Ana içeriğe atla

Sanatın üzerinde de kara bulut

İç ve dış politikada duvardan duvara çarpan hükümet kültür ve sanat alanında da kırıp döküyor. Gururla her yıl en az 30 ülkede 100’den fazla konser verdiğini söyleyen piyanist Fazıl Say kendi ülkesinde ambargoya uğradı.
Turkish classical pianist Fazil Say performs during a concert in Ankara October 14, 2010. Internationally acclaimed Turkish classical pianist Fazil Say goes on trial on charges of insulting Muslim religious values in comments he posted on Twitter. REUTERS/Stringer (TURKEY - Tags: POLITICS CIVIL UNREST SOCIETY) - RTR399ZY

“Japonya, Fazıl Say’ın çok sevildiği ülkelerden biri. İki hafta önce 8 konser vermek üzere gitti. Yarın Çin’e geçecek, sonra St. Petersburg’da, ertesi gün Zürih’te müzikseverler Say’ı dinleyecek. Ama Ankaralılar dinleyemeyecek. Çünkü kentin en saygın orkestrası programından Say’ı çıkarttı.” Radikal gazetesi yazarı Cem Erciyes, Türkiye’de devletten sanata son sansürü bu cümlelerle 21 Ekim tarihli köşesine taşıdı.

Ünlü piyanist Fazıl Say belki AKP iktidarını kızdıran duruşuyla siyasi ve toplumsal ayrışmanın tam kırılma noktasında yer alan bir sanatçı. Ancak kutuplaşmalar sanat dünyasına sansür ve ambargo olarak yansıyınca bunun gürültüsü kaçınılmaz olarak çok çıkıyor. Haber şu: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın 2014-1015 programından Fazıl Say’ın eserlerini çıkarttı.

Orkestranın programda Say’a ait 'İstanbul Senfonisi', 'Su Piyano Konçertosu' ve 'Yunus'un Sırtındaki Çocuk-Hermiyas' adlı eserleri yer alıyordu. Gazete haberlerine göre bakanlık orkestra yönetimine sözlü olarak Say’ın eserlerinin çalınacağı programların değiştirilmesini isteyip aksi takdirde yıllık programın onaylanmayacağını bildirdi. Açılış konseri öncesi programda istenilen değişiklik yapıldı ve bakandan onay çıktı.

Bu durum sanat camiasında tepkiyle karşılanırken Say kırgın ve kaygılı bir şekilde bu tutumu sorguladı: “Son bir kaç ay içinde 14 yıllık Antalya Piyano Festivalim elimden alındı. Borusan Orkestrası ile her yıl konserlerimiz olurdu, bu yıl tuhaf bir bahaneyle iptal ettiler, benzer bir ambargo da onlardan geldi. Şimdi de bakanlık yapıyor. Bütün dünyada sunduğum sanatımı kendi memleketimde sunamaz hale getirdiler. Amaç nedir?” Say, Twitter’dan da "Eserlerimin orkestra programından çıkarılmasına gerekçe nedir?” diye sordu.

Sanata sansür anında TBMM gündemine taşındı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, verdiği önergede şunları kaydetti: “Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2008’de Avrupa Birliği tarafından ‘Kültür Elçisi’ unvanıyla görevlendirilen Say’ın bestelerini hangi gerekçe ile programdan çıkarttırmıştır?” Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Haluk Dursun ise “Fazıl Say’a yönelik bir ambargo yoktur” yanıtını vermekle kalmayıp “Say’a bir sanatçı olarak sahip çıkmaya devam edeceğiz” diye ekledi.

Ancak açıklama sanat camiasında inandırıcı bulunmadı. Konunun takipçisi Erciyes de ambargonun gerçek olduğuna inananlardan. Erciyes, Al-Monitor’a “Belli ki müsteşar Haluk Dursun ortamı yumuşatmak istiyor. Ama Fazıl Say’a yeni sezon programında yer alacağı söylenmemiş olsa, böyle bir tepki göstermez. Zaten müzik dünyasındaki genel kanaat de bu yönde. Son yıllarda iktidarın ekonomiden medyaya muhalif olan herkese yönelik tavrını, Kültür Bakanlığı’nın tiyatro yardımları, devlet tiyatrosu gibi konularda takındığı dışlayıcı tutumu hesaba kattığımızda ‘ambargo’ ve ‘sansür’ gibi kavramlar ne yazık ki gerçeklik kazanıyor. Tehlikeli ve üzücü olan bu tutumun gerçekten nitelikli işlerin izleyiciyle buluşmasını, sanatçıların özgürce üretimini sürdürmesini sekteye uğratacak seviyeye ulaşması” dedi.

Dursun “Sansür yok” diye dursun Fazıl Say tepkisini hükümete yazdığı bir mektupla sürdürdü: “Size bu mektubu Pekin'den yazıyorum, bu akşam konserim var. Ben Japonya'da turnedeyken, 3 eserim Ankara'da programdan çıkarılmış, olay tepki ile karşılanmış. Hoş bir durum değil… Ne zaman gerçekten güçlü olunur biliyor musunuz? Hem doğuyu, hem batıyı, hem de ikisinin sentezini en iyi şekilde var ettiğinizde. Ankara'da çalınması yasaklanan ‘İstanbul Senfonisi’ eseri işte bu yüzden dünyanın her yerinde çalındı. İstanbul Senfonisi, 80 kişilik batı orkestrasının en önünde, Ney, Kanun, Bendir ve Kudüm ile çalınan bir eserdir. İstanbul'u müzik ile anlatır. Sözleri yoktur. Bu eser ile 2013 ECHO Klasik Ödülü’nü kazandım. Bununla gurur duy. Korkma… Farklı yaşam tarzları korku ve tehdit altında kalırsa, bu çok sağlıksız bir toplum dokusu yaratır. Korkma sanattan sanatçılardan… Yıllardır karşı karşıya geldik. Bu hükümet ile bir türlü anlaşamadık. Başka sansürler, konser iptalleri, hep bizi karşı karşıya getirdi… Say'ın dünya üzeri her yıl 100-130 konseri var. İstersen incele. Anlamaya çalış. Bir Türk vatandaşı. Tüm eserlerinin konusu Türkiye olan bir sanatçı. Bak, 3-4 konserimi iptal edince ne benim için bir şey değişiyor. Sadece şaşkınlık ve küçümseme ile karşılanıyor bu tutum. İstediğin bu mu?”

Hükümet çevreleriyle Say arasında var olan anlaşmazlık ünlü sanatçının 2012’de İranlı şair ve düşünür Ömer Hayyam'ın bir şiiri eşliğinde yolsuzlukları eleştiren tweetiyle ayyuka çıkmıştı. Say Twitter mesajında “Bilmem fark ettiniz mi nerede yavşak, adi, magazinci, hırsız, şaklaban varsa hepsi Allahçı" dediği için muhafazakâr kesimlerden büyük tepki çekmiş ve 2013’te ‘dini değerleri alenen aşağıladığı’ gerekçesiyle 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Cezanın infazı da 5 yıl ertelenmişti.

Say say bitmez: Gezi sansürü

Hükümetin gölgesi bundan önce Antalya Altın Portakal Film Festivali üzerine düşmüştü. Daha önce İstanbul Film Festivali ve Adana Altın Koza Film Festivali'nde gösterilen 'Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek' adlı belgesel film eylülde jüri tarafından yarışmaya seçilmesine rağmen programdan çıkartıldı. Reyan Tuvi'nin yönettiği film hükümetin canının fazlasıyla sıkan Gezi protestoları hakkındaydı. Yarışma dışı bırakılmasının gerekçesi ise Türk Ceza Kanunu’na aykırı olduğu iddiasıydı. Ön jüri bu tutumu bir açıklama ile protesto etti: “Filmin içeriği ne olursa olsun Türk Ceza Kanunu’na göre değerlendirilmesini ve listeden çıkarılmasını bir sansür olarak niteliyoruz. Böyle bir durum kabul edilemez.”

Devletin doğrudan kontrolündeki sanat alanı ise epey zamandır sıkıntılı. Son olarak Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir sansür talebini reddettiği için koltuğundan oldu. Kurt’un günahı İstanbul Devlet Tiyatroları’nda prömiyeri gerçekleştirilen ama bakanlığın içeriğini ‘argo’ bulduğu ‘Güneş Batarken Bile Büyük’ adlı oyunun kaldırılmasına karşı çıkmasıydı.

Bakanlığın talebiyle Kurt’un görevi bırakmasının ardından başrejisör Ali Hürol, Ankara Devlet Tiyatroları Müdürü Şekip Taşpınar ve yardımcısı Serdar Kayaokay da istifa etti. Bu duruma Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği “Sanata vurulmaya çalışılan zincirler hiçbir baskı döneminde uzun ömürlü olamamıştır” diyerek tepki gösterdi

Hükümetin en temel sorunu farklı olanı tehdit olarak görmesi ve müzminleşen kontrol hastalığı. Bu giderek birçok alanda kendini gösteriyor. Sadece sanatın geleceği değil kendisi ve çocuklarının geleceği için kaygı duymaya başlayan insanların sayısı azımsanamayacak kadar artıyor.

More from Fehim Tastekin

Recommended Articles