Ana içeriğe atla

İran-Rusya silah anlaşmaları ne kadar doğru?

İran’la Rusya arasında bir dizi silah anlaşmasının görüşüldüğü bildiriliyor ancak bu anlaşmalar gerçekten imzalanacak mı, yoksa tüm bu haberler psikolojik savaştan mı ibaret? İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTX1VFCD.jpg

TAHRAN, İran — İran’la altı küresel gücün 14 Temmuz’da imzaladığı Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın (OKEP) ardından İran dış siyasetinde birçok gelişme yaşandı. Bunlardan belki de en önemlisi Rusya’nın İran’ı artık ciddi bir silah alıcısı olarak görmesidir. Rus medyası, son altı aydır durmadan Moskova’nın Tahran’a silah satmaya hazır olduğunu anlatan yetkililerin açıklamalarını yazıyor. Hatırlatmak gerekirse İran’a konvansiyonel silah ve ilgili parçaların satışına uygulanan yasak OKEP hükümleri kapsamanda kalkıyor.

Haberlerde bahsi geçen anlaşmalardan ilki S-300 karadan havaya füze sistemleriyle ilgili. Bu sistemlerin satışına ilişkin 2007 tarihli sözleşmeyi yerine getirmeyen Rusya nükleer anlaşmanın hemen ardından tutum değiştirdi ve füzeleri İran’a teslim edeceğini açıkladı. Teslimatın daha fazla gecikmesi hâlinde İran’a milyarlarca dolar tazminat ödeme durumuyla karşı karşıya olan Rusya bu açıklamayı belki de bu kaygının verdiği telaşla yaptı. Ancak S-300 füzeleriyle ilgili görüşmeler ilerleyince Moskova bir ön koşul öne sürdü: Tahran, Rusya’ya açtığı davayı teslimattan önce geri çekmeliydi.

Bunun ardından Sputnik gibi resmi Rus haber ajansları İran’a başka ağır silahların da satılabileceğini yazmaya başladı. Bunların arasında Sukhoi Su-30 ve MiG-35 savaş uçakları, T-90 tankları ve amfibik araçlar da vardı.

Peki, ardı arkası gelmeyen bu haberler İran’ın Rusya’dan silah almaya gerçekten çok hevesli olduğunu mu gösteriyor, yoksa tüm bunlar bir tür psikolojik savaştan mı ibaret?

Can sıkıcı olma potansiyeli taşıyan bu dinamiğin bir örneği, İran’ın bilim ve teknolojiden sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sorena Sattari’nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le bir araya geldiği Moskova ziyaretinin ardından yaşandı. Yoğun bir medya kampanyası başlatan Ruslar, İran’ın Sukhoi Su-30 savaş uçakları için talepte bulunduğunu söylüyordu. İran bugüne kadar bu iddialara resmi bir tepki vermiş değil. Ayrıca üst düzey İranlı yetkililerin konu hakkında konuşmaktan imtina etmesine karşın Rus yetkililer ve medya kuruluşları aylarca Tahran’ın 100 adet Sukhoi Superjet yolcu uçağı alma isteğinden bahsetti. Neticede Sukhoi Superjet uçaklarıyla ilgili tüm iddialar İran Sivil Havacılık Kurumu Başkan Yardımcısı Muhammed Hüdakarami tarafından yalanlandı.

Rus yetkililerin yanıltıcı veya yanlış bilgi verdiğine dair birçok örnek var. Rus medyası da İran’a silah satışları konusunda sayısız iddiada bulundu. Sputnik ve Russia Today gibi resmi medya kuruluşlarının arşivlerine şöyle bir göz atmak yeterli.

Şüphesiz ki Rus silah sanayisi büyük İran pazarına girerek genişlemek istiyor. Ancak Rusya’nın İran’a silah satma arzusunda başka hedefler de var.

Rusya 1990’larda hava, deniz ve kara kuvvetleri için yeni bazı ağır silah platformları üretti. Sukhoi Su-30 ve MiG-35 uçakları, T-90 tankları bunların arasında yer alıyor. Ancak çeşitli ekonomik ve siyasi engeller yüzünden Moskova bunlara uygun pazar bulamadı. Satışlar Hindistan ve Orta Asya ile Kafkasya’da yeni bağımsız olan birkaç ülkeyle sınırlı kaldı.

Bu arada Rusya son birkaç yıldır beşinci nesil savaş uçakları, tanklar, zırhlı personel araçları, yeni helikopterler ve hayalet savaş gemileri geliştirmeye çalışıyor. Bu girişimlerin hiçbiri henüz seri üretim aşamasına gelebilmiş değil. Bu da mevcut gelişkin ürünlerin Moskova’ya ağır bir maliyeti olduğu anlamına geliyor. Yani Rusya İran’a satmak istediği silahlardan henüz herhangi bir kâr elde etmiş değil. Öte yandan Armata tankı veya PAK-FA 5G hayalet uçağı gibi yeni platformların araştırma geliştirme süreçleri oldukça pahalı. Rusya’nın mevcut ekonomik koşulları düşünüldüğünde bunların sürdürülmesi bir hayli zor görünüyor. Dolayısıyla İran gibi silah envanteri teknolojik olarak birkaç nesil geride kalmış, yeni silaha muhtaç bir alıcı devlet Rusya’yı yeni nesil silah üretimine geçirecek ekonomik köprü olarak görülüyor.

1979 İslam Devrimi’nin ardından İran’la Rusya kadar yakın ilişki sürdüren bir küresel güç olmadı. Ancak İran’ın hem Doğu’dan hem Batı’dan bağımız olmasını öngören İslam Devrimi’nin birinci ilkesi gereğince bu yakınlığın Rusya’ya tam bağımlılık noktasına gelmesine izin verilmedi. İran Rusya’yla stratejik ittifaka da girmedi. Tüm bunlara rağmen Moskova ağır silah satışını İran’ı kendisine daha bağımlı kılmak ve onun Batı’yla yakınlaşmasını önlemek için fırsat olarak görüyor. Zira para, istihbarat, güvenlik ve insan kaynakları açısından yüksek bir maliyet anlamına gelen askeri bağımlılık, satıcı ve alıcı ülkeler arasındaki ilişkileri fazlasıyla etkiliyor.

Nükleer mutabakat İranlı ve Batılı siyasi elitlerde ikili ilişkilerde yeni bir dönemin başlayacağı umudunu doğurmuştu. Ancak bir dizi yanlış anlama ve husumet nedeniyle iki taraf da kalıcı ilişki kurma yönünde fiili adımlar atmış değil. Öyle ki yeni bir dönemin başlaması pek mümkün olmayabilir.

Her halükarda ortada bir gerçek var: Batı’nın bu tarihi dönemeçte İran’a karşı hasmane politikalarına son vermesi ve kimi stratejik tavizler önermesi ona kazanç sağlar. Aksi hâlde İran’ın Rusya’yla bugüne kadar kurmaktan kaçındığı stratejik ittifakı kurmak dışında bir seçeneği kalmaz. Bu bağlamda Batı, sadece savunma amaçlı olması kaydıyla İran’a konvansiyonel ağır silahlar vermeyi önerebilir. Batı yapımı konvansiyonel silahların İran’a gelmesi hem Tahran’ın Batı’ya duyduğu güvensizliğin gölgesini hızla ortadan kaldırır hem de Batı’yı olası bir İran-Rusya stratejik ittifakının risklerine karşı korur.

Bunun yanında adeta her tür silaha muhtaç olan İran ordusuna yapılacak satışların büyük parasal getirisi de göz ardı edilemez. ABDFransaİngiltere ve Almanya başta olmak üzere Batılı ülkelerin ekonomileri bundan önemli yarar sağlar.

Üst düzey İranlı ve Batılı politika yapıcıları böylesi bir dönüşümün tarihi önemde olacağı anlayışını kararlı şekilde sürdürürse verecekleri kararlar dünyanın gelecekteki stratejik dengesini fazlasıyla etkileyebilir. Aksi hâlde mevcut kutuplaşmalar daha da sertleşir.

More from Abbas Qaidaari

Recommended Articles