Ana içeriğe atla

Beyrut’taki “Küçük Ermenistan” gelenekleri canlı tutuyor

Lübnan’daki Ermeni kökenli insanlar geleneksel zanaatları sürdürüyor ve miraslarını genç nesillere aktararak kültürlerini muhafaza etmeye çalışıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
DSC07692.JPG

Kuzey Beyrut’un Metn ilçesinin bir banliyösü olan Burç Hamud “Küçük Ermenistan’’ olarak da anılıyor. Bu yerleşim 1915 Ermeni Soykırımı’ndan kurtulanlar tarafından oluşturuldu. Bu insanların çoğu, Suriye’nin Deyrizor çölündeki ölüm yürüyüşlerinden sağ çıkıp buraya yerleşti. Bugün soykırım sonrası ikinci nesil Ermeniler kültürel miraslarını yaşatmaya çalışıyor ve bunun için geleneksel zanaatların tanıtımına yoğunlaşıyor.

Burç Hamud sokaklarında çok çeşitli ürünler bulabilirsiniz: baharatlar, sabunlar, şekerlemeler, kurutulmuş meyveler, ahşap oymalar ve daha niceleri. Yan yana dizilmiş kuyumcu, derici ve terzi dükkânları el işi meraklılarını ağırlıyor. Vitrinlerde Ermenice, Arapça ve bazen İngilizce yazılar göze çarpıyor. Bu dükkânlar süslü bir görünüme sahip değil, fakat Lübnan’da geçen 100 yıllık sürgünün ardından Ermeni kültürel mirasının önemli bir simgesini oluşturuyor.

Bu kültürün yaşatılmasına her gün katkıda bulunanlardan biri Burç Hamud belediyesinin planlama dairesinde çalışan mimar Arpi Mangassarian.

2009’da Fransızca çıkan kültür dergisi Agenda Culturel’in hazırladığı bir kitap için buradaki zanaatkârlarla temas kurulmasını sağlayan Mangassarian Al-Monitor’a şöyle konuşuyor: “El sanatlarına her zaman bir tutkum oldu. Babam bir sanatçı ve el zanaatları ustasıydı. Bu kitap sayesinde bu insanların tanıtıma ihtiyacı olduğunu anladım. Böylece geleneksel bir pembe villayı restore ettim ve 2011’de geleneksel Ermeni zanaatlarına yönelik ziyaret, tur ve sergi düzenlemek üzere Badguer Kültür Merkezi’ni açtım. Bizim işimiz tıpkı sahneye sanatçı çıkarıldığı gibi zanaatçılara dikkat çekmek ve bu insanların işlerinin keşfedilmesi için dükkânlarına ziyaretçi getirmek. Birçok kuyumcumuz var, özellikle İtalya için. Giysi, deri ayakkabı, çanta, moda tasarımcıları için kumaşlar, tornacı ve dökümcü dükkânlarımız var.’’

Badguer’in amacı zanaatçılara gelenekleri yaşatmaları için yardımcı olmak ve zorlu ekonomik koşullarla, çağın çetin gerçekleriyle başa çıkmalarına destek olmak.

Mangassarian şöyle devam ediyor: “Lübnan iç savaşından sonra Lübnan’da üretilen mallara yönelik bir nevi ihracat ambargosu vardı, piyasaya Çin ve Suriye gibi ülkelerden ucuz ürünler geldi. Yerli zanaatçıların çocukları ailelerini geçindirmek için büyük şirketlerde iş bakmaya başladı. Böylece Burç Hamud’daki geleneksel dükkânların yaklaşık yüzde 40’ı kapandı. Bu süreç hâlâ devam ediyor. (…) Deri sektörü de uluslararası rekabet ve alım gücünün düşmesi nedeniyle daralıyor.”

Zanaatçıların işlerini tanıtıp canlandırmak için kurulan Badguer, zanaatçılar ile kaliteli geleneksel ürünlerle ilgilenen tasarımcı, modelist ve mimarlar arasında temas sağlıyor, aynı zamanda da gençlere baba mesleğiyle para kazanılabileceğini gösteriyor.

Mangassarian sözlerini şöyle sürdürüyor: “Genellikle babalar çocuklarına işi öğretiyor ve sonra çocuklar işi devralıyor. Ben iyi yapılan işin iyi para kazandırdığını anlasınlar istiyorum. Şu anda tek ihtiyaçları tanıtım.’’

Kardeşiyle birlikte babasının ayakkabıcı dükkânını devralan Ago Karakolmikilian ise Al-Monitor’a şunları anlatıyor: “Bu bir aile mesleği. Babam onca yılın ardından yoruldu. Her şeyi ondan öğrendim. Bizim için bu, kültürel bir direniş. İşimiz zor fakat onu sürdürmemiz lazım. Ayrıca her bütçeye hitap etmek için hem ucuz hem yüksek kalite modeller üretiyoruz.’’ Karakolmikilian’a göre “Ermeni kültürü Ermeni okulları, dil ve üretim yoluyla yaşatılmalı ebediyen.”

Bazı zanaatçıların oğulları ise baba mesleklerine ilave nitelikler katıyor, okullarda yeni zanaatlar öğreniyor. 20 yılı aşkındır elmas kakıcısı olan Roger Astourian da bunlardan biri. Astourian şöyle diyor: “Şu an babamla çalışıyorum ama onun çalıştığı gibi değil. Babam 50 yılı aşkındır kuyumculuk yapıyor, ben de onun dükkânında işleri çeşitlendirmek üzere çalışıyorum.’’

Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı olan bu yıl, Badguer Merkezi “Soykırımın Ardından Ermenilerin Yeniden Doğuşu’’ ismiyle özel bir kültür programı hazırlamış.

Mangassarian 1915’e odaklanmamanın özellikle önemli olduğunu anlatıyor: “Herkes soykırımdan bahsediyor. Peki, soykırımdan sonra neler oldu? Biz insanız, tüm bu yıllar boyunca yaşayan bir kültürümüz, ayakta kalan zanaatkârlarımız var.’’

Mangassarian dört ayaklı bir program düzenlemiş: dernek ve enstitüler tarafından basılan, şiirlerin, Ermenistan ve Lübnan’dan görüntülerin yer aldığı 100 adet Ermeni takviminden oluşan bir sergi; Balkanlar’dan Pakistan’a kadar geleneksel bir zanaat olan ince, zengin dokulu kilimlerin dokuma makinalarıyla yapımını öğreten bir kurs -ki bu ileride yeni halı ve kilim sergileri demek- Ermeni nakışları sergisi ve aile tarihini bilen insanların yer alacağı bir öykü anlatım etkinliği.

Mangassarian son etkinliğe dair şöyle diyor: “Hikâyeler genellikle özel olarak evde anlatılır. Dolayısıyla bu yeni bir şey olacak ve belki de anıların yaşatılmasına katkı yapacak. Ermeniler tarihten çok etkileyici hikâyeler aktardı. Bu hikâyelerin konusu sadece tehcir ve soykırım değil. 1915 öncesi köy yaşamı ve Ermenilere kapı açan ülkelerdeki yaşam da bu öykülerde var.’’

Arpi de büyükbaba ve büyükannesinin anlattığı hikâyelerle büyümüş. O günleri şöyle anımsıyor: “Babam çok soru sorar, onlar da durmadan anlatırdı. Erkek kardeşim ve ben okul kompozisyonlarıyla, şarkı ve danslarla bu hafızayı bilinçsizce canlı tuttuk. Annem, geleneksel besteci Komitas’ın eserlerini seslendiren bir Ermeni korosunun üyesiydi. Ermeni bir papaz olan Komitas, 20. yüzyılın başlarında Ermeni ulusal müzik okulunun kurucusu olarak bilinir. Büyükannem de doğduğu köyün şarkılarını söyler, oyunlarını oynardı.”

Arpi bu nedenle hem yaşıtlarından hem de daha genç tanıdıklarından gelip kendi aile hikâyelerini anlatmalarını istemiş. Şimdi bu hikâyeleri kaydedip yayımlamak istiyor.

Arpi sözlerini şöyle tamamlıyor: “Biliyor musunuz sergileyeceğimiz o takvimlerin her sayfasında bir cümle yer alıyor: ‘Geçmişinle gurur duy, gurur duy ve kültürel mirasını koru.’ İşte ben de Burç Hamud’da bunu yapmaya çalışıyorum.”

More from Florence Massena (Lebanon Pulse)

Recommended Articles