Ana içeriğe atla

Türkiye’nin tek fren Mekanizması: Türk ordusun realizmi

Türkiye'nin Suriye'ye askeri müdahalesi olası görünmüyor.
Turkish soldiers monitor the border line as they stand guard near the Akcakale border crossing in Sanliurfa province, southeastern Turkey, where Islamic State militants control the Syrian side of the gate, January 29, 2015. An audio message purportedly from a Japanese journalist being held by Islamic State militants said a Jordanian air force pilot also captured by the group would be killed unless an Iraqi female prisoner in Jordan was released by sunset on Thursday. The message appeared to postpone a previ

Son günlerde Türkiye’nin Suriye veya Irak’a yönelik bir askeri harekatta bulunabileceğine yönelik hem Türk medyasında hem de uluslararası medyada pek çok haber ve yoruma rastlanır oldu. Örneğin Huffingtonpost gazetesi, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında bölgesel bir “Sünni ittifakın” kurulması maksadıyla gerçekleştirilen üst düzey görüşmeleri bilen bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Katar’ın aracılık ettiği bu görüşmelerde, Suriye’ye bir Türkiye-Suudi Arabistan ortak askerî harekâtının mümkün olabileceğini ifade etti. Bir başka yoruma göre, bu ihtimal çoktan gerçekleşmiş durumda. Hatta Suriye’ye bir askeri müdahale ve Suriye içinde bir “tampon bölge” teşkili için Ankara hazırlıklara dahi başlamış durumda.

Milliyet yazarı Aslı Aydıntasbas ise 30 Nisan 2015’de “Mehmetçik Suriye’de manşeti” başlıklı yazısında uluslararası medyada dile getirilen bu iddiaları 7 Haziran’daki kritik genel seçimle ilişkilendiriyor. Aydıntasbas yazısında, Suriye’ye son günlerde Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt’in oluşturduğu “Sünni ittifakın” Suriye’yi işgale hazırlandığına dair kulis bilgilerinin kulağına geldiğini vurguluyor. Aydıntasbas yazısını su sorularla bitiriyor: “Ankara, bir adım ileri giderek önümüzdeki aylar ya da haftalarda Suriye içinde ‘güvenli bölgeler’ yaratılması için kolları sıvayacak mı? Örneğin, seçime giden Türkiye’de gazeteler bir anda ‘Mehmetçik Suriye’de’ manşetleriyle mi çıkacak?”

Bu konuda bir çarpıcı iddia da eskiden AKP eski Genel Başkan Yardımcısı şimdi ise Kürt yanlısı Halkın Demokrasi Partisi (HDP) Mersin milletvekili adayı olan Dengir Mir Mehmet Fırat’dan geldi. Fırat’a göre; HDP’nin 7 Haziran'daki seçimlerde Türkiye’deki %10 seçim barajını aşmaması için büyük provokasyonlar yaratılabilir. Fırat’ın açıklamasında "Yolsuzluklara batan AKP hükümeti ve Erdoğan, eğer ki kendilerini tehlikede görürlerse, seçimi erteletmek için Türkiye'yi başka bir devletle savaşa sokmakta dahi tereddüt etmezler" ifadesi dikkat çekiciydi.

Hal böyle olunca da gözler Ankara’ya çevrildi. Al-Monitor’ün Ankara’da görüştüğü güvenlik kaynaklarının bu iddialara yönelik görüşlerini şu şekilde sıralamak mümkün.

Kaynaklar öncelikle Türkiye’nin şu an için ne Suriye’ye ne de Irak’a yönelik bir kara harekatı ihtimalinin masada olmadığının altını net olarak çiziyor. “Şayet bu iddialar gerçeği yansıtsaydı ben şu anda Ankara’da değil Suriye veya Irak sınırında olurdum” şeklinde iddialı bir girişle söze başlayan bir kaynağa göre hem Suriye’ye hem de Irak’a yönelik bir askeri harekata (hem kara hem de hava) Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) prensipte karşı. “Şu an için askerlerin realizmi siyasi karar alıcıların önündeki en önemli fren mekanizması” diyen bu kaynağa göre halihazırda “askeri bir bataklığa dönüşmüş Suriye’ye Türk ordusunun konvansiyonel kara ve hava unsurları ile bir müdahalesinin sonuçlarını hem Türkiye hem de Türk ordusu kaldıramaz.” Çünkü “öncelikle Suriye’ye girilirse kimin elinin kimin cebinde olduğunun pek de belli olmadığı Suriye’de muhalif unsurlardan destek almadan konvansiyonel birliklerin kalabilmesi mümkün değil.” Ayrıca bu kaynak, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olası bir kara harekatındaki 4 önemli riske dikkat çekiyor:

  • Bu risklerden ilki Türkiye’nin sınır güvenliği ile ilgili. Suriye’ye yönelik bir kara harekatı Türkiye’nin zaten ciddi yapısal ve hukuki sıkıntılar yaşadığı sınır güvenliğini tamamen ortadan kaldırır ve Suriye’deki çatışmayı Türkiye’ye taşır. “Suriye’ye girecek birliklere olan lojistik akışı bir düşünün” diyen bu kaynağa göre bu akış sınırı daha da belirsizleştirebilir. Al-Monitor’ün görüştüğü diğer bir kaynağın ise mesajı net: “Türk ordusu Suriye sınırını geçtiği anda Türkiye-Suriye sınırının güvenliği sıfıra iner.”
  • Diğer konu ise Türk ordusunun Suriye’de muhalif gruplarla işbirliğine çok da sıcak yaklaşmaması. Çünkü Suriye’ye olası bir müdahalede radikal İslamcı gruplarla artacağı kesin olan iş birliği Türkiye’nin zaten halihazırda sıkıntılı olan küresel imajını daha da kötüleştirebilir ve “terörizme destek veren ülke” algısını daha da güçlendirebilir.
  • Ankara’da Suriye krizinin en iyimser tahminle 2-3 sene daha süreceği kabul ediliyor. Bu nedenle böyle bir müdahale Türk ordusunu Suriye içlerinde çok uzun süreli bir angajmana sokabilir.
  • Güvenlik kaynaklarının Suriye’ye müdahale konusundaki isteksizliğin nedenlerinden olan son risk ise Suriye’ye olası bir askeri harekatın Türk ordusunu şu an Suriye kuzeyindeki kritik bölgelere hakim ve “PKK’nın Suriye’deki uzantısı görünümündeki PYD” ile iş birliğine zorlama ihtimali. En son Süleyman Şah Türbesinin eski yerinden Suriye Eşmesine taşınması esnasında Türk ordusunun PYD ile iş birliğine yönelik iddialara yönelik verdiği tepki bu rahatsızlığın bir sonucuydu.

Suriye konusunda diğer bir uzmanın yorumları da yukarıdaki analizi teyit eder nitelikte. “Bu işler çocuk parkında oyun oynamaya benzemez” diye söze başlayan bu kaynağa göre Türkiye’nin Suriye’ye kara boyutunda konvansiyonel askeri müdahale ihtimali yok, zaten bu konuda bir hazırlık da yok. “Şu an için tek yoğunlaştığımız şey sınır güvenliği” şeklinde durumu özetleyen bu kaynak “eğer Türkiye Suriye’ye girmek istenseydi ya Musul Konsolosluğu rehinelerinin takası ya da Süleyman Şah Türbesinin boşaltılması esnasında girilirdi” şeklinde sözlerini bitiriyor.

Peki ya daha önce ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından Musul’un IŞID militanlarından kurtarılmasına yönelik başlatılacağı açıklanan büyük operasyonda Türkiye daha aktif rol alabilir mi?

Uzmanlara göre Türk siyasi karar alıcılar için için Musul operasyonuna daha aktif katılım Suriye’ye yönelik bir askeri operasyondan daha mantıklı bir seçenek. Bunun tarihi, siyasi ve stratejik nedenleri ise şöyle:

Tarihi açıdan Türkiye için “bitmemiş bir iş” olarak değerlendirilebilecek Musul, Türkiye’nin meşhur Misak’ı Milli (the National Pact) sınırları içinde kalan ve hala Türk toplumumun kollektif hafızası ile milli kimliğinde sembolik anlamları canlı olan bir bölge. Hal böyle olunca da siyasi açıdan Musul AKP ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için daha mantıklı bir hedef olurdu. Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün yarım bıraktığı işi tamamlayarak adını “Musul fatihi” olarak tarihe yazdırmak Erdoğan için iç siyasete yönelik çok ciddi bir prestij sağlardı. Stratejik açıdan ise Türkiye’nin Musul’daki yaklaşan savaşa daha fazla angajesi için önünde bir engel yokmuş gibi duruyor. Çünkü Irak’ın kuzeyinde de-facto bir yönetim kuran ve son yıllardaki kazanımları ile bunu de jure hale getirmek yolunda önemli adımlar atan Kurdistan Bölgesel Yönetimi ile AKP’nin arası çok iyi. Ankara’daki kaynakların Kurdistan Bölgesel Yönetiminin Türkiye’nin IŞID’la Irak içindeki mücadelede askeri açıdan daha aktif rol alması için çok istekli olduğunu vurgulamaları dikkat çekici. Türkiye’nin Irak’ta IŞID’la mücadelede askeri açıdan daha aktif rol alması diğer yandan İran’ın Irak içinde giderek artan ve rahatsızlık yaratan “askeri etkisini” de dengelenmiş olurdu. Yine stratejik açıdan 2003-2004 yılları arasında Kerkük ile Musul’da irtibat görevlerinde bulunmuş ve özellikle Musul’daki Sünni aşiretlerle Sünni yapılar üzerinde Türkiye’nin etkisini yakından görmüş eski bir asker olarak Musul konusunda Türkiye daha aktif bir rol almak istese bu şehirdeki Sünni nüfusun Türkiye ile iş birliğine açık olacağını söylemem mümkün.

Özet olarak; Türk siyasi karar alıcılar için iddia edildiği gibi Suriye’ye yönelik bir askeri harekatı planladıklarını söylemek güç. Ancak Musul AKP için yaklaşan kritik genel seçimler öncesinde tarihi, siyasi ve stratejik açıdan daha “mantıklı” bir siyaset malzemesi gibi görünüyor. Bir önceki yazımda Türkiye’nin bir Musul operasyonuna verebileceği desteği kısaca özetlemiştim. Burada Irak kuzeyinde beklenenin aksine “yavaş geliştiği” gözlenen IŞID’a yönelik askeri harekatın Türkiye’deki kritik 7 Haziran genel seçimlerinden önce Musul’a ulaşması ve başarı ile sonuçlanması zormuş gibi gözüktüğünü vurgulamak gerekiyor. Bu da seçimlerden önce gazetelerin “Musul fatihi” manşetleriyle çıkamayacağı anlamına geliyor.

Bu konuda bir diğer önemli husus ise Türk ordusunun Suriye ve Irak konusundaki “realist” tavrı. Başta görev süresi Ağustos 2015’de dolan şimdiki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in ve onun yerine gelecek olan şimdiki Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar’ın hem Suriye hem de Irak’a askeri angaje konusunda itidalli, ihtiyatlı ve bir askeri maceradan sakınan yaklaşımları olduğu biliniyor. İlginç şekilde giderek akışkan hale gelerek militarize olan bölgesel güvenlik ortamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın totalize edici etkisi nedeniyle “fren mekanizması” kalmamış gözüken Türkiye’de askerin bu realist ve sağduyulu yaklaşımının eldeki en son fren mekanizması olarak kalması. Görünen o ki Türkiye’de bir kez daha askerler iş başında. Ama bu sefer durum farklı: “Freni olmayan Türkiye’yi” herhangi bir yol kazasına uğramadan demokratik seçimlere ulaştırmak için. Türk ordusu için tabi ki ordunun demokratik ve sivil kontrolü sınırları içinde siyasetçilerin hırslarına karşı askeri realizmi bir fren mekanizması olarak ustaca kullanması gerekiyor. Acaba asker seçimlere kadar bunu yapabilir mi? Bana göre Suriye konusunda bu kesin ama Musul konusunda kapıyı biraz açık bırakmak lazım.

More from Metin Gurcan

The Middle East in your inbox

Deepen your knowledge of the Middle East

Recommended Articles