Ana içeriğe atla

İsrail: “Türkiye ilişkilerin düzeltilmesinde samimi değil”

Aracılar Türkiye ile İsrail’i uzlaştırmaya çalışırken İsrail, ilişkileri onarmak için şöyle bir samimi yaklaşım değişikliği bekliyor: Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail karşıtı açıklamalarına ve Hamas terörüne desteğe son vermesi. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Turkish demonstrators shout anti-Israel slogans during a demonstration in Istanbul November 5, 2014.  REUTERS/Osman Orsal (TURKEY - Tags: POLITICS CIVIL UNREST) - RTR4D076

İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon 21 Ekim’de ABD’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından geçen ay Al-Monitor’a şöyle konuşmuştu: “Türkiye, Salih El Aruri (Batı Şeria’dan sınır dışı edilen ve Türkiye’de yaşayan Hamas lideri) sorununu çözmeli. Bir NATO üyesinin topraklarında terör eylemleri tasarlanmasına müsaade etmesi düşünülemez.” Yalom’un bu sözlerinden günler sonra 27 Kasım’da Şin Bet de Kudüs’e yönelik terör saldırıları planlarında ve bombacıların eğitiminde “Türkiye’deki Hamas komuta merkezi”nin dahli olduğunu açıkladı.

Bu açıklamanın ardından IDF Radyosu’na konuşan İsrail Stratejik İşler Bakanı Yuval Steinitz, ABD ve NATO’ya seslenerek terörizmi desteklemeyi kesmesi için Türkiye’ye baskı yapılmasını istedi. Bu beyanatın üzerine ulaştığım Ankara’daki üst düzey yetkililer ise İsrail’in bu yönde NATO’ya yapacağı resmi bir başvurunun ikili ilişkileri daha da kötüleştireceğinden kaygı duyduklarını ifade etti. Edindiğim bilgilere göre İsrail NATO’ya, en azından şimdilik, böyle bir başvuru yapmış değil.

Üst düzey İsrailli diplomatik kaynaklar, İsrail’in Türkiye’yle ilişkileri koparmak zorunda kalacağı bir noktaya gelinmesini kesinlikle istemediğini vurguluyorlar. Ancak şunu da ekliyorlar: “İki hükümet arasında hiçbir iletişim kanalının olmadığı bir ortamda Türkiye’yi açıktan Hamas terörüyle ilişkilendirmenin amacı Ankara’ya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e karşı sürdürdüğü sözlü saldırıların ve Hamas’a sağladığı desteğin bir bedeli olduğunu göstermek.”

İsrail’den yükselen suçlamalar, ikili diplomatik ilişkilerin idaresinde yaşanan iniş çıkışlarda yeni bir dik inişe işaret ediyor. İkili ilişkiler ilk kez 2009’da o dönem başbakan olan Erdoğan’ın Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’e birkaç gün önce biten Dökme Kurşun Harekâtı yüzünden çıkışmasıyla bozulmaya başladı.

Ancak İsrail Türkiye’yi teröre destek vermekle itham edip Erdoğan da her fırsatta İsrail’e Filistinlilere yaptıkları yüzünden çıkışırken bile Ankara, İsrail’e ilişkilerin normalleşmesini arzuladığına dair bir dizi olumlu mesaj göndermeye devam ediyor. Uzlaşı süreci, yaklaşık iki yıl önce ABD Başkanı Barack Obama’nın İsrail ziyareti sırasında başladı. Kıdemli bir Türk yetkilinin 25 Ekim’de Hürriyet Daily News gazetesine yaptığı açıklamaya göre şimdi hedefte diplomatik ilişkilerin seviyesinin yükseltilmesi ve tazminatların mutabık kalındığı şekilde ödenmesinin ardından eylül 2011’de karşılıklı olarak geri çağırılan büyükelçilerin yeniden atanması var.

Bu açıklamanın yanı sıra KKTC Dışişleri Bakanı Özdil Nami, Ankara’daki hamilerinin onayıyla İsrail’de düzenlenen bir enerji konferansına katıldı. İsrail’in Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Yossi Levy-Sfari de Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı yemin törenine davet edildi. Hatta maslahatgüzarla Erdoğan törende el sıkıştı ve karşılıklı birkaç nazik söz etti. Levy-Sfari, Erdoğan’ın altı yıldır el sıkıştığı ilk İsrailli temsilciydi.

Levy-Sfari’nin yerine atanan Amira Oron da Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan aldığı onayla yakında aynı şeyi yapacak ki kendisi selefinden daha da kıdemli bir diplomat. Kudüs’teki Dışişleri Bakanlığı yetkililerine göre bu da “ilişkilerin seviyesinin yükseltildiğine dair olumlu bir mesaj”.

Ancak normalleşme sürecinin tamamlanması için Mavi Marmara trajedisinin ardından varılan mutabakat gereğince öncelikle İsrail Başbakanı’nın tazminat anlaşmasını onaylaması gerekiyor. Bu anlaşma, son turu ocakta Kudüs’te yapılan görüşmelerde hazırlanıp tamamlandı. Ancak sorun şu ki Başbakan Benjamin Netanyahu, Türkiye’nin yukarıda sayılan jestlerinden ikna olmuş değil. Netanyahu anlaşmayı imzalamaya yanaşmıyor ve böylelikle bütün süreç gecikiyor. Netanyahu’ya göre yaşanan tecrübeler Erdoğan’ın İsrail’in vereceği her tavizi İsrail devletine ve bizzat kendisine saldırmak için bir koz olarak kullanacağını gösteriyor.

Anlaşılan o ki Türkiye normalleşme sürecinin tamamlanmasını gerçekten istiyorsa Netanyahu’nun anlaşmayı onaylamasını ve Mavi Marmara kurbanlarının ailelerine tazminat ödenmesini sağlayacak anlamlı bir güven artırıcı hamle yapmalı.

Mitvim Dış Politika Enstitüsü tarafından İstanbul’da düzenlenen stratejik diyalog konferansında da Türkiye’nin Hamas’la olan ilişkileri sayesinde Hamas’ı ılımlaştırabileceği ve böylelikle şiddet kullanımını gayri meşru hâle getirebileceği vurgulandı. Ankara gerçekten de Hamas’ı Filistin’in en önemli unsuru olarak görüyor ve bu nedenle onu destekliyor. Ancak artık Türkiye’nin üstüne düşen, meseleye daha bütüncül yaklaşarak başka Filistinli grupları da desteklemesidir. Türkiye eğer Filistin mücadelesine verdiği destekle diplomatik ilişkilerini birbirinden ayırabilecek sağduyuya sahipse bölgede gerçekten de etkili bir oyuncu hâline gelebilir.

Genel anlamda Türkiye’nin İsrail meselesine daha pragmatik ve daha az duygusal yaklaşması şart. İsrail-Filistin ihtilafı tırmanırken Ankara ılımlaştırıcı bir rol üstlenmeli. Bu, Ankara’nın İsrail’in politikalarına yönelik her türlü meşru eleştirilerine son vermesi anlamına gelmez. Örnek olarak Ürdün Kralı alınabilir. Kral bir yandan İsrail’e sert eleştiriler yöneltmekten kaçınmazken diğer yandan İsrail Başbakanı ile görüşmeler dâhil diplomatik temaslara destek vererek ortamı yatıştırmaya çalışıyor.

İsrail-Türkiye Ticaret Odası’nın verilerine göre iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin bu yıl yeni bir rekor kırması bekleniyor. Geçen yıl iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 5 milyar dolardı. Bu da Ankara hükümetinin istediğinde pragmatik davranmayı çok iyi bildiğinin bir kanıtıdır.

Al-Monitor’a konuşan kıdemli bir İsrailli bakan, ilişkilerdeki mevcut duruma dair şöyle dedi: “Eğer Türkiye İsrail’le normalleşme istiyorsa büyükelçisini buraya ön koşulsuz olarak göndersin. Ondan sonra anlaşmayı tamamlayabiliriz.”

Mavi Marmara olayını inceleyen Palmer Komitesi’nin Türk temsilcisi Özdem Sanberk, İsrailli meslektaşı Joseph Ciechanover ile birlikte normalleşmenin yol haritasını da hazırlayan kişiydi. Sanberk kasım sonunda geri çağırılan büyükelçilerin Netanyahu’nun mart 2013’te Erdoğan’dan dilediği özrün ardından geri gönderilmemiş olmasının üzüntü verici olduğunu söyledi. Sanberk bu açıklamayı İsrail’in İstanbul Konsolosluğu ile Kadir Has Üniversitesi tarafından düzenlenen Türk-İsrail Konferansı’nda yaptı.

Mavi Marmara trajedisinin üzerinden beş yıl geçmişken artık gündemi değiştirmenin ve iki taraf arasında güveni yeniden tesis edecek büyük adımlar atmanın zamanı gelmiş gibi görünüyor. Bu adımlar, tazminatlar henüz ödenmeden ve İsrail subaylarına karşı Türkiye’de başlatılan yasal işlemler ve davalar henüz düşürülmeden de atılabilir.

Son günlerde Kudüs-Ankara hattında epeyce “normalleşme girişimcisi” ve “uzlaşı elçisi” mesai harcıyor. Bunlar bazen resmi kurumlarla da eş güdüm hâlinde çalışarak diplomatik ilişkileri normalleştirecek formüller arıyor ve bu yoldan ekonomik menfaatlerini ilerletmek istiyor. Ne var ki Türkiye Cumhurbaşkanı Hamas’ın Türk topraklarında faaliyet göstermesine müsaade etmeye, her fırsatta İsrail’e saldırmaya devam ettikçe Netanyahu’nun çalışma arkadaşları başbakanın mevcut tutumuna destek bulduğunu vurguluyor. Netanyahu, Erdoğan’la herhangi bir anlaşmayı tamamlamanın imkânsız olduğuna her seferinde yeniden ikna oluyor.