Ana içeriğe atla

Suudi Arabistan kaçak göçmenleri sınır dışı ediyor

Suudi Arabistan’ın yabancı işçilere yönelik başlattığı operasyon, ülkedeki yabancı emeğe ilişkin çok daha büyük sorulara yol açıyor.
An Ethiopian worker argues with a member of the Saudi security forces as he waits with his countrymen to be repatriated in Manfouha, southern Riyadh, November 11, 2013. Thousands of mostly African workers gathered in Riyadh on Sunday seeking repatriation after two people were killed in overnight rioting that followed a visa crackdown by Saudi authorities. One of those killed was a Saudi, said a government statement, and the other was not identified. An Ethiopian man was killed in a visa raid last week. Ethi

İşsizlikle boğuşan hoşnutsuz bir halkı hiçbir şey kaçak göçmenlerin derdest edilip götürülmesi kadar memnun edemez. Hükümetler zor dönemlerde iş başında görünmek ister, sıkıntı çeken toplum da yüzlerce kaçak göçmenin sınır dışı edilmesini mutlulukla izler. Bu krizden bir süreliğine sözde bir milliyetçilik havası doğar, peşinden gelen çatışma ve ölüm haberleriyle de çok geçmeden buharlaşır. Kaçak göçmenler “yabancı” olanın mükemmel bir temsilcisidir ve daima iyi bir günah keçisi olmuştur. Adi suçlardan tutun da yerel halkın işlerini kapmaya kadar her türlü olumsuzlukla suçlanabilecek birer düşmandır.

Suudi hükümeti de kaçak göçmenlere ülkeyi terk etme veya vize durumlarını düzeltme uyarısı yaptıktan sonra harekete geçmeye karar verdi ve çeşitli ülkelerden Riyad’la Cidde’ye gelen binlerce kaçağı tutukladı. Baskınlar sırasında güvenlik güçleriyle göçmenler arasında ölümler yaşandı. Göçmenlere sığınak olan Riyad’ın en fakir bölgelerinden gelen çatışma görüntüleri hızla yayıldı. Kimi Suudiler durumdan vazife çıkararak emniyet güçlerine yardım etmeye koştu, kimisi ise bu dramatik sahneleri uzaktan izleyerek sadece tezahüratta bulundu. Suudi bir vatandaş, köhne bir binanın Etiyopyalı göçmenlerden “kurtarılmasına” katıldığını övünerek anlatacak kadar ileri gitti. Baskınların akabinde, ülkenin yabancı tehdidinden arındırılması konusunda hemen görüş birliği oluştu. Zira bu yabancılar, sık sık çete kurup adi suçlar işlemekle, yerel tüketime dönük içki üretmekle ve fuhuş şebekeleri yönetmekle suçlanıyor.

Oysa kaçak göçmenler, onların çaresiz, kayıt dışı durumundan ve düşük maaş taleplerinden yararlanan birçok Suudi vatandaşı ve ülkede çalışan yabancılar tarafından da istihdam ediliyor. Ancak, doğal olarak hiç kimse bu durumla açıkça yüzleşmeye yanaşmıyor. Kaçak göçmen çalıştıranlar, genellikle dışarıdan işçi getirme izni alamayan veya bu çetrefilli ve maliyetli süreci karşılama gücü olmayan kişiler. Dışarıdan işçi getirmek, zengin ve torpilli olanlara ait bir ayrıcalık. Hâl böyle olunca ülkede bir ucuz iş gücü piyasası oluşuyor. Bu piyasada emeğini satanlar da göçmenlik kanunlarının yanlış tarafına düşmüş ve kendini bir anda merdiven altında bulan insanlar.

Bu çok tanıdık hikâye, ekonomik, siyasi ve toplumsal etmenlerin birleştiği bir gerçeğe işaret ediyor. Suudi ekonomisi ve refah düzeyi, hem yasal hem kayıt dışı yabancı iş gücüne bağımlı. Suudi nüfusunun üçte biri, yani yaklaşık 8 milyon insan, hem nitelikli hem niteliksiz işlerde çalışan yabancılar. Petrolün bulunmasından önce Suudi Arabistan göç veren bir ülkeydi. Birçok Suudi, işçi veya tüccar olarak geçimlerini yurt dışında sağlardı. Bu süreçte Mısır’dan Hindistan’a kadar ticari ağlar oluşturdular. Süveyş Kanalı 19. Yüzyılda inşa edilirken kanalın kazılmasında Suudi işçiler çalışıyordu. Orta Arabistan’ın tacirleri ise ta Bombay’da ticarethaneler kurup kâr etmeye çalışıyordu.

1930’larda petrolün bulunmasıyla birlikte durum değişti. Suudi Arabistan, önce Arap dünyasından sonra da Asya ve Afrika’dan göç almaya başladı. İlerleyen yıllarda, yabancı işçi bağımlılığının kademeli olarak azaltılması için beş yıllık kalkınma planları oluşturuldu ve bu kapsamda 1970’lerde Suudileştirme programları açıklandı.

Ancak tüm bunlara rağmen Suudi Arabistan günümüzde de göç almaya devam ediyor. Yabancı iş gücüne bağımlılık hâlâ azalmış değil. Dahası, petrol ve hizmet sektörleri geliştikçe yabancı çalışanların sayısı da artmaya devam ediyor. Yasal olarak çalışan kesimin gölgesinde de daha ucuz işçilere duyulan ihtiyaç aynı şekilde artıyor. Şu an derdest edilip sınır dışı edilen ve sayısı bir milyon olarak tahmin edilen kaçak göçmenler, işte bu nedenle Suudi Arabistan’da iş bulabiliyor. Suudi ekonomisi, sert muameleye maruz kalan ve suçlu addedilen bu ucuz iş gücü olmadan işleyemez ve büyüyemeye devam edemez.

Her şeyden önemlisi, Suudi Arabistan’ın yabancı iş gücüne bel bağlamasının siyasi nedenleri var. Petrol sahalarında 1950’lerde baş gösteren grevlerle birlikte hükümet, yaşamsal bir sektörde yoğunlaşmış örgütlü yerli iş gücünün tehlikeli olabileceğini gördü. O dönemden sonra katı kurallara tabii yabancı iş gücü tercih edildi, sendikalar ve grevler yasaklandı. Kısa vadeli çalışma izniyle, tercihen mülayim bir Asya ülkesinden gelecek ve kolayca sınır dışı edilebilecek bir yabancı, ideal işçiydi. Bu politika, pek muteber bir ayrımı da yarattı: bir tarafta ülkenin kendi vatandaşı, diğer tarafta ise belli bir işte çalışmak için getirilen, pasaportu elinden alınan, iş değiştirmesi yasaklanan, durumu belirsiz yabancı. Yabancı işçi, kendisini ülkeye getirenin insafına kalır. Zira söz konusu kişi, hükümet adına işçisinin hareketlerini ve haklarını denetler. Hâl böyle olunca vatandaş olanlar ayrıcalıklı bir konuma yükselir ve daha bahtsız insanların hayatlarına hükmedebildikleri için kendi hayatlarından daha memnun olurlar.

Hükümetin iş gücü politikası, güvencesiz göçmenlere yönelik ayrımcılık ve kötü muamelenin koşullarını da yaratmış oldu. Aynı zamanda vatandaşlara, yabancı işçilere göre daha üstün haklar tanımış oldu. Böylece hiyerarşik bir kast sistemi ortaya çıktı. Öyle ki bir vatandaş ne kadar yoksul ve ötekileştirilmiş olursa olsun, yine de kendini yoksul Asya ve Afrika ülkelerinden gelen yabancılardan üstün hissediyor. Etrafta yabancı işçiler, hele de kaçaklar var olduğu sürece bir Suudi’den daha az ayrıcalıklı insanlar da daima olacak. Bu hiyerarşinin siyasi etkisi, “seçilmiş” olduğuna inandırılan bir halkı yatıştırmak için son derece önemlidir. Zira mahrumiyet çeken Suudi erkek ve kadınlar, böylece kendilerini daha iyi hissetme imkânına kavuşur. Nasıl olsa hiyerarşinin dibinde kendilerinden daha çok ötekileştirilmiş, daha perişan biri daima vardır.

Yabancı iş gücü, ırkçılığa, kötü muameleye ve tacize ortam hazırlayan, katılaşmış milliyetçiliğin beslenmesi için de önemli. Böylece hükümet, hoşnutsuz vatandaşlarının tepkisini, Suudilerin işlerini ve servetini almakla suçlanan yabancılara yönlendirebilir. Suudi basını, göçmenlerin Suudi Arabistan’a gelmesine izin verilmeyen ailelerine gönderdiği paranın ne kadar büyük rakamlara ulaştığını durmadan yazıyor. Ancak aynı basın, güvenli yatırım peşinde olan birçok Suudi’nin yurt dışına gönderdiği milyarları unutuyor. Yani göçmenler sadece Suudilerin işlerini değil, servetlerini de alıp götürüyor. Yabancı göçmen, karşısında Suudi milliyetçiliğinin takviye edildiği, hakir görülen “öteki” hâline gelmiş durumda.

Bunun yanı sıra örgütlü suçlar, uyuşturucu, fuhuş dâhil her türlü toplumsal hastalığın sorumluluğu pekâlâ yabancı göçmenlerin üstüne atılabilir. Suudi toplumu, ancak yabancıların kirletebileceği, dindar, muhafazakâr, Allah korkusu olan bir toplum olduğu yanılsamasını beslemeye devam ediyor. Birçok Suudi, hâlâ Batılılaşma ve çağdaşlaşmaya karşı savaşıyor ve bunların sorumlusu olarak ülkedeki yabancı varlığını, medyayı ve küreselleşmeyi görüyor. Yabancı işçi de bu dış istilanın cisimleşmiş hâli oluyor.

Ancak sıkça şu unutuluyor ki bu yozlaştırıcı etkinin müşterisi de Suudilerden başkası değil. Kaçak içki üretimi ve fuhşun yaygınlaşması, yasaklı hizmetlere büyük paralar ödemeye hazır Suudiler sayesinde oluyor. Yabancılar, alım gücü yüksek, büyüyen bir yerel pazara hitap ediyor. Randevuevlerine veya içki depolarına yapılan baskınlar, özellikle çalışanlar yabancıysa haber oluyor. Müşteriler, günaha girmek için kandırılmış vatandaşlar olarak görülüp kolayca unutuluyor. Oysa yabancılar, yozlaşmanın kaynağını yok etmek adına ya hapse atılıyor ya da sınır dışı ediliyor. Yani toplum müsterih kalabilir. Zira hükümet, ahlak polisleri ve istihbarat birimleri aracılığıyla ulusun ahlakını daima koruyor ve onu sakıncalı, ahlaksız yabancı unsurlardan arındırıyor.

Şüphesiz ki Suudi milliyetçiliğini canlı tutmanın tek yolu, kaçak göçmenleri belli aralıklarla derdest etmek değil. Görüldüğü üzere kaçaklar da karşılık vermekten, Suudi sokaklarını savaş alanına çevirmekten çekinmiyor. Yoksul kaçak işçilere karşı sahneye konan bu şiddet gösterisi ters tepebilir. Olaylar tırmanabilir ve kontrolden çıkabilir. Hükümet, kaçak göçmenler konusunu kimsenin hayatını tehlikeye atmadan ele alma ve uluslararası çalışma sözleşmelerine uyma yükümlülüğü altındadır. Kaçaklar Suudi ekonomisi için önem taşıyan işler yaptıklarına göre, Suudi hükümetinin bu insanların büyükelçilikleriyle birlikte çalışarak onları kayıtlı hâle getirmesi çok daha isabetli olur. Zira onlar olmazsa ekonominin birçok sektörü mağdur olur.

More from Madawi Al-Rasheed

Recommended Articles