Ana içeriğe atla

Hedef, AKP gölgesinde “ılımlı İslamcı” Kürt AKP’si…

7 Haziran sonrası Kürt siyasetini yeniden dizayn etmeyi planlayan AKP, 1 Kasım’ın ardından HDP’yi artık muhatap almayacağını ilan ederek, süreci hızlandırdı. Kürt hareketi içinde bölünme, ayrışma girişimleriyle, yeni parti oluşumu amaçlanıyor.
RTX1UXOR.jpg

ANKARA -- 2002’de iktidara geldiğinden bu yana Doğu ve Güneydoğu’da birinci parti konumunda olan AKP, 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde HDP’nin bölgede açık ara birinciliğine engel olamayınca yeni arayışlara yöneldi. 7 Haziran’da Kürt seçmen nezdinde hem oy hem de vekil sayısında ağır kayıplara uğrayan AKP, 1 Kasım sonrası Kürt siyasetinin yeniden yapılandırılmasını gündemine aldı.

AKP-HDP arasında imzalanan, 10 maddelik Dolmabahçe Deklarasyonu’nu tanımadığını belirterek, “Ben bunun nesini kabul edeyim” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çözüm Sürecini sonlandırdığını ilan etmişti.

Bu tavrın yansıması, 7 Haziran’da AKP’nin oy kaybetmesi, HDP’nin ise oylarını 6 milyonun üzerine çıkartması oldu. Bu aşamadan sonra, Cumhurbaşkanı ve AKP’nin HDP’yi dizginleme, Kürt seçmeni ayrıştırma ve Kürt siyasetini zayıflatarak yeniden dizayn etme girişimleri hız kazandı.

20 Temmuz Suruç katliamından sonra IŞİD ve PKK terörünün bölgede eş zamanlı olarak tırmanışa geçmesi, bölge halkında ve Kürtlerde önceliği siyasi tercihlerden çok can güvenliğine endeksledi.

Cumhurbaşkanı ve AKP sözcüleri söylemlerini, HDP-PKK, HDP-Terör, HDP-İslam (Sünni İslam) ilişkisi üzerine oturtarak, kendi deyişleriyle “inançlı Müslüman Kürtleri” HDP’den kopartmaya, AKP’ye yönlendirmeye yöneldiler.

7 Haziran’da etkili olmayan, aksine tepki çeken Kürtçe Kur’an’lı mitinglere karşın, AKP’nin İslami inanç içerikli söylemi 1 Kasım’da HDP oyları üzerinde etkili oldu. 7 Haziran’da 6 milyon 57 bin 506 olan oyu, 1 Kasım’da 5 milyon 145 bin 688 düzeyine gerileyen HDP’nin, 911 bin 818 oyluk kaybının, büyük ölçüde AKP’ye gittiği ortaya çıkıyor.

HDP’ye yönelik siyasi söylemini de sertleştirerek, Çözüm Süreci’nin HDP ve PKK tarafından istismar edildiği mesajını sıklıkla yineleyen Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve diğer AKP sözcüleri, Ankara’da 102 kişinin yaşamını yitirdiği katliam da dâhil olmak üzere bölgede artan terörün sorumlusu olarak HDP’yi hedef tahtasına koydular.

Yalçın Akdoğan, terörle arasına mesafe koymadığı, terör örgütünün yanında yer aldığı iddiasıyla HDP’nin kapatılabileceği vurgusunu yaparak Kürt seçmeni, HDP’nin siyasi geleceği ile ilgili tereddütte düşürme yöntemlerini uyguladı. 

AKP tüm bu adımlarla 1 Kasım seçimlerinde “inançlı-Sünni Kürtlerden” HDP’ye giden yaklaşık 1 milyon oyu geri almayı başararak, bölgede hem oyunu hem de vekil sayısını arttırdı. 1 Kasım seçimlerinden sonra ise “dindar-muhafazakâr Kürt seçmenin üzerine daha çok gitme” stratejisine yöneldi. Böylece, bu kesimi, tümüyle HDP’den kopartarak, alternatif bir “İslamcı Kürt Partisi” ya da “Kürt AKP’sini” yapılandırmayı, seçmen tabanını oluşturmayı hedefliyor. Oluşturacağı yeni parti yapılanmasıyla bu süreci kurumsallaştırmayı planlıyor.

HDP’li Altan Tan, AKP’nin bu politikasında kısmen başarılı olduğunu, inançlı Kürt oylarının üçte birini HDP’den geri alabildiğini belirterek, “AKP'den HDP'ye gelen dindar Kürt seçmenin üçte ikisi, halen HDP'de duruyor. Bu bir ikaz, bir sarı karttı. Eğer biz bu konuda onların istediği yönde politika üretemezsek, bu çekilme devam edebilir.” diyor.

Dolayısıyla AKP, Kürt siyaseti üzerinde bundan sonraki çıkışlarını HDP’de kalan bu dindar Kürt oyları üzerinden yapacak. HDP Grubu içerisinde dindar-Sünni-ılımlı İslamcı bazı vekilleri HDP’den kopartıp yeni bir parti kurdurtma yolları aranmaya başlanacak. Diğer yandan da Kürt AKP’si kurulup örgütlenerek, 2019 ya da daha önce olabilecek seçimlere hazır hale getirilecek.

7 Haziran’da Selahattin Demirtaş’ın “Seni Başkan yaptırmayacağız” sözleri, kitleleri HDP’ye yönlendirirken, 1 Kasım sonrası başkanlık sistemi tartışmalarına en yoğun ilginin HDP’lilerden gelmesi oldukça dikkat çekici! AKP eski kurucularından Dengir Mir Mehmet Fırat, eski CHP’li Celal Doğan, Ayhan Bilgen, Adil Zozani gibi HDP’li siyasetçilerin başkanlık sistemine ılımlı ve olumlu yaklaşımları gündemde. Sistemin tartışılabileceğini, ABD ya da Meksika tarzı başkanlığın düşünülebileceğini ifade ediyorlar.

Dengir Mir Mehmet Fırat ile Celal Doğan’ın, başkanlık sistemine destek açıklamaları, Adil Zozani’nin “Kürt sorunu çözülecekse, Öcalan serbest kalacaksa Erdoğan’ın başkanlığına destek verilebilir” sözleri, HDP’de ilk çatlak olarak görülebilir.

Anayasayı değiştirmek için 13 oya ihtiyacı olan AKP’nin, HDP’nin muhafazakâr, dindar, inançlı vekillerinden birkaçını koparak ılımlı İslamcı Kürt partisi kurdurması ve bu partinin TBMM çatısı altında yer alması, çok da olanaksız görünmüyor.

Bunun için AKP’nin HDP’nin üzerine daha çok gideceği, son günlerde AKP’ye yakın medya ve köşe yazarlarının yazdıklarından da anlaşılıyor. Yeni Şafak gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı İbrahim Karagül, 1 Kasım sonrasını “3. Altın Çağ” olarak nitelediği yazısında şu mesajı veriyor: “Artık iç işgal girişimine dönüşen teröre karşı, amansız bir mücadele yürütülecek. HDP, hiçbir şekilde muhatap alınmayacak. HDP'li vekillerin ve avukatların İmralı şovuna son verilecek. İmralı da muhatap alınmayacak. HDP ve PKK'nın Türkiye'ye açılan uluslararası savaşın ön cephesi olduğu gerçeği ile hareket edilecek. Belki yeni siyasi partiler, yeni temsil mekanizmaları oluşacak.”

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun fahri başdanışmanı Etyen Mahçupyan da Kürt sorununun çözümü de dâhil olmak üzere artık HDP’nin hiçbir şekilde muhatap alınmayacağını, yeni siyasi oluşumlar, müzakere mekanizmaları ve yöntemler oluştuktan sonra çözüm sürecinin “buzdolabından çıkarılabileceğini” söylüyor.

Hükümete yakın iki ismin art arda Kürt sorununun çözümü için, HDP dışı yeni muhatapları, yeni parti ve siyasi oluşumları, yeni temsil mekanizmalarını işaret etmeleri dikkat çekici!

Bir başka dikkat çekici gelişme ise seçimlerin hemen öncesinde yaşandı. 35 yıldır yurt dışında bulunan Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) yöneticileri ve Genel Sekreter Mesut Tek “legal siyasi faaliyette bulunma” kararı alarak, Türkiye’ye döndü.

Silahlı mücadeleyi reddeden PSK, geçmişte PKK ile de karşı karşıya gelmişti. Mesut Tek’in, “AKP’nin Çözüm Süreci girişimlerine ve Kürt sorununa yönelik katkılarını” övmesi, yaptığı açıklamada “Kürt ulusal hareketinin, gözü kapalı AK Parti düşmanlığı yapmasının Kürtlerin çıkarına olduğunu düşünmüyorum” demesi ilginç bir sinyaldi. Tek’in, “demokratik Kürt siyaseti” için Diyarbakır’a döndüklerini söylemesi, HDP’nin kendi solundaki Kürt siyaseti tarafından da zorlanacağını gösteriyor.

Özetle, AKP “dindar Kürtleri kavrayacak” Kürt AKP’sini kurdurarak, Altan Tan’ın tespitiyle HDP’de kalan 1,5 milyon inançlı oyu da törpülemeyi hedeflerken, PSK üzerinden de HDP’nin sol kanadından kopmaları zorlayacak. PSK’nın HDP’den kopacak birkaç vekille de olsa TBMM’de var olmasının zeminini hazırlayacak.

Bir yanda asker ve polis gücüyle bastırılarak, sokağa çıkma yasakları ile sindirilen Kürtler, siyasette de inanç ve mezhep temelli yeni siyasi partiler, oluşumlarla zayıflatılıp ayrıştırıldıktan sonra, buzdolabından çıkartılacak Çözüm Süreci için masaya oturmaya zorlanacak.

More from Zulfikar Dogan

Recommended Articles