Ana içeriğe atla

Türkiye’nin barış sürecini kim bitirdi?

Türkiye ile PKK arasındaki iki buçuk yıllık barış süreci PKK’nın militanlığı, Suriye’deki iç savaşın zehirli etkileri ve Ankara’daki dar siyasi hesaplar yüzünden şu an askıda. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
The leader of Turkey's pro-Kurdish opposition Peoples' Democratic Party (HDP) Selahattin Demirtas answers a question during an interview with Reuters in Ankara, Turkey, July 30, 2015. The main aim of Turkey's recent military operations in northern Syria is to prevent Kurdish territorial unity and not to combat Islamic State, the leader of Turkey's pro-Kurdish opposition HDP said on Thursday. Demirtas told Reuters in an interview that the ruling AK Party was dragging the country into conflict in revenge for

Ak Parti’nin kilit isimlerinden Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan 29 Temmuz’da yaptığı açıklamalarla istemeden bir skandala imza attı. Devlet ile PKK arasında yeniden tırmanan çatışmalara değinen Akdoğan, PKK ile 2013’ün ilk aylarında başlayan barış sürecinin başarısız olmasından üzüntülüydü. Bu başarısızlıktan sadece PKK’yı değil Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) de sorumlu tutuyordu.

Skandala yol açan şey, Akdoğan’ın HDP’nin hükümeti ya da daha açık bir ifadeyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı nasıl hayal kırıklığına uğrattığını anlatırken verdiği bir ayrıntı oldu: HDP lideri Selahattin Demirtaş, Erdoğan’ın en büyük siyasi hedefi olan başkanlık sistemi karşısında benimsediği kararla duruşla büyük tepki yaratmıştı. 7 Haziran seçimleri öncesinde çıkmış, göstere göstere “Seni başkan yaptırmayacağız” demişti. Akdoğan’a göre barış sürecindeki çözülmeyi başlatan bu cümleydi.

Akdoğan’ın ifadesiyle: “Erdoğan’ı başkan seçtirmeyeceğiz aslında bir tahrikti. Peki seçimde rakipleri Cumhurbaşkanımız mı? Değil. Siz niçin bir siyasi parti başkanı olmayan birini hedef alarak bir kampanya başlatırsınız? Bu büyük bir tahrikti. Asıl gerilimi başlatan hamle buydu”.

Buradaki skandal ne mi? Tabi ki, barış süreci her ne kadar Türk toplumuna “Analar ağlamasın” gibi insani bir sloganla tanıtılmış olsa da, altında başka bir siyasi hesabın da yatıyor olması.

Bu hesaba göre Erdoğan Kürt hareketine istediğini verecek, karşılığında da Kürt hareketi Erdoğan’a istediğini verecekti. Yani başkanlık sisteminin hayata geçirilmesi için gereken kritik desteği. Ancak HDP kendisini Erdoğan’ın başkanlık hedefinin önünde bir engel olarak konumlandırınca işler değişti ve “asıl gerilim” başladı.

Bu noktada durup bir soralım. Bu skandal, Türkiye için gerçekten çok önemli olan barış sürecinin sadece Erdoğan’ın daha fazla iktidara kavuşma ihtirası yüzünden mi sona erdiği anlamına geliyor? Bu görüş bugünlerde pek çok insana, bilhassa da hükümetin ateşli muhaliflerine pek ikna edici gözüküyor. Ama gerçekler aslında biraz daha karmaşık.

Barış sürecinin Ak Parti iktidarı ile PKK’nın İmralı’daki lideri Abdullah Öcalan arasındaki gizli görüşmelerle başladığını hatırlayalım. Teröristlikten barış mimarlığına terfi etmeye kararlı görünen Öcalan Mart 2013’te PKK’ya “silahları bırakın” çağrısı yapmıştı. PKK militanlarının bu çağrı doğrultusunda Türkiye’den ayrılarak Irak Kürdistan’ına gitmeleri bekleniyordu. Hükümet de ateşkes ortamından faydalanarak gerekli yasal ve anayasal değişiklikleri hayata geçirebilecekti.

Ancak PKK verdiği sözü tutmadı. Silahlı militanlar ateşkes çağrısına uydu ama Türkiye’yi terk etmediler. Dahası, hükümetin olası herhangi bir çatışmadan kaçınma arzusunu fırsat bilen örgüt bazı güneydoğu illerinde kendi “devletini” kurmaya başladı. Bunlara iş adamlarından toplanan vergiler, muhalifleri cezalandırmak için kurulan mahkemeler hatta yol üstü kontrol noktaları da dahil. PKK ile İslamcı Kürtler arasındaki çatışmalar da bu süreçte tırmandı. İslamcı Kürtler hükümeti kendilerini PKK’nın insafına bırakmakla suçluyordu.

Suriye’deki iç savaş her şeyi daha da kötüleştirdi. PKK ve tabanı, kendisini Suriye’nin kuzeyinde İslam Devleti’yle (İD) savaşan başat Kürt grubu Demokratik Birlik Partisi’yle (PYD) özdeşleştirdi. PYD süratle Batı’nın da sevgilisi haline gelirken, Ankara terör örgütü olarak gördüğü bir hareketin giderek artan gücünden endişe duymaya başladı. PKK ve HDP ise Ak Parti’yi Suriye’deki cihatçılara, bilhassa da İD’e destek verdiği gerekçesiyle tel’in etti. Ak Parti İD’i de terör örgütü olarak kınadığı anlatmak için çok uğraştı, ama PKK ve HDP çevresi de dahil pek çok kesimi ikna edemedi.

PKK bu yüzden Suruç’ta İD tarafından düzenlenen ve 32 kişinin ölümüne yol açan intihar saldırısından dolayı sadece İD’i değil Türk hükümetini de suçladı. Polis ve askerlere suikastlar, askeri noktalara roket saldırıları düzenleyerek iki buçuk yıllık ateşkesi bozdu. Geçtiğimiz iki hafta içinde PKK tarafından öldürülen güvenlik güçlerinin sayısı 20’yi aştı.

Kısacası süreci fiilen bozan, PKK’nın söz konusu saldırılarıdır. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un da dediği gibi Türkiye’nin böylesi şiddet eylemleri karşısında “meşru müdafaa hakkı” teslim edilmeli. Bu arada Batı medyası da PKK’ya ilişkin çizdiği pembe tabloyu ve Türkiye’nin “Kürtleri katliamdan geçirdiğini” ileri süren manşetlerini gözden geçirmeli. Çünkü PKK “Kürtler” demek değildir, Irak Kürdistanı Başkanı Mesud Barzani’nin de bizzat varlığıyla ifade ettiği gibi... (Barzani kısa süre önce PKK’yı “kibirli” davranarak Ankara’nın barış için verdiği “olumlu çabaları” baltalamakla suçladı).

Bir diğer deyişle, Türk hükümeti PKK şiddetini lanetlerken veya örgüte karşı güvenlik tedbirleri alırken haksız değil. Ancak Erdoğan’ın başta belirttiğimiz siyasi hırs ve hesapları işleri daha da zorlaşıyor ve mevcut tabloya bir sorun daha ekleniyor: Erdoğan’ın başkanlık sistemini engellediği için HDP’ye duyduğu kin. Cumhurbaşkanı muhtemelen bu yüzden sadece PKK’ya karşı tedbir almakla kalmıyor, Demirtaş da dahil kimi HDP’li siyasilerin tutuklanmaları için işaret veriyor. Bu gerçekleşirse, HDP “teröristlerin partisi” olarak belli bir oy kaybına uğrayabilir. Bu da Ak Parti’ye Erdoğan’ın bu yılın sonlarına doğru kotarmak istediği erken seçimlerde büyük avantaj sağlar

Kısacası, iki buçuk yıllık barış süreci, PKK’nın militanlığı, Suriye’deki iç savaşın zehirli etkileri ve Ankara’daki dar siyasi hesaplar yüzünden şu an askıda. Şansımız varsa bu geçici bir çatışma halidir ve barış süreci kısa bir yıpratma savaşından sonra yeniden rayına oturur. Aksi takdirde, barış sürecinin kendisi “geçici bir hal” olmuş olacak. Ve devlet ile Kürt isyancılar arasında neredeyse bir yüzyıldır süren fasılalı çatışma yeni bir aşamayla devam edecek.