Ana içeriğe atla

Erdoğan skandalın telafisi için seçimlere güveniyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yolsuzluk soruşturmalarından aklanmak için mahkemelere değil sandığa güveniyor. İngilizce'den Türkçe'ye çevrilmiştir.
Supporters of Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan listen to his speech during the opening ceremony of a new line of the Ankara Metro in Ankara February 12, 2014. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS) - RTX18NXK

Ucu hükümet üyelerine, ailesine doğal olarak da kendisine dokunan yolsuzluk iddialarının önünü alamayan BaşbakanRecep Tayyip Erdoğan siyaseten giderek daha çok köşeye sıkışıyor. Pek çok kişi Başbakanın siyasi kariyerinin bu skandalın ardından nasıl ayakta kalacağını sorguluyor.

Muhaliflerin yolsuzluk iddialarının üzerini örtme maksatlı girişimler olduğuna inandığı anayasal açıdan tartışmalı adımlarda da oldukça gecikilmiş gibi. Zira gelişmeler yargı ve basını kontrol altına almak için çıkarılan kısıtlayıcı düzenlemelerin bilgi teknolojileri çağında işe yaramadığını gösteriyor.    

Hükümetin kontrolündeki Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'na (TİB)  herhangi bir web içeriğini dört saat içinde yasaklama hakkı tanıyan yeni internet yasası da son "tape skandalının" önüne geçemedi.  Cengiz Çandar 27 Şubat'taki Al-Monitor yazısında Türkiye'yi sarsan yolsuzluk skandalında alınan bu yeni viraja ilişkin gelişmeleri ayrıntılarıyla anlattı.  

TİB'in kontrol edemediği sitelerden biri olan Liveleak.com'a sızan bu kayıt sadece ülke değil dünya gündemine de damga vurdu. Erdoğan'ın ısrarlı bir şekilde kayıtların sahte olduğunu iddia etmesi de kar etmedi.

Reuters'ın haberine göre, internette dolaşan ikinci bir kayıt da bu tür sızıntıların her şekilde izleyiciye ulaştığını göstererek  Erdoğan'ın işini biraz daha zorlaştırdı. Türkiye'yi "Korsan bir yasa dışı dinleme pazarına” dönüştüren bu kayıtlar, Financial Times gazetesinden Daniel Dombey’in 24 Şubat'taki yazısında belirttiği gibi Erdoğan'ın sıkıntılarının bitmeye hiç de yakın olmadığını gösterdi.

Başbakan ise başsavcılık tarafından başlatılan ve basına sızan 17 Aralık büyük yolsuzluk soruşturmasının ABD'de yaşayan din adamı Fethullah Gülen'in yandaşlarının sahnelediği bir "darbe girişimi" olduğu konusundaki ısrarından tabii ki vazgeçmiyor.

Türkiye'deki güçlü Kemalist yapı karşısında bir zamanlar müttefik olan Erdoğan ve Gülen arasındaki çetin mücadele düşünüldüğünde, Gülen hareketinin devlet ve yargı içindeki yandaşlarının Erdoğan ve AKP'ye yönelik böylesi bir komplo içine girdiği düşünülebilir.

Ne var ki bu, savcıların ortaya koyduğu yolsuzluk iddialarının Erdoğan ve hükümetini lekelemesine engel değil. Erdoğan'ın skandalla baş etmek için takındığı saldırgan tutum da işini kolaylaştırmıyor.  

Bu tür çabalar dikkatleri, Erdoğan'ın "17 Aralık darbe girişimi" olarak adlandırdığı skandaldan başka yere çekme girişimleri olarak değerlendiriliyor.  

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın "Ülkerlerde İnsan Hakları Uygulamaları 2013" raporunu açıklamasıyla Erdoğan bu hafta bir darbe de Washington'dan aldı. Erdoğan'ın "darbe girişimi" iddialarına itibar etmeyen rapor, hükümetin 17 Aralık'tan bu yana getirdiği tartışmalı yasal ve idari düzenlemelere dikkat çekiyor.

Raporda şu ifadeler kullanılıyor: “Bilhassa da hükümetin 17 Aralık’taki yolsuzluk operasyonu ve takip eden skandalların ardından binlerce polis ve savcının yerini değiştirmesiyle, kolluk kuvvetleri ve yargı yürütme erkinin etkisi altına girdi. Yetkililer yolsuzlukla suçlanan şahısları soruşturacak, mahkemeye çıkaracak ve mahkum edecek bir yapıyı oluşturamadı ve  yolsuzlukla mücadele davalarında yargının tarafsızlığına ilişkin kaygılar mevcuttu.”

Erdoğan ise bu krizi 30 Mart'taki yerel seçimlerden güçlü bir sonuç alarak atlatmayı umuyor. Başbakan ve kabine üyeleri bu seçimlerin ülke için varoluşsal bir öneme haiz olduğunu savunuyor. Erdoğan 16 Şubat'ta İstanbul'da yaptığı bir konuşmada seçmene "hatalı oylama süründürür" diye seslenirken, muhalefet bu tür söylemleri seçmeni etkilemek için kullanılan bir korkutma yöntemi olarak niteliyor.

Almaya'ya ziyareti sırasında da bu noktaya değinen Başbakan, AKP'nin bu seçimlerden yüksek oy almasının partisinin halkın gözündeki dürüstlüğünü kanıtlayacağını ve partiyi yolsuzluk iddialarından aklayacağını söylemişti.

Öte yandan pek çok kişi Başbakanın iktidarını ve kendisini bu iddialardan aklamak için neden hukuka değil de siyasete güvendiğini sorguluyor. Bu arada Erdoğan'ın öfkeli tutumu ve kindar açıklamaları rakiplerine karşı sürdürdüğü savaşı seçimlerden sonra daha da derinleştireceğini gösteriyor.

Ne var ki, basına ve internete yansıyan aleyhte sızıntılar Başbakanın hasımlarının da elinin boş olmadığını ve savaşın şiddetlenmesi durumunda kozlarını kullanmaktan çekinmeyeceklerini gösteriyor. Nitekim hem içerideki hem de dışarıdaki pek çok kişi AKP’nin yerel seçimlerden birinci parti olarak çıkması durumunda dahi Erdoğan'ın bu fırtınayı nihai olarak atlatma şansının ne olduğunu sorguluyor.

Hem Türkiye hem de uluslararası basının önemli kuruluşlarında çıkan eleştirel yazıların sayısındaki artış da bu soruyu soranların sayısının gittikçe arttığını gösteriyor. Örneğin Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök, uzun zaman gazetenin genel yayın yönetmenliğini yaptıktan sonra başladığı köşe yazılarında sert ifadeler kullandı.

En öfkeli yazılarından birini 27 Şubat'ta kaleme alan Özkök AKP’ye oy vermeyen yüzde 51 seçmen için “en kötü günlerin geçtiğini” savundu ve alaycı bir dil kullanarak şöyle devam etti:

“Aklı yoksa… Anayasa’yı askıya alıp çıkardığı bu kanunlarla, MİT’iyle, Maliyesiyle sivil darbeyi tamamlar, faşist bir yönetim kurmaya tevessül eder… Eder... Belki bir süre için başarabilir de… Ama emin olsun ki, o rejimin üzerinde oturamaz… Geceleri rahat uyuyamaz… O rejimi sürdüremez… Sonunda, o çok kızdığı Esed’e benzer, bütün dünyada Saddam muamelesi görür”.

Financial Times gazetesinden David Gardner da Özkök'le aynı gün yayımlanan (27 Şubat) yazısında uluslararası alanda gittikçe güçlenen bir hissiyatı yansıttı. Gardner "Recep Tayyip Erdoğan artık Türkiye'deki sorunların kaynağı" başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı: "Sandık onu çökertmese bile işler yine de kötüye gidebilir.  Erdoğan sözde komplolar üzerinden şirketlere, okullara, gazetelere, mahkemelere ve bir türlü bulunamayan o karanlık yuvalara çıkışmaya devam ederse Türkiye'deki güven ortamı -ki bu ortam kısa vadeli para akışlarına karşı kırılgandır- çökebilir.”

Time dergisinden Karl Vick'in "Türkiye'nin Erdoğan'ı iktidarda kalabilir mi?" başlıklı yazısı da Gardner ve Özkök'ün yazılarıyla aynı gün yayımlandı.  Türkiye'nin en ivedi meselesi artık devletin mahiyetinin laik olup olmayacağı değildir diyen Vick "Mesele Erdoğan'ın kendisidir. Türkler gücü, kuvvetler ayrılığı sisteminin gerektirdiği hassas dengelerin de üstünde olan bir muktedir isteyip istemediğine karar vermek zorunda" yazdı.

Kuvvetler ayrılığı sistemi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yargıyı hükümetin kontrolüne sokan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yasasını onaylamasıyla yeni bir darbe daha aldı.

Lakin  yasayı onaylayan Cumhurbaşkanının vicdanının rahat etmediği de açıktı. Onaydan sonra yaptığı yazılı açıklamada yasada Anayasa'yı ihlal eden en az 15 madde tespit ettiğini belirten Gül bunu Anayasa'ya uygunluk açısından değerlendirme görevinin Anayasa Mahkemesi'ne düştüğünü kaydetti. Ancak yasayı Anayasa Mahkemesi'ne götürüp götürmeyeceğine ilişkin bir sinyal vermedi.

Bu işi yasanın yürürlüğe girmesinin ardından ana muhalefet partisi CHP yaptı. Lakin Erdoğan HSYK yasasını yüksek mahkemenin kararı çıkıncaya kadar hayata geçirebilir. Zira yüksek mahkemenin kararı ne olursa olsun uygulamalar geriye işlemez. Gül'ün bu yasayı imzalayarak Erdoğan'a bir iyilik yapıp yapmadığı ise henüz belirsiz.

Gül'ün onayı Erdoğan'ın lehinde bir adım gibi görünüyor olabilir lakin, Cumhurbaşkanının yazılı açıklamasında değindiği Anayasa'ya aykırı maddeler aslında Erdoğan'ı siyaseten zor durumda bırakıyor. Zira Erdoğan Cumhurbaşkanı’nın Anayasa’ya tezat bulduğu uygulamalara girişmiş oluyor.

Tüm bunların neticesinde ortaya çıkan bir diğer yaşamsal soru daha var: Erdoğan parti içi dayanışmayı bu yolsuzluk iddialarının ardından ne kadar daha koruyabilir? Kendilerini bu tür iddialarla işi olmayacak dürüst Müslümanlar olarak gören hükümet üyeleri ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye düşünüp Erdoğan ve yakın çevresinin dürüstlüğünü sorgulamaya başlayabilir.

17 Aralık sonrası bunu yapan bazı milletvekilleri partiden ihraç edildi. Nitekim, büyük resme bakıldığında, Erdoğan seçimlerden sonra kendisini yeniden yolsuzlukla mücadeleye niyetli samimi bir demokrat olarak lanse edemezde geleceği kasvetli görünüyor. Kaldı ki bu oldukça düşük ihtimalli bir olasılık.

 

More from Semih Idiz

Recommended Articles