Ana içeriğe atla

Müslümanların İsrail karşıtlığı ile Avrupa’daki antisemitizm aynı şey değil

Avrupa’daki antisemitizmin kökenleri derinlere uzanıyor ama Müslümanlar arasındaki İsrail karşıtlığı, İsrail-Filistin ihtilafının çözümüyle azalabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A Palestinian man holding a Palestinian national flag argues with an Israeli policewoman, during a protest against the Israeli offensive in Gaza, in the West Bank city of Hebron August 22, 2014. REUTERS/Mohamad Torokman (WEST BANK - Tags: POLITICS CIVIL UNREST CONFLICT TPX IMAGES OF THE DAY) - RTR43D91

Antisemitizm konulu yazı dizimizin ilk bölümünde İsrail’e yönelik protestoların sıklıkla Yahudi karşıtlığı olarak algılandığını yazmıştım. Bir okur, bu yazının üzerine Yahudi Soykırımı’nın İsrail devleti henüz ortada yokken, Filistin topraklarının işgalinden onlarca yıl önce işlendiğini hatırlattı. Çok doğru. Siyahiler, eşcinseller ve Müslümanlar dâhil ‘öteki’ye karşı tüm nefret ve ırkçılık türleri gibi antisemitizm de yüzyıllardır var olan bir olgu.

Siyonist hareket ve bu hareketle özdeşleştirilen Yahudiler, sağda neo-Nazilerin, solda da Siyonist karşıtı Marksistlerin hep hedefinde oldu. Ne yazık ki bu vahim olgu, yakın gelecekte yeryüzünden silinecekmiş gibi görünmüyor. Bu olgunun kökenleri Avrupa tarihinin çok derinlerine uzanıyor, günümüzde de sağcı ve solcu radikallerin saldırılarına hizmet etmeye devam ediyor.

Al-Monitor’un görüştüğü Belçikalı Yahudi solcu aktivist Simone Susskind, “Bugün burada 1930’ların sonlarındaymışız gibi yaşamıyoruz. Ama Avrupa’da artan antisemitizmin işaretleri göz ardı edilemez.” diyor.

Geçtiğimiz günlerde Brüksel bölgesel parlamentosuna seçilen ve Filistin meselesinde iki devletli çözümü destekleyen Susskind, antisemittik söylemi İsrail’in politikalarıyla meşrulaştırmakta Avrupalıların daha rahat olduğunu anlatıyor ve şöyle diyor: “İsrail hükümet politikalarına artan şekilde karşıtlık ifade edilmesi, kısmen klasik antisemitizmden kaynaklanıyor. Zira antisemitizm Yahudi Soykırımı’ndan sonra yok olmadı, sadece susturuldu.” Susskind’e göre Müslümanların birçoğu gibi Avrupalılar da “İsrailli” ile “Yahudi” arasında fark gözetmiyor ve Yahudi karşıtıymış gibi hissetmeden İsrail’in Filistin’deki politikalarını eleştirme hakkına sahip olduğunu düşünüyor.

Ancak Koruyucu Hat Harekâtı boyunca Avrupa’da düzenlenen İsrail karşıtı gösterilerde ağır siyasi eleştiriler ile bu gösterilerde yer alan antisemittik unsurlar arasındaki çizgi bulanıklaştı. Yahudi karşıtlığıyla mücadele eden Anti-Defamation League kuruluşunun internet sitesinde yer alan bilgiye göre bu gösterilerin bir kısmı, Twitter gibi sosyal medya platformlarında Hitler’e atıf yapan etiketlerle duyuruldu. Örneğin #HitlerWasRight (Hitler haklıydı) veya #HitlerDidNothingWrong (Hitler yanlış bir şey yapmadı). Yazı dizisinin ilk bölümünde, gösterilerde savaş ve işgali kınayan dövizlerle birlikte antisemittik ve ırkçı dövizlerin de yer aldığını örnekleriyle anlatmıştık.

Antisemitizmi izlemekle uğraşan çeşitli kuruluşların verileri, İsrail-Filistin cephesindeki şiddet ile dünyada ve bilhassa Avrupa’da Yahudilere karşı şiddet eylemleri arasında belirgin bir ilinti olduğunu gösteriyor.

Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı Kantor Çağdaş Avrupa Yahudiliğini Araştırma Merkezi’nin verilerine göre 2009’daki Dökme Kurşun Harekâtı, dünya çapında görülmemiş bir antisemitizm dalgasına yol açtı. Kasım 2012’deki Savunma Sütunu Harekâtı sırasında ise antisemittik eylemler, nispeten düşük bir oranda arttı. Bunun muhtemel sebebi, harekâtın sadece sekiz gün sürmesi ve ölen Filistinli sayısının nispeten az olmasıydı. Anti-Defamation League tarafından ağustosta yayımlanan özel raporda ise “Yahudilere yönelik şiddet ve hasmane söylemde dünya çapında çarpıcı bir yükseliş” yaşandığı kaydedildi. Raporu hazırlayanlar, yeni dalganın sebebini son derece net şekilde ortaya koydu: “İsrail’in Hamas’ın roket atışlarını ve tünellerini engellemek için Gazze’de düzenlediği askeri operasyon.”

Haziran 2013’te Hollanda’daki Türkler arasında bir araştırma yapan Antisemitizmle Mücadeleyi Koordinasyon Forumu ise “örgütlü bir antisemitizme” rastlanmadığını ancak “İsrail-Filistin ihtilafı bağlamında kamusal söylemin parçası hâline gelen antisemitizm ifadelerinin” söz konusu olduğu sonucuna vardı.

Çeşitli araştırmacıların, Müslüman ve Yahudi din adamlarının yazılarını içeren “Muslim Attitudes to Jews and Israel” (Müslümanların Yahudiler ve İsrail’e Karşı Tutumları) başlıklı derlemede, son yıllarda antisemitizm kışkırtıcılığında başı çekenlerin -- Şii kimlikli İran, Hizbullah, El Kaide ve Sünni Müslüman Kardeşler’in belli kesimleri -- İslam dünyasındaki ana akımı temsil etmediği vurgulanıyor.

Araştırmacılara göre İslami ve aşırı milliyetçi çevreler, Kuran ve hadisler gibi dini metinlerden belli bölümleri seçerek bunlara Yahudi karşıtı, İsrail karşıtı ve Siyonizm karşıtı yorumlar katıyor. Bu çevrelerin bir kısmı, şimdi de olabilecek en saçma sapan iddiayı yaymaya çalışıyor. Buna göre “Müslümanların katledilmesini, kanlarının dökülmesini, eş ve kızlarına tecavüz edilmesini öngören Siyonist bir komplonun” olduğu iddia ediliyor.

Derlemenin editörü İbrani Üniversitesi’nden Orta Doğu uzmanı Moşe Maoz, Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede Arap ve Müslüman dünyasında rejimlerin ve seçkinlerin, hatta önde gelen dini simaların İsrail’e ve Yahudilere karşı çoğunlukla pragmatik yaklaştığını vurguluyor. Maoz, Arap medyasında ve Arap akademisinde antisemittik yayınların yaygınlığına karşın İran, Türkiye ve Afrika’daki Müslüman ülkelerin İsrail’i kuruluşundan itibaren tanıdığını, Ürdün yönetiminin ise İsrail’le yıllarca iş birliği yaptığını hatırlatıyor. Dünyanın en büyük Müslüman ülkesi Endonezya’nın eski devlet başkanı Abdurrahman Vahid, İsrail’i defalarca ziyaret ederken Suudi Kralı Abdullah bin Abdülaziz de ABD ve Avrupa’daki Yahudilerle görüşmeler başlattı.

Maoz, İsrail-Filistin ihtilafının çözümü hâlinde, bilhassa da Kudüs’teki kutsal İslami mekânlara ilişkin mutabakata varılması durumunda Müslümanlar arasında antisemitizm ve İsrail karşıtlığının büyük oranda azalacağından emin. Maoz’a göre İsrail, şiddet sarmalından çıkmayı başarırsa protestocu çevreleri ve dolaysıyla Yahudi karşıtlığını önemli ölçüde etkisiz kılacak.

Kamuoyunun büyük bölümü, İsrail karşıtı gösterilerin çözüm yanlısı olumlu tarafını aslında görmüyor. Bunların kökü, Marksist nefret veya Avrupa antisemitizmine dayanmıyor ve İsrail-Filistin ihtilafının çözümüyle ortadan kalkabilir.

Yazımı, Adalet Bakanı Tzipi Livni’nin ocak ayındaki antisemitizm konulu kabine toplantısında söyledikleriyle bitiriyorum: “Diplomatik çözüm istemeyenler, yerleşimler nedeniyle İsrail’e yönelen eleştirilerin antisemitizm kaynaklı olduğu iddiasına sığınıyor.”

Bir sonraki bölümde bu noktayı geniş şekilde ele alacağız.

More from Akiva Eldar