Ana içeriğe atla

Şii liderler Sünnilere hakaret edilmesini yasaklıyor

İran ve Irak’taki Şii dini otoriteler, Sünni şahsiyet ve kutsallarına hakaret edilmesini yasaklayan fetvalar yayımlıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Shi'ite Muslims listen to Sheikh Abdul Mehdi Al-Karbala'i speak as he delivers the text of a sermon by Iraq's top Shi'ite cleric Grand Ayatollah Ali Sistani, during Friday prayers at the Imam Hussein shrine in the holy city of Kerbala July 11, 2014. Sistani urged fighters on Friday to respect the rights of all Iraqis, regardless of sect or politics, after an escalation in apparent sectarian killings in recent weeks. REUTERS/Mushtaq Muhammed (IRAQ - Tags: CIVIL UNREST POLITICS RELIGION) - RTR3Y5N8

El Ezher Baş Müftüsü Ahmed El Tayib 2014’ün son haftasında İran ve Irak’taki Şii dini otoritelere yaptığı çağrıda Sünni şahsiyetlere ve Sünni kutsallarına hakareti kesin bir dille yasaklayan fetvaların yayımlanmasını istedi. Bu talep Mısır’daki İran Menfaatleri Bürosu’nun yeni yöneticisi Mahmut Mahmudian’ın ziyareti sırasında dile getirildi. Tayib Müslüman âlimlere şu çağrıyı yaptı: “Sünni-Şii çekişmelerinden kaçının. Bunlar İslam âlemini bölüyor, iki mezhep arasında uzlaşı ve diyaloğu engelliyor.”

Önde gelen Şii otoriteleri geçmişte de Sünni şahsiyetlere ve mekânlara her türlü saldırıyı yasaklayan fetvalar yayımlamıştı. Örneğin Ayetullah Ali Sistani, ekim 2013’te Sünnilerin kutsallarına yönelik saldırıları kesin bir dille yasakladığı fetvasında şöyle demişti: “Bu tür eylemler kınanması gereken eylemlerdir ve Şii imamların emirlerine aykırıdır.” İran İslam Cumhuriyeti’nin dini lideri de muhtelif vesilelerle fetvalar vererek “Sünni şahsiyetlerin rencide edilmesi ve peygamberin eşlerine hakaret edilmesini” kesinlikle yasakladı.

Şii makamlar Tayib’in son talebine de kulak verdi ve Sünnilere hakareti yasaklayan fetvalar çıkardı. Ayrıntılı bir metin yayımlayan Şii din adamı Hüseyin El Sadr şu ifadeleri kullandı: “Tüm din ve inançların dini şahsiyetleri ve kutsallarına saygı göstermenin Şeriatın ve dinin herkese emrettiği önemli bir görev olduğunu tekrarlıyoruz. Bu, dini bir ödev olmaktan öte insani ve ahlaki bir görevdir.”

Sadr parlamentoya da seslenerek şu çağrıda bulundu: “Irak parlamentosu, tahrik edici ve sapkın davranışları caydırmak için dinin ve mezheplerin kutsallarına karşı hakaretlere ilişkin özel bir yasa hazırlamalı.”

Sadr’ın bürosundan isminin açıklanmasını istemeyen bir yetkilinin telefonda verdiği bilgiye göre Sadr ve Tayib arasında olumlu ilişkiler ve karşılıklı saygı söz konusu. Şii dini otoritelerin El Ezher’in temsil ettiği ılımlı role büyük saygı ve takdir duyduğunu belirten kaynak, dini aşağılamanın kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve bunun istisnası olmadığını ekledi.

Necef’teki Şii makamların “dini şahsiyetlere hakaretin yasaklanmasına” ilişkin tutumunu ise bu makamın sözcülerinden Beşir El Necefi şöyle açıkladı: “Zaman zaman ortaya çıkan münferit tavırlar, Sünni kimliği altında cinayet işleyen, başkalarını aşağılayan ve kadınları köleleştiren bazı kişilerin davranışlarına duyulan tepkiyi yansıtıyor. Ama bunlar Sünni olmaktan çok uzaktır.”

Kuşkusuz Sünni-Şii ilişkileri en kötü dönemini yaşıyor. Müslüman dünyasının pek çok yerinde din ve siyaset birbirine karışarak kanlı çatışmalar üretiyor, taraflar arasında kin ve güvensizliği besliyor. Dolayısıyla karşılıklı olumlu açıklamaların ve dayanışma amaçlı fetvaların ilişkilere büyük bir katkı sağlaması olası değil.

Tayib’in Tahran’da 7-9 Ocak’ta düzenlenen mezhepler arası uyum konulu konferansa katılmayı reddetmesi de Şii-Sünni güvensizliğinin önemli bir göstergesi oldu. Konferansa zaten kayda değer bir Sünni katılımı olmadı. İran’ın Horasan vilayetinde düzenlenen benzer bir konferanstan basına yansıyan kare de iki taraf arasındaki büyük ayrışmayı gözler önüne serdi. Bu fotoğrafta Sünni ve Şiilerin ayrı ayrı namaz kıldığı görülüyordu. Oysa İslam fıkhına göre aynı mekânda iki ayrı namaz kılınamaz.

Hakaret konusu yeni bir şey değil ve mesele bugün bu konuyu fazlasıyla aşmış durumda. Bölgenin şu an tanıklık ettiği mezhepsel çatışma, dini rejimlerin yıllardır yürüttüğü çalışmaların bir sonucudur. Bunların başında dinin siyasi emellere alet edildiği Suudi Arabistan ve İran geliyor. Şimdi işler kontrolden çıktı ve bu rejimleri de tehdit eder hâle geldi. Şii ve Sünni yönetimlerin dini söylemleri azaltıp önlem almaya yönelmesinin nedeni de budur.

Bir diğer nokta olarak dine hakaret meselesi, bölge halklarının dini konularda alaycılığa tahammülsüzlüğü bağlamında yer alıyor. Sünni âlimlerin dini şahsiyetlere ve kutsallara hakaret edilmemesi için Şiilere yönelttiği talep Batı’da Hz. Muhammed’e hakaret eden gazetelere yapılan itirazlarla eşdeğerdir. Bölge genel olarak dinin ve kutsal şahsiyetlerin eleştirilmesine karşı aşırı bir hassasiyet içinde. Bu bakımdan dini hoşgörü iki düzlemde genişletilmeli. Birincisi saygı karşılıklı olmalı. İkincisi de dini şahsiyetlere hakaret konusunda tahammül ve oto kontrol olmalı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah El Sisi, Hz. Muhammed’in doğum günü vesilesiyle 3 Ocak’ta yaptığı konuşmada asırlar önce kutsiyet atfedilen ve bugün tüm dünya için kaygı kaynağı olan metin ve fikirlerin tutsaklığından kurtulma çağrısı yaptı. Sisi, Tayib’in de dinleyiciler arasında yer aldığı konuşmada şöyle dedi: “Yüzyıllardır kutsadığımız ideolojilerin ülkemizde ve tüm dünyada kaygı, tehdit, katliam ve yıkım üretmesi nasıl mümkün olabiliyor?”

Sonuç olarak Şii ve Sünni âlimlerin karşılıklı saygıya dönük açıklamaları olumlu bir gelişme olsa da dinin siyasetten ayırması ve dini hoşgörünün güçlendirilmesini de kapsayan bir reform projesi oluşturulmalı.

More from Ali Mamouri

Recommended Articles