Ana içeriğe atla

Irak Kürdistanı ekonomik çöküşün eşiğinde mi?

Iraklı Kürtler Washington’dan mali yardım gelmezse İslam Devleti’yle mücadeleyi sürdüremeyebilecekleri konusunda uyarıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTR4O8BC.jpg

Iraklı Kürtler Washington’a geldiklerinde genelde İslam Devleti’ne (İD) karşı mücadele için silah isterlerdi. Şimdi ise cihatçılara karşı verdikleri mücadelenin ekonomik kriz nedeniyle tehlike altında olduğunu söyleyerek nakit istiyorlar. Zira yarı bağımsız devletleri ekonomik bir çöküşün eşiğinde. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı Mesud Barzani’nin Divan Sözcüsü Fuat Hüseyin geçen hafta ABD’li yetkililerle Washington’da yaptığı görüşmenin ardından “Bu sadece bizim mücadelemiz mi? Yoksa hepimizin mi?” diye sordu.

Iraklıların peşmerge güçleri ve Suriyeli Kürtlerin Halk Savunma Birlikleri (YPG) İD’e karşı savaşın kilit müttefikleri konumunda. Irak’taki Sincar ve Suriye’deki Tişrin Barajı da dahil pek çok araziyi İD’in elinden geri almayı bu iki güç başardı. Ancak İD’in halen “büyük bir tehlike” olduğuna dikkati çeken Hüseyin örgütün “her an yeniden atağa geçebileceği” uyarısını yapıyor. Müttefiklerinden mali yardım gelmezse Kürtlerin cihatçıları püskürtme imkanlarının daralacağını söyleyen Hüseyin Al-Monitor’a “Ekonomik olarak ayakta kalamazsanız bu savaşı da kazanmazsınız” diyor.

Bu mesaj, ABD Dışişleri Bakanlığı, Beyaz Saray, Ulusal Güvenlik Konseyi ve ABD Kongresi’yle yapılan peş peşe görüşmelerde adresine ulaştırılmaya çalışıldı. Kürt yetkililer Senatör John McCain ve Dianne Feinstein da dahil bir dizi ABD’li temsilciyle bir araya geldi. KBY’nin Washington’daki temsilcisi Bayan Sami Rahman Al-Monitor’a görüşmelerle ilgili şu bilgiyi verdi: “Gittiğimiz yerlerde insanlardan çek defterlerini çıkarmalarını istemiyoruz. Ancak insanlar da bunun aralıksız bir mücadele olduğunu yeterince takdir etmiyorlar. Bir savaş sürdürmenin maliyeti bir kenara, peşmergenin kış donanımı bile yok. Bizim buradaki amacımız dostlarımızın bunun sürdürülebilir bir şey olmadığını anlamalarına yardımcı olmak. Bizi ancak bir nevi Marshall Planı kurtarır”.

Ekonomik erimenin en büyük nedeni petrol fiyatlarındaki düşüş. KBY ekonomisini neredeyse tamamen petrol gelirleriyle döndürüyor. Geçen hafta varil başına 30 doların altına düşen petrol fiyatlarının dünyanın önde gelen petrol üreticilerinden İran’a yönelik ambargoların yumuşatılmasıyla daha da gerilemesi bekleniyor. Irak merkezi hükümetinin de temel gelir kalemlerinden biri petrol gelirleri ve bütçenin yüzde 17’si KBY için ayrılıyor. Ancak bu konuya ilişkin anlaşma hiçbir zaman doğru düzgün hayata geçirilemedi, zira iki taraf da birbirini taahhütlerini yerine getirmemekle suçluyor. Kürtlerin kendi petrollerini merkezi hükümetin onayı olmadan yeni yapılan bir boru hattı üzerinden Türkiye’nin Ceyhan’daki tesislerine nakletmesi bu krizi daha da tırmandırmıştı.

ABD’nin Aralık 2014’te önayak olduğu yeni bir mutabakat doğrultusunda Kürtlerin bütçedeki payları karşılığında Irak milli petrol şirketi SOMO’ya günde 550 bin varil ham petrol satması konusunda uzlaşma sağlanmıştı. Ancak bu anlaşmaya da uyulmadı.

Merkezi hükümetten yüzde 17’lik bütçe paylarını alamadıklarını söyleyen Rahman “Bizim petrolümüzü öylece alıp bize piyasa rayici üzerinden bile bir ödeme yapmıyorlar” dedi. Bağdat şubat 2014’ten bu yana Kürtlere yapılan bütün ödemeleri fiilen durdurmuş durumda. KBY’nin toplam borcunun o tarihten bu yana yaklaşık 18 milyar doları bulduğu tahmin ediliyor.

Bağdat’la yaşanan çıkmaz çözüleceğe benzemiyor ve Kürtler bağımsız petrol satışlarını Haziran’da Türkiye üzerinden yeniden başlattılar. Ancak hem ham petrolün vasat niteliği hem de Bağdat’ın satışların yasadışı olduğuna ilişkin iddiaları nedeniyle müşterilerin karşılaştığı hukuki riskler yüzünden Kürtler petrollerini piyasanın çok altında fiyatlara satmak zorunda kalıyorlar.

Hüseyin bu konuda şöyle diyor: “Sonuçta peşmerge güçleri de dahil memurların maaşlarını beş aydır ödeyemez hale geldik”.

Endişeler Bağdat’la yaşanan çatışmalar ve düşen petrol fiyatlarıyla sınırlı değil. Irak ve Suriye’de İD’den kaçan yaklaşık 1.8 milyon mülteci ekonomiyi daha zora sokuyor. Rahman bunu şöyle anlatıyor: “Ürdün, Lübnan gibi ülkelerde de geniş bir mülteci nüfusu var. Ama bizlerin aksine onlar İD’le cephede savaş halinde değiller”.

Kürtler Washington ve diğer Batılı ülkelerin başkentlerinde hep cana yakın bir şekilde karşılandılar. ABD geçen iki yıl içinde Irak hükümetine 600 milyon dolarlık mali yardım yaptı. İsminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan kıdemli bir ABD’li yetkili “Bu paranın çok büyük bir bölümü KBY’ye harcandı” diyor. Ayrıca ABD üç kadar peşmerge tugayını daha İD’le mücadele kapsamında eğit-donat programına almaya hazırlanıyor. Bu tugayların partilerin güdümünde olmamaları için askere yeni kaydolanlardan oluşması düşünülmüştü. Zira Irak Kürdistanı’nda bu sorunla sık sık karşılaşılıyor. Ancak bunun doğuracağı ilave yük nedeniyle tugaylar mevcut peşmerge güçlerinden seçiliyor.

Kayırmacılık, kötü yönetim ve şeffaflık eksiliğinin mevcut çıkmazda etkili olduğuna inanan pek çok kişi var. ABD yetkili “Kürtlerin kendi durumlarını geliştirmek için yapmaları gereken gecikmiş bir dizi reform var” diye ekliyor. Sadece bu revizyonun hayata geçirilmesi için KBY Başbakan Yardımcısı Kubat Talabani ile çalışan ABD’li danışmanlar var.

KBY bakan ve üst düzey devlet yetkililerinin maaşlarında yaklaşık yüzde 50 oranında kesintiye gitmek ve bu yetkililere tanınan ücretsiz elektrik ve kira yardımı gibi ayrıcalıkları kesmek de dahil bazı değişimler yaptı. Ancak muhaliflere göre bunlar sadece denizde kum tanesi. Bunların yanı sıra enerji sübvansiyonlarının kesilmesi, şişirilen kamu sektörünün daraltılması ve bilhassa peşmerge içinde kaybolan binlerce “hayalet” çalışanın işine son verilmesi gerekiyor.

Muhalefet partisi milletvekillerinden Goran Azad Reuters’a yaptığı açıklamada bu konuda şöyle demişti: “Hükümetin önünde sadece iki seçenek var: Ya reforma gidecek ya da işlevine son verecek”.

Yolsuzluk halen bir numaralı sorun. İki büyük siyasi partinin --Barzani’nin Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve şu an sağlık sıkıntılarıyla boğuşan eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin Kürdistan Yurtseverler Birliği-- hamiliğinde yeni bir varlıklı sınıf ortaya çıktı ve bu sınıfın gösterişli yaşam tarzı öfkeye neden oluyor. KBY’nin bilhassa Türkiye ile yaptığı enerji anlaşmalarının şeffaf olmaması da bir diğer gerginlik konusu. Petrol satışı gelirlerinin nereye tahsis edildiği, hatta gelirin tutarı bile bilinmiyor. Kısa zaman öncesine kadar bu gelirler Türkiye’nin kamu bankalarından Halk Bank’taki bir hesapta tutuluyordu.

Pek çok kişi Kürtlerin mali sıkıntılarının uzun zamandır arzuladıkları bağımsız devlet hayalinin önünde büyük bir engel olduğuna inanıyor. Ancak pek çok Kürt’ün Bağdat’la resmi ilişkilerin ayak bağından başka bir şey olmadığına dair inancı güçleniyor.

KBY bağımsız bir devlet olsaydı, Birleşmiş Milletler ya da Dünya Bankası gibi uluslararası bağışçı kuruluşların fonlarından faydalanabilir ya da kendi tahvillerini çıkarabilirdi. Rahman, “Ama biz bunu yapamıyoruz” diyor.

Barzani halkını bağımsız bir devlete kavuşturma arzusunu gizlemiyor. Bu yıl bu konuda bir halk referandumu yapma olasılığı da güçlendi. Kürt liderler ancak iki bölgesel gücün birinden, İran veya Türkiye’den, destek alabilirlerse ve ABD’de de yeşil ışık yakarsa devlet kurabileceklerinin farkındalar. Kendi ülkesindeki Kürt azınlıkla sorunlar yaşayan İran bu fikre katı bir şekilde karşı çıkmayı sürdürüyor. Ancak Irak, İran ve Suriye’den daha büyük bir Kürt nüfusa sahip olan Türkiye korkularını aşıyormuş gibi görünüyor. Hatta Ankara Kürtlerin kendi petrollerini Bağdat’ın onayı olmadan satmasına önayak olarak KBY’nin ekonomik bağımsızlığını güçlendiriyor.

Türkiye’nin ilk Erbil Konsolosu olan ve konsolosluğun 2010’da açılmasına önayak olan eski diplomat Aydın Selcen ise Türkiye’nin KBY’yi kurtarmak için daha çok çaba sarf etmesi gerektiğine inanıyor. Al-Monitor’a konuşan Selcen’e göre bunu yapmanın en etkili yolu KBY’yle yapılan enerji anlaşmaları için kurulan devlet destekli TEC şirketinin KBY’deve Kerkük’te faaliyet gösteren büyük petrol şirketlerinin üretim varlıklarının çoğunu hatta hepsini satın alması.

Ancak asıl fırsat Kürdistan’ın zengin doğal gaz rezervlerinde yatıyor. Gazın 2018 itibarıyla tam kapasite pompalanmaya başlaması ve Rus gazına bağımlılığını azaltmak için didinen Türkiye’ye ihraç edilmesi planlanıyor. Ne var ki, KBY taahhüt ettiği köklü reformları gerçekleştiremezse bu gelir kapısı da heba olabilir.

More from Amberin Zaman