Ana içeriğe atla

İsrail halkı “her şey dâhil” tatil dışında Türkiye’den ne bekliyor?

İsrail’de yapılan yeni bir kamuoyu araştırmasına göre İsrail halkı Türkiye ile ilişkilerin onarılmasına istekli. Bunun başlıca nedeni İslam Devleti ile mücadele. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Holidaymakers rest at a beach in the resort town of Bodrum July 14, 2014. As families splash in the sea and lounge in the sun, thoughts of politics and civic duty are a world away for most Turks holidaying on the Aegean and Mediterranean coasts. Only the most committed opponents of Prime Minister Tayyip Erdogan leave the beach to queue in a sweltering council building nearby to register to vote in next month's presidential election to prevent what they see as the country's slide towards authoritarianism. Th

“Her şey dâhil” kavramı yıllar önce Club Med tarafından yenilikçi bir tatil konsepti olarak yaygınlaştırıldı. Tatilciler tek bir ücret ödeyerek tesisin tüm hizmetlerinden yararlanabiliyordu. Zamanla “her şey dâhil” genel bir anlam kazandı ve İsrailliler tarafından ülkenin Akdeniz kıyısında herhangi bir otelde yapılan tatiller için kullanılır oldu. Günümüz İbranicesinde ise “her şey dâhil” daha ziyade açık büfesinden gündüz gece sınırsız yemek yenebilen, barında bedava içki içilebilen, fazla pahalı olamayan ama keyifli bir Türk otelinde tatil anlamına geliyor.

Türk Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu, 2000’li yılların başında İsrail’de büyükelçilik yaparken Türkiye’ye giden İsrailli turist sayısını yılda 200 binden yarım milyona çıkarmayı hedeflemişti. 2008 yazında, yani dönemin Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e çıkıştığı Davos olayından birkaç ay önce İsrailli turist sayısı yaklaşık 600 bine ulaşarak hedefi aşmış oldu.

2010’da İsrail’in Gazze Şeridi’ne uyguladığı ablukayı kırmaya çalışan Mavi Marmara gemisinde 10 Türk vatandaşının İsrailli askerlerce öldürülmesi üzerine diplomatik ilişkilerin seviyesi düşürüldü. O günden sonra Türkiye’ye giden İsrailli turist sayısı da yılda birkaç bine düştü.

İsrailli turistler bölgede diğer “her şey dâhil” alternatiflerini denedi ama hep hayal kırıklığı yaşadı. Yunanistan’a, Kıbrıs’a, Bulgaristan’a gittiler ama akılları hep Türkiye’de kaldı. Böyle olunca İsrail medyası bir yandan ikili ilişkilerin normalleştirilmesine dönük temasları yakından izlerken, bir yandan da “her şey dâhil endeksi” diye tabir edebileceğimiz bir olay yarattı. Haber ve aktüalite programları habire Antalya ve Bodrum’un popüler tatil mekânlarına gitti, oralarda tatil yapan İsrailli turistleri saydı, personelin İsraillilere karşı tavırlarını gözlemledi ve tüm bu bilgileri derleyerek İsrail halkının Türkiye’yi affetmeye, ilişkilerde yeni bir sayfa açmaya ne kadar istekli olduğunun endeksini çıkardı. Bu endekse bakılırsa eski tatil mekânlarını gerçekten özleyen İsrailliler, Erdoğan’ı sözlü saldırıları için affetme noktasına gelmiş olabilir.

Tüm bunların ışığında bölgesel dış politika konularında çalışan Mitvim enstitüsünün ilk kez buradan açıklayacağımız son araştırması oldukça ilginç bulgular içeriyor. Araştırmaya göre İsraillilerin büyük bölümü ikili ilişkilerin düzeltilmesi için koşulların olgunlaştığına inanıyor. Ancak bunun için gösterilen sebepler favori tatil yörelerine dönmekten ziyade güvenlik kaygılarına odaklanıyor.

İkili temaslarda uzlaşı yönünde belli bir mesafenin alındığı haberlerinin ardından Smith Consulting araştırma şirketi deneklere “İsrail’in Türkiye ile ilişkilerini onarması için başlıca sebebi nedir?” sorusunu yöneltti. Araştırmaya katılan 500 Yahudi’den sadece yüzde 6’sı en önemli sebep olarak turizmi gösterdi. Buna karşılık katılımcıların yüzde 48’i Suriye ve İslam Devleti konusunda güvenlik alanında ikili iş birliği ihtiyacına işaret etti. Katılımcıların yüzde 25’i ise İsrail’in ikili ilişkileri onarması gerekmediğini belirtti.

İsrailli Araplardan oluşan 100 kişilik ayrı bir grupta ise katılımcıların yarısı, İsrail-Filistin barış sürecine yardımcı olsun diye Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesi gerektiğini belirtti. Arap katılımcıların sadece yüzde 21’i güvenlik alanında iş birliği ihtiyacına işaret ederken yüzde 15’i de “her şey dâhil” tatillerden bahsetti. Burada şunu belirtmekte fayda var ki bu kesim için Türkiye’de tatil yapmak krizin en sıcak günlerinde bile sorun değildi.

Araştırma, Mitvim ile Türkiye’nin Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi tarafından 18 Ekim’de Herzliya’da düzenlenen İsrail-Türkiye Diplomatik Diyalog Konferansı için yapıldı.

Al-Monitor’a konuşan Mitvim Başkanı Nimrod Goren konferanstaki havayı ihtiyatlı iyimserlik olarak tanımladı. Goren’e göre çok yakın zamanlarda ilişkileri düzeltmeye dönük küçük, ölçülü ve kademeli bazı adımlar atıldı. Goren, İsrail-Filistin ihtilafındaki alevlenmeye ve Türkiye’de eli kulağında olan erken seçimlere rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e yönelik eleştirilerini görece düşük tonda tuttuğuna dikkat çekti. Tüm bunların arka planında Rusya’nın Suriye’deki artan müdahalesi olduğunu söyleyen Goren, bu gelişmenin hem İsrail’i hem Türkiye’yi kaygılandırdığını ve her iki ülkeyi diplomatik konumlarını gözden geçirmeye ittiğini kaydetti. İsrail ve Türkiye Suriye konusunda bugüne dek farklı tutumlar benimsemiş olsa da son gelişmeler ortak menfaatlerin gelişmesine neden olabilir.

Goren’e göre ikili ilişkileri düzeltme çabaları bugüne dek doğal gaz ve turizm gibi sivil konulara odaklandı ancak bundan böyle güvenlik konularının ön plana çıkması bekleniyor.

İyimser havaya rağmen İsrail yönetiminin uzlaşı çabalarını en azından 1 Kasım seçimlerinin sonrasına kadar durdurduğunu belirtmek gerekir. Türkiye’deki son seçimlerden sonra da yazdığım gibi İsrailli siyasetçiler ve karar vericiler arasında şu görüş hâkim: Erdoğan’ın zayıflaması, siyasi emellerinden taviz vermek zorunda kalması ve bir koalisyon hükümetinin kurulması ilişkileri normalleştirme olanağını artıracak.

Öte yandan İsrailli yorumcular arasında aksi bir yaklaşım yaygın. Buna göre İsrail’in siyaseten güçlü bir Erdoğan’a ihtiyacı var. Geleceği ve konumu için artık savaş vermeyen, seçimlerden mutlak güçle çıkan, anayasayı değiştirerek daha büyük yetkilere kavuşan bir Erdoğan… Bu görüşe göre Erdoğan ancak böyle bir konumu elde ettiği zaman Türkiye ve İsrail’in iki sene önce üzerinde uzlaştığı ve şu an İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun onayını bekleyen mutabakatları hayata geçirebilir.

Goren ikili ilişkilerin onarılmasını hararetle savunan bir isim. Orta Doğu’da değişen dengelerin bu yönde yeni fırsatlar yarattığını söyleyen Goren, İsrail kamuoyunun büyük bir bölümünün de aynı nedenle Türkiye’yi sadece cazip bir tatil merkezi olarak değil, İD’le mücadelede bir ortak olarak görmeye başladığını kaydetti.