Ana içeriğe atla

Suriye’deki Arap-Kürt çekişmesi kırılma noktasına mı gidiyor?

Türkiye-Suriye sınırında kurulacak güvenli bir bölge Araplarla Kürtler arasındaki çatlağı daha da derinleştirebilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTR4YYL6.jpg

İslam Devleti’ne (İD) karşı en etkili güçlerden biri olan Suriyeli Kürtler eylül 2014’te bazı küçük Arap örgütlerle bir araya gelmiş ve iki etnik grubun karşılıklı güvensizliğine rağmen Burkan El Furat (Fırat Volkanı) adıyla ortak bir savaş karargâhı kurmuştu. Şimdi sınırın Suriye tarafında Azez-Cerablus hattında kurulması gündemde olan tampon bölge iki tarafın zaten gergin olan ilişkilerine ilave baskı oluşturabilir.

ABD’li ve Türk yetkililer 27 Temmuz’da İD’le mücadele konusunda anlaşmaya vardıklarını, bu kapsamda ABD uçaklarının İncirlik Hava Üssü’nü kullanacağını ve Suriye tarafından İD’den arındırılmış bir bölge oluşturulacağını duyurdular. Türk topraklarından kalkan ABD savaş uçakları Suriye’deki İD hedeflerine yönelik ilk hava saldırılarını 12 Ağustos’ta gerçekleştirdi ve böylece İD’le mücadelede yeni bir aşamaya geçildi.

Güvenli bölgenin 100 kilometre uzunluğunda ve 40 kilometre derinliğinde olacağı söyleniyor. Bölgeye, Suriye rejim güçlerinin ve İD’in saldırılarına karşı tam koruma sağlanması bekleniyor. Yine de ABD, birinci amacın sınır bölgesinin İD militanlarından temizlenmesi olduğunu ısrarla vurguluyor.

Güvenli bölgenin başlıca hedefinin İD’in bu alanlardan çıkarılması olsa da Türkiye’nin başka niyetleri olduğu anlaşılıyor. Zira Türkiye, son günlerde Suriye’deki Kürt Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile doğrudan bağlantılı bir terör örgütü olarak kabul ettiği PKK’yi de bombalıyor.

Kobani’de dış ilişkiler sorumlusu olan İdris Nehsan Al-Monitor’a şöyle konuşuyor: “24 ve 26 Temmuz’da Kobani’nin batısındaki Zor Mağar köyündeki YPG mevzilerine saldırılar oldu. Dört savaşçı ve birkaç sivil yaralandı.” Nehsan’a göre Türkiye’nin hava harekâtları İD’i değil, Irak’ın kuzeyi ve Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürt hedeflerini, şimdi de kuzey Suriye’nin kuzeyindeki Kürtleri hedef alıyor.

İstanbul merkezli düşünce kuruluşu Omran Dirasat’tan araştırmacı Sinan Hatahet’e göre “Türkiye, Kürtlerin Suriye’nin batısına doğru yayılmasını engellemek istiyor.”

Haziranda Türk sınırındaki Tel Abyad’ı ele geçiren Kürtler, ilk kez Cezire ve Kobani bölgeleri arasında bağlantı sağlamış oldu. Kabaca Suriye’nin Haseke vilayetine tekabül eden Cezire, Rojava olarak da bilinen üç Kürt kantonunun en büyüğü ve en zengini.

Suriye’deki Kürt özerk yönetiminin başbakanı Ekrem Haso 28 Temmuz’da Reuters’a verdiği demeçte “Demokratik özerklik (…) etkinliğini ve Rojava halkını temsil ettiğini kanıtlamıştır.” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin öngördüğü güvenli bölge genel anlamda Kürtlerin kuzey Suriye’de özerk devlet kurmasını engellemeyi amaçlarken bu plana farklı bakan Araplar ve Kürtler arasındaki ayrışmayı da öne çıkarıyor.

Rakka Devrimci Tugayları’ndan Raşid Satuf, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada “Güvenli bölgenin kurulması hiç kuşkusuz Suriye halkının yararına olacaktır.” diyor. Satuf’a göre Rakka Devrimci Tugayları hâlen Burkan El Furat ortak karargâhının bünyesinde yer alıyor. Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) yanı sıra otak karargâhta Kuzey Fırtınası Tugayı, Haseke ve Deyrizor’dan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurları, Menbic ve Cerablus’taki Ahrar grubu yer alıyor.

Nehsan ise şöyle diyor: “Türkiye, Suriye krizini derinleştirdikten sonra şimdi kendi çıkarlarını korumaya çalışıyor. Türkiye ortak Kürt-Arap birliklerinin bölgedeki ilerleyişini durdurmaya çalışmış ve Türkmen gruplarına arka çıkmıştı.”

Satuf ve Nehsan, Burkan El Furat’taki grupların güvenli bölgeden dışlanacağı konusunda hemfikir. Suriye Ulusal Koalisyonu’nun ilan ettiği geçici hükümetin başkanı Ahmed Tuma 18 Ağustos’ta Ara Haber’e yaptığı açıklamada kurtarılmış bölgede PYD’ye yer olmayacağını teyit etti.

ABD ve Türkiye tampon bölgeye ılımlı isyancı grupların konuşlanmasına destek vereceklerini söylüyor ancak hangi grupların bu tanıma uyduğu konusunda ayrışıyor. Gaziantep’ten Al-Monitor’a konuşan kaynaklara göre Washington ÖSO gibi laik örgütleri desteklerken Ankara Suudi Arabistan’la birlikte Suriye lideri Beşar Esad’a muhalif köktendinci Sünni gruplara destek sağlıyor. Bunlardan biri de Suriye’deki yerel dinamiklere vakıf, dirençli bir grup olduğunu ortaya koyan Ahrar El Şam.

Hatahet’e göre Ankara’nın bu planı, PYD hâkimiyetindeki bölgelerde Araplarla Kürtler arasında gerilimi artıracak. Nurettin Zengi Tugayı’ndan bir savaşçı daha önce Al-Monitor’a şöyle demişti: “Araplar İD’den toprak alma konusunda güçlerini göstermeli. Kürtlerin Tel Abyad’la Halep arasındaki hatta ilerlemesi, Arap grupların siyaseten tamamen oyun dışı kalması anlamına gelecek.”

Satuf ise şöyle diyor: “Kürtler de Araplara kuşkuyla yaklaşıyor. Şu bir gerçek ki Kürtlerin kurtardığı bölgelerde onlarla tam uyum içinde olmayan Arap gruplar siyasi denklemin dışına itiliyor.”

Bazı haberlere göre Kürtler kontrol ettikleri bölgelerde nüfus mühendisliğine girişiyor ve bu da Kürt-Arap gerilimini tırmandırıyor. Örneğin muhalefet yanlısı alsouria.net sitesinin 3 Ağustos tarihli haberine göre Kürtler Halep’in kuzeyindeki Sırrin kasabasından 5 bini aşkın insanı sürdü. Aynı site 14 Ağustos’ta da Tel Abyad’da çoğu Arap 186 kişinin Kürt güçlerce tutuklandığını bildirdi.

Suriye uzmanı Aron Lund’un 6 Ağustos’ta Twitter’da paylaştığı bilgiye göre ise Âlimler Meclisi Şurası, Suriyeli grupların hem İD’e hem PKK’ye karşı savaşmasını caiz kılan bir fetva yayımladı. Satuf “Kürtlerle olan gerilim illa da etnik temelli değil, pek çok zaman siyasi bağlar ve rekabetten kaynaklanıyor.” diyor.

Arap örgütlerin katı Esad muhalifliğine karşın PKK ve PYD rejimle iyi geçiniyor. Öte yandan Tel Abyad gibi bazı bölgelerde kimi Araplar İD’le iş birliği yapmış ve Kürtlerin tepkisini çekmişti.

Nehsan bu konuda şöyle diyor: “Biz sadece terör örgütüyle iş birliği yapan kişilere karşı aktif önlem alıyoruz. Diğer Arap sivillere kesinlikle dokunmuyoruz. Nitekim bu ayın başında Tel Abyad’da kurduğumuz sivil yönetimde Türkmenler, Kürtler, Araplar gibi bölgenin tüm belli başlı etnik grupları nüfusları oranında yer aldı.”

Satuf’a göre Kürt kontrolündeki bölgelerde yaşanan insan hakları ihlalleri ya çatışma sonucunda ya da münferit olaylar şeklinde meydana geliyor: “Burası bir savaş bölgesi. Bu da bazı aşırılıklar demek. Ancak ben bunların Kürtler adına planlı bir politikanın sonucu olduğunu düşünmüyorum.”

Güvenli bölgenin kurulması Suriye’deki etnik grupların ayrışmasını daha da derinleştirecek. Bir tarafta Kürt bölgeleri, bir tarafta Arap bölgeleri… Ancak güvenli bölgenin kısa vadede kurulamayacağına dikkat çeken Satuf şöyle diyor: “Lojistik hazırlıklar hâlâ devam ediyor. Tampon bölgeyi devralacak grupların eğitilmesi ve silahlandırılması söz konusu. Türk askerleri de belki karada daha fazla müdahil olabilir.”

More from Mona Alami