Ana içeriğe atla

İslam Devleti’nin birinci yılı

İslam Devleti birinci senesini askeri ve stratejik başarılarla kutlarken onunla bölgesel ve uluslararası düzeyde mücadele edenler hâlen şaşkın durumda. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Militant Islamist fighters on a tank take part in a military parade along the streets of northern Raqqa province June 30, 2014. Militant Islamist fighters held a parade in Syria's northern Raqqa province to celebrate their declaration of an Islamic "caliphate" after the group captured territory in neighbouring Iraq, a monitoring service said. The Islamic State, an al Qaeda offshoot previously known as Islamic State in Iraq and the Levant (ISIL), posted pictures online on Sunday of people waving black flags

Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) Sözcüsü Ebu Muhammed El Adnani, 29 Haziran 2014’te örgütün İslam Devleti (İD) adını aldığını ve Halife İbrahim sıfatını alan Ebu Bekir El Bağdadi önderliğinde hilafet devletini yeniden kurduğunu duyurdu. Birkaç gün sonra 4 Temmuz’da da Bağdadi, IŞİD savaşçılarının 10 Haziran’da ele geçirdiği Musul’daki bir camide zafer hutbesini okudu. Bu gelişmelerden bir yıl sonra bugün üç temel sonuç çıkarılabilir. Birincisi İD son derece başarılı bir yıl geçirdi. İkincisi örgütü durdurmak için hâlâ anlamlı bir bölgesel veya uluslararası strateji yok. Son olarak da İD’in Doğu Akdeniz bölgesinde başlattığı dönüşüm uzun vadeli sonuçlara gebe.

İD’in 2013 kışında Irak ve Suriye’de başlattığı yıldırım harekâtı, mayısta ele geçirilen Rakka’nın ardından Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’un alınmasıyla doruk noktasına ulaştı. Musul’un düşmesi aynı zamanda örgütün hâkimiyetini pekiştirip genişlettiği daha kapsamlı, stratejik bir aşamanın başlangıcı oldu. İD Musul ve Rakka’yı elinde tutmakla kalmadı geçtiğimiz mayısta Irak ve Suriye’de iki kenti daha ele geçirdi: Ramadi ve Palmira. Örgüt ayrıca bu iki ülkede geniş toprakları idare etti ve özellikle Irak’ta ele geçirdiği petrol sahalarından sağladığı büyük gelirlerle ekonomisini de oluşturdu. İD aşiretlere nüfuz ederek, ele geçirdiği kentlerin halklarını çeşitli suçlara karşı koruyarak, neferlerine maaş ödeyerek ve hâlen süren silahlı çatışmalar yoluyla bir zamanların kadir-i mutlak küresel İslamcı örgütü El Kaide’nin ayağını kaydırdı.

Bu bağlamda aynı dönem içinde dünyanın çeşitli yerlerinde 21 örgüt İD’e biat ettiğini resmen duyurdu. El Kaide 2004’ten 2007’ye kadarki üç senede kendine farklı bölgelerde şubeler kurarken İD bir sene içinde kendi vilayetlerini ilan etti: Libya’da Ensar El Şeriat’ın etkili olduğu Derna bölgesi, Nijerya’da Boko Haram’ın etkili olduğu Maiduguri ve Mısır’da Ensar Beyt El Makdis’in etkili olduğu Sina Yarımadası. İD ayrıca en az bir yeni örgütün de kurulmasını sağladı: eylül 2014’te Cezayir’de kurulan Cund El Halife (Hilafetin Askerleri). Bir dizi ülkede İD adına saldırılar düzenlendi: ocakta Fransa’da, martta Tunus’ta, nisanda Yemen’de ve mayısta iki ayrı saldırı olmak üzere Suudi Arabistan’da. Birleşmiş Milletler’e göre Şili’den Çin’e kadar yaklaşık 100 ülkeden 25 bini aşkın savaşçı İD’e katıldı. Son olarak sosyal medyanın tüm kollarında faal olan İD, neredeyse her gün Hollywood’a taş çıkartacak şekilde hazırlanan ve bilgisayar oyunlarındaki sahneleri andıran yüksek kalite HD videolar yayımladı ve bunu birkaç farklı dilde yaptı.

Bu etkileyici gövde gösterisinin karşısında bölgesel ve uluslararası politika yapıcıları henüz anlamlı bir strateji oluşturabilmiş değil. Hükümetler kâh örgütün yükselişini sorumsuzca küçümsedi kâh aceleyle örgütün bitişini ilan etti. Örneğin ABD Başkanı Barack Obama ocak 2014’te İD’i kastederek “Bir okul takımı Lakers forması giydiği zaman Kobe Bryant olmaz.” dedi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ise geçtiğimiz mart ayında örgütün “kökünün kazınmakta olduğunu” söyledi. 11 Eylül sonrası zihniyete takılıp kalan hükümetler, yeni bir strateji oluşturmak yerine El Kaide’yi zayıflatmaya veya yabancı savaşçılara odaklandı.

14 senedir süren küresel terörle mücadele ve uluslararası toplumun bu alana yaptığı muazzam yatırıma rağmen anlamlı strateji oluşturmak bir yana İD devriminin zerre kadar anlaşılmadığını söylemek abartılı olmaz. Ancak kötü sınav veren sadece politikacılar değildi. Uzmanlar da anlamsız isim oyunlarına odaklanarak “IŞİD mi, Daeş mi?” diye tartıştı ya da örgütün dindarlığına eğilerek “İD ne kadar Müslüman?” diye sorguladı. 2000’li yıllarda gördüğümüz “El Kaide nedir?” veya “El Kaide diye bir şey yok” manşetleri tuhaf bir şekilde yeniden oynatıldı.

İD ise ileriye dönük Napolyonvari bir stratejik çeviklikle, sınırsız gaddarlıkla ve düşmanlarını tekfir ederek 21. yüzyıl Orta Doğusu’nun görünümünü taktik üstünlük, “fethet ve tut” hamleleri ve sınır aşırı yayılışıyla bariz bir şekilde değiştiriyor. Örgüt farklı cephelerde farklı ittifaklara karşı savaşıyor, iki ülkede geniş topraklara hükmediyor, sahaya on binlerce adam sürebiliyor ve her ne kadar kulağa gerçekçi gelmese de kasım 2014’te duyurduğu gibi kendi parasını basmaya hazırlanıyor. Özetle İD çok kısa bir sürede modern tarihin belki de en güçlü sınır aşırı, silahlı, devlet dışı yapısı hâline gelmiş durumda.

Örgütün ilerleyişinden çıkarılacak bir sonuç da şu ki İD bayrağının bir gün Şam’daki Emevi Camii’nde dalgalanması artık tasavvur edilemez bir ihtimal değil. Suriye krizindeki senaryoların içinde cumhurbaşkanlığı sarayına baskın olası “son dakika” haberleri arasında yerini koruyor. Bu senaryo gerçekleşirse muzaffer taraf büyük ihtimalle Nusra Cephesi gibi İslamcı bir grup olur ve akabinde er ya da geç İD başka yerlerde yaptığı gibi gelir onu oradan çıkarır. Şam savaşı ise en çok merak edilen çatışmaya, İD-Hizbullah çatışmasına yol açar. Bağdadi ile Hasan Nasrallah’ın kozlarını paylaşması birçok yönden Sünni-Şii çatışmasının çarpıcı bir timsali olacak. Ancak bu çatışma, parçalanmakta olan askerileşmiş devletler adına değil, devletleşen entegre silahlı örgütler arasında yaşanacak. İD’in yazmakta olduğu hikâye de işte bu bağlamda okunmalı. Bu muazzam sarsıntı bir ölçüde yeni terörizm olgusunu yansıtsa da ağırlıklı olarak güç ve şiddetin artan dozda uygulandığı tahripkâr bir devlet inşa projesine işaret etmektedir.

More from Mohammad-Mahmoud Ould Mohamedou