Ana içeriğe atla

Türkiye’deki muhalefet Erdoğan ve AKP’ye denk değil

İki büyük muhalefet partisi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hatalarına rağmen aralarındaki karmaşayı giderip, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ı zorlayacak bir isimde anlaşamıyor.
Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan throws flowers to his supporters during his visit in Cologne May 24, 2014.                REUTERS/Wolfgang Rattay (GERMANY  - Tags: POLITICS) - RTR3QOHM

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ağustos’ta halk oylamasıyla yapılacak ilk cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin kararını açıklamayı erteliyor ve bu herkesi sürüncemede bırakıyor. Erdoğan aday olursa seçimi zaten rahatlıkla kazanır, aday olmazsa da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) çıkaracağı aday yarışa büyük bir üstünlükle başlar.

Bunun temel sebebi iki büyük muhalefet partisinde kargaşa. Zira ülkenin sandık başına gitmesine yalnızca iki ay kadar kaldı ancak partiler halen AKP'nin siyasi planlarını zorlayacak güvenilir adaylar belirleyemedi.  

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) şu ana kadar üzerinde anlaştıkları tek konu Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını engellemek. İki parti de otoriter eğilimler sergileyen ve cumhurbaşkanı olması halinde yürütme yetkilerini kullanma niyetini gizlemeyen Erdoğan'ın durdurulması gerektiğinde hemfikir. Ancak henüz ne ortak bir aday üzerinde anlaşabildiler ne de kendi adaylarını açıklayabildiler. Zaten ayrı ayrı adaylar çıkarırlarsa bu isimlerin Erdoğan ya da AKP'nin adayı karşısında şansları yok denecek kadar az. Üstelik muhalefet partilerinin bu saatten sonra açıklayacakları adayların seçmene kendini ve siyasi fikirlerini tanıtacak zamanı nereden bulacağı da meçhul.   

30 Mart seçimlerinin laik kentli orta sınıf üzerinde yarattığı moral bozukluğu da muhalefet için büyük bir şanssızlık. Zira AKP geçen yılki Gezi Parkı protestoları ve hükümete yönelik yolsuzluk iddialarına rağmen bu seçimlerde yüzde 45 oranında oy almayı başardı.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin galibinin yerel seçim sonuçlarıyla neredeyse kesinleşmesi, kentli elit nüfusta teslimiyet ve yabancılaşmaya neden oldu. Yaz aylarını genellikle sahil bölgelerinde geçiren laik ve orta sınıf çoğu seçmenin, seçimler için kentlerine dönmesi beklenmiyor. Dolayısıyla, kimi uzmanlara göre cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu kesimin seçime katılım oranı düşük olacak. İslamcı ve muhafazakar AKP seçmeni için ise böyle bir durum söz konusu değil, zira bu onlar için bu tarihi bir an.

AKP de cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik çalışmasını net ve bütüncül bir stratejiyle sürdürüyor. Bir taraftan da 2015 genel seçimlerine hazırlanıyor ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı olan 2023’e kadar güçlü bir liderlikle iktidarda kalmayı hedeflediğini açıkça ilan ediyor.

Partiyi bu uzun soluklu hedefe taşıyacak tek lider olarak Erdoğan’ın ismi öne çıkıyor. Zaten hem AKP’li milletvekilleri hem de partinin tabanı Erdoğan’ı cumhurbaşkanı olarak görme heveslerini sayısız kez ifade etti.

Erdoğan’ın Ağustos’taki seçimlere ilişkin adaylık kararını geciktirmesinin tek sebebinin ise kendisinin genel başkanlıktan ayrılıp cumhurbaşkanı olması halinde AKP’nin akıbetine ilişkin endişeler olduğu söyleniyor.

Kimileri Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda parti içinde bir liderlik kavgası çıkmasından endişeleniyor. Zira Cumhurbaşkanı Abdullah Gül şimdilik aktif siyasette yer almayacağını açıkladı.

Erdoğan’ın Çankaya’ya çıksa bile partinin lideri olarak kalacağını söyleyenler ise bu endişeyi paylaşmıyor. AKP’ye sekiz seçim zaferi kazandıran görev bilincinin, yıkıcı bir parti içi mücadeleye engel olacağı düşünülüyor.

Muhalefet de işte böylesi güçlü bir akıntıya karşı kürek çekmeye uğraşıyor.

Örneğin MHP lideri Devlet Bahçeli siyasiler ve Cumhurbaşkanı Gül de dahil önde gelen siyasi isimlerle görüşmeler yaparak ortak aday arayışını sürdürüyor. Ancak bu, muhalefet partilerinde yaşanan kargaşayı da gözler önüne seren bir tablo. Zira CHP ortak aday teklifini ilk gündeme getirdiğinde MHP bu teklifi reddetmişti. Şimdi ise bu fikre yaklaşmış görünüyor ancak bu sırada oldukça vakit kaybedildi.

Bu arada CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da Erdoğan’a karşı ortak bir isim arayışı için görüşmeler yapmaya bu hafta başladı. Ancak görüşmelerden şu ana kadar pek bir sonuç çıkmadı.

Bahçeli’nin Gül’e yeniden cumhurbaşkanlığı adaylığı teklifi götürdüğüne dair basında çıkan haberler ise muhalefetin zayıflığını bir kez daha gösterdi. Haberlerde Gül’ün bu teklifi nazikçe reddettiği belirtildi.

Bahçeli konuya ilişkin sorulara basında çıkan her şeye inanmamak gerektiğini söyleyerek yanıt verdi. Ancak Gül’ün soruları yanıtsız bırakması akıllara ateş olmayan yerden duman çıkmaz sözünü getiriyor. Gerçek ne olursa olsun, bu iddianın muhalefetin elini güçlendirmediği ortada.

CHP ve MHP’nin ortak bir aday belirlemesini zorlaştıran unsur bu adayın farklı hatta kimi durumlarda birbirlerine zıt beklentileri karşılamak zorunda olması. Böylesi bir adayın CHP’nin tabanı için laik ve modern olması, MHP’nin tabanı için muhafazakar, dindar ve milliyetçi duygulara seslenmesi ve aynı zamanda laikleri küstürmeden AKP seçmeni ile Alevi ve Kürtlere de cazip görünmesi gerekiyor.

İdeolojik, etnik ve mezhepsel ayrışmanın son yıllarda iyice ayyuka çıktığı bir ülkede herkesin üzerinde anlaşabileceği böylesi bir ismin bulunup bulamayacağı ise meçhul. Seçimlere katılırsa “milletin cumhurbaşkanı olacağını” iddia eden Erdoğan’ın ise Türkiye’nin her kesimini kucaklamaya niyetli olmadığı açık. Erdoğan İslamcılık eksenindeki ideolojisine sıkı sıkıya bağlı olmayı sürdürüyor.

Erdoğan seçimlere katılması halinde elbette ilk turda cumhurbaşkanı seçilmek ister. Ancak oy çokluğuyla kazanacağı bir zafer de onu tatmin edecektir zira parlamenter çoğunluk halen AKP’de olacak. Konuşmak için henüz erken olsa da pek çok uzman AKP’nin 2015’teki genel seçimleri de kazanabileceğini söylüyor. Onlara göre, AKP yıpratıcı bir parti içi liderlik çatışmasına sürüklenmediği ya da bir ekonomik kriz patlak vermediği sürece bu durum değişmez.

İktidar partisini alt edebilecek siyasi zemini yakalayamayan muhalefet partilerinin geçen on yıl içinde sergiledikleri neredeyse kronikleşen başarısızlık da AKP’nin gelecekte kazanacağı başarılara ilişkin bu tahminleri güçlendiriyor.

AKP’nin cumhurbaşkanlığı seçimini güçlü bir zaferle kazanması halinde seçmen tabanını korumak için erken seçime gidebileceği yönünde söylentiler de var. Böylelikle Erdoğan’ın yürütme yetkilerini kullanabilmesi için gereken Anayasal değişiklik de gerçekleştirilir. Erdoğan Köşk’e çıkması halinde yürütme yetkilerini kullanacağını ifade etse de mevcut Anayasa buna izin vermiyor.

Doğru aday ve doğru siyasi stratejilerle hareket etmezlerse, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP ve MHP’yi bekleyen başka gizli tuzaklar da var. Zira MHP’nin muhafazakar milliyetçi tabanı ideolojik olarak CHP’den ziyade AKP’ye yakındır. Dolayısıyla CHP ve MHP halkın gözünde itibarı olmayan bir ortak aday çıkarırlarsa, MHP tabanı Erdoğan’ı destekleyebilir. Bu da, yaklaşan genel seçimler öncesinde Erdoğan’ın elini güçlendirirken, CHP’yi ve MHP’yi siyaseten zora sokar.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kürt oylarının kime gideceğinin belli olmadığını ve Kürt seçmenin, Erdoğan ve AKP oylarını dengeleyebileceğini düşünenler de var. Ancak hükümetin “Kürt açılımı” ve Kürt seçmenin CHP ve MHP’ye uzaklığı düşünüldüğünde bu oldukça düşük bir olasılık. Açılım şu an için duraksamış gibi görünüyor olabilir, ancak AKP’nin açılım sayesinde Kürtlere, CHP ve MHP’den çok daha fazla yaklaştığı da bir gerçek. İki partinin Kemalist ve milliyetçi tabanları düşünüldüğünde bu durum gelecekte de böyle devam edecekmiş gibi duruyor. Dolayısıyla BDP ya da HDP kendi adaylarını açıklasa bile Kürtlerin Erdoğan’a oy vermeleri kuvvetle muhtemel.

Muhalefet Erdoğan’ın halkoyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanı olmasını engellemek için nafile çabalarına sürdüredursun, büyük resim Erdoğan’ın durdurulamaz olduğunu gösteriyor. Ancak bunda sadece Erdoğan’ın başarısı değil, muhalefetin başarısızlığı da rol oynuyor.  

More from Semih Idiz