Ana içeriğe atla

Körfez ülkeleri Suriyeli mültecilere gerçekten yardım etmiyor mu?

Petrol zengini Arap ülkeleri Suriyeli mültecilere yönelik yardımlarının altını çizmeye başladı.
Syrian migrants walk towards the Greece border on a road near Edirne, Turkey, September 15, 2015. REUTERS/Osman Orsal  - RTS165C

Avrupa devletleri Suriyeli mültecilere kapılarını açarken Körfez ülkeleri neden benzer şekilde hareket etmedikleri yönünde dozu gittikçe artan eleştirilere maruz kalıyorlar.

Körfez ülkelerine yönelik öfke neredeyse elle tutulur hale geldi. Google’da İngilizce ya da Türkçe “neden Körfez ülkeleri” diye soruyu tamamlamadan bir arama yaptığınızda karşınıza çıkan petrol zengini Arap devletlerinin ülkelerindeki iç savaştan kaçan Suriyeliler’e yönelik sözüm ona ilgisizliği aleyhine yazılmış yazılar. Bir Washington Post yazısı Körfez ülkelerinin Suriyeli mülteciler için “hemen hemen hiçbir şey yapmadıkları” tezini savunurken Uluslararası Af Örgütü’nün (Amnesty International) hazırladığı bir bilgi grafiği Suriyeli mültecilerin yüzde 95’ine sadece beş ülkenin (Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır) ev sahipliği yaptığının altını çiziyor. Suudi Arabistan’ın Almanya’ya giden Suriyeli mültecilerin dini ihtiyaçlarını karşılamak için 200 cami inşa etme taahüdü bile alay konusu oldu.

Dışarıdan bakanlar Suriye yanarken Körfez ülkelerinin gülüp oynadıklarını zannediyorlar.

Ancak Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve Kuveyt bu eleştirileri haksız buluyorlar. Abu Dhabi hükümetinin sahip olduğu The National gazetesi geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir başyazıda okurlarına Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından beri 100 bin Suriyeli’nin BAE’ne yerleştiğini hatırlattı. Emirlikler’de halihazırda yaşayan Suriyeliler’in sayısı çeyrek milyon kadar.

Suudi Arabistan da benzer şekilde yaptığı katkıları daha kuvvetli bir şekilde savunmaya başladı. 11 Eylül’de ismi belirtilmemiş bir Suudi Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ülkesinin 2.5 milyon Suriyeli’ye ev sahipliği yaptığını iddia etti ancak asıl rakamın 100 binle 250 bin arası olduğu tahmin ediliyor. Suudiler ayrıca Suriyeli mültecilerin çoğunluğuna ev sahipliği yapan Ürden ve Lübnan’a 700 milyon Amerikan doları civarında yardım verdiklerini ekliyorlar. Tabi bu rakam Türkiye’nin harcadığı 5.5 milyar doların oldukça altında.

Peki Körfez ülkelerinin Suriyeli mültecileri yönelik tutumları ortadayken neden sözüm ona kayıtsızlıkları daha çok ilgi uyandırıyor? Al-Monitor’a isminin yayınlanmaması koşuluyla konuşan bir Bahreynli gözlemciye göre “coğrafya önemli.” “Türkiye, Ürdün ve Lübnan’ın aksine Körfez ülkelerinin Suriye’yle kara sınırı yok” diyor Bahreyni uzman. “Avrupa’nın aksine Körfez ülkelerine Akdeniz üzerinden doğrudan bir deniz yolu da yok.” Bir başka deyişle Suriyeliler Avrupa’ya gitmeyi Körfez’e gitmekten daha elverişli buluyorlar ortaya çıkan resimse mültecilerin Körfez’e gelmelerine müsaade edilmediği yönünde.

Bir diğer sebep de Arap gelenekleri uyarınca yardım yapan kimsenin bunun reklamını yapmasının önündeki tabular. Riyad’ın 11 Eylül tarihli duyurusu bu hususun altını çiziyor: “Suudi Arabistan Krallığı zor durumda kalan Suriyeli kardeşlerine yaptığı yardımlardan bahsetme niyetinde değildir.” Arap kültüründe insani bir ödevle ilgili olarak böbürlenmek münasebetsizlik olarak kabul edilir. Ancak “selfie” ve kendi kendinin utanmazca reklamının kabul edilir olduğu çağımızda böylesi ulvi adetler Körfez ülkelerinin aleyhine işliyor.

Bir diğer problem de mütecilerin statüsünü belirleyen 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne Körfez ülkelerinin taraf olmamaları. Suriyeliler Suudi Arabistan’a ya da BAE’ne geldiklerine resmi olarak “mülteci” değil “misafir” ya da “işçi” olarak muamele görüyorlar. Ayrıca ev sahibi ülkeler için gelen mültecilere “misafir” demek belli bir prestij unsuru da taşıyor. Örneğin 1951 sözleşmesine taraf olan ve 2 milyona yakın Suriyeli göçmen barındıran Türkiye’de hükümetler de yakın zamana kadar gelen kimseleri “misafir” ya da “ziyaretçi” sınıflandırıyordu. Burada amaç dışarıdan destek almadan Türkiye’nin gücünün Suriyeliler’e bakmaya yettiğini kendi kamuoyuna ve uluslararası camiaya ıspatlamaktı.

Bundan öte sosyoekonomik ve iç siyasi etmenler de sürecin bir parçası. Dubai’de oturan ve Katar’da da yıllarca yaşamış bir Türk’e göre Suudi Arabistan’ın toprak ve nüfus olarak daha fazla Suriyeli’ye ev sahipliği yapma imkanı olduğunu belirtse de BAE, Katar ve Bahreyn gibi ülkelerin böyle bir lüksü olmadığını düşünüyor. Al-Monitor’a adının yayınlanmaması şartıyla konuşan bu kişi “Katarlılar ve Emiratiler Suriyeliler’in halini umursuyorlar ve onlara maddi yardımda da bulundular.” “Ancak bu ülkelerin zengin olmasının önemli bir sebebi nüfus ve coğrafya olarak küçük olmaları – dolayısıyla demografik, ekonomik ve siyasi olarak boğulmaktan korkuyorlar.” “Katar ve BAE son derece güvenli yerler olsalar da yerel halkta sayılarının yabancı işçilerden az olduğuyla ilgili varolagelen bir korku var ve bu yüzden yabancılar arasında çıkacak bir ayaklanmayla başa çıkıp-çıkamayacakları şüphesi var.”

Fahad Nazer yukarıda ifade edilen kaygılara şerh koysa da bunların varlığını inkar etmiyor. Washington merkezli JTG, Inc. şirketinde kıdemli siyasi analizci olarak görev yapan ve geçmişte ABD’deki Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nde analizci olan Nazer, Riyad’ın “her yıl işgücüne katılan binlerce Suudi’ye yer açmak için ülkenin özel sektörü tarafından istihdam edilen yabancı işçilerin sayısını azaltmaya çalıştığını” Al-Monitor’a ifade etti. Bundan öte, “Suudi hükümetinin petrol fiyatlarındaki ciddi düşüş yüzünden önemli bir bütçe açığıyla da karşı karşıya kaldığını“ ekliyor Nazer. Ancak bir uyarısı da var: “demografik sorunların ya da bütçe kısıtlamalarının [Suudi] hükümetinin politikalarının en belirleyici faktörleri olduğu yönünde bir delil yok.”

Uluslararası sivil toplum kuruluşu İnsan Hakları İzleme Örgütü’nde (Human Rights Watch) Ortadoğu araştırmacısı olarak çalışan Adam Coogle Nazer’la hemfikir. Bu yazara attığı bir emailda Coogle “Körfez ülkelerinde yaşayan muazzam yabancı işçilerin varlığı göz önüne alındığında herhangi bir Körfez ülkesinin [Suriyeli mültecileri] kabul etmemek için demografik bir argüman getirmesini hayal etmek zor olur” diyor.

Ancak demografik dengelerden bile daha belirgin bir etmen birçok kimsenin aklından geçen güvenlik riskleri. Her ne kadar çok düşük olasılıkta olsa da El Kaide ya da IŞİD militanlarının Kuzey Amerika’ya, Avrupa’ya ve Körfez’e giden Suriyeli mültecilerin arasına karışabileceği korkusu var. “Bunu duymadım” diyor Coogle “ancak Körfez ülkelerinin bu konuda güvenlik endişeleri olduğunu varsaymak doğru olur. Bölgedeki bütün ülkeler EK / IŞİD sızmasından korkuyor.” “Ben de güvenliğe yönelik kaygıların çok büyük bir faktör olduğunu düşünmüyorum” diyor Nazer ve ekliyor: “ancak Suriyeli mültecilerin acılarını kendi çıkarları için sömürmek IŞİD’in yapmayacağı bir şey de değil. IŞİD’in herhangi bir ahlaki kırmızı çizgisinin olmadığı çok bariz.”

Son tahlilde Körfez ülkeleri – tıpkı Türkiye, İran ve Rusya gibi – Suriye iç savaşındaki rolleri ve bu savaşı durduramamaları yüzünden suçlanmayı hak ediyorlar. Ayrıca tıpkı Avrupa ülkeleri, ABD ve Kanada gibi Körfez ülkeleri de Suriyeli mültecilerin bakımı için Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır’la daha etkili bir şekilde külfet paylaşmak zorundalar. Ancak Körfez ülkelerinin kusurları ne olursa olsun Suriyeli mültecilere hiç yardım etmedikleri iddiası doğru değil.

More from Barin Kayaoglu

Recommended Articles