tablo içinde biz ekstra zorluk içindeyiz. Hükümetin bize karşı daha ılımlı olmasını bekliyoruz ve diyalog yollarının açılmasını istiyoruz.”