Ana içeriğe atla

Alişilmadik Ikonoklast Bir Türk Istihbarat Şefi:Hakan Fidan

Hakan Fidan entelektüel yönü çok kuvvetli ve demokrat bir istihbarat şefidir.PKK ile barış sürecinin mimarıdır.Kesinlikle Batı yandaşıdır fakat proaktif ve inisiyatif alan bir yaklaşıma sahiptir.
Demonstrators hold Kurdish flags and flags with portraits of jailed Kurdistan Workers Party (PKK) leader Abdullah Ocalan during a gathering to celebrate Newroz in the southeastern Turkish city of Diyarbakir March 21, 2013. Ocalan ordered his fighters on Thursday to cease fire and withdraw from Turkish soil as a step to ending a conflict that has killed 40,000 people, riven the country and battered its economy. Hundreds of thousands of Kurds, gathered in the regional centre of Diyarbakir, cheered and waved b

Türk ulusal istihbarat teşkilatının bir numaralı ismi Hakan Fidan’ın adı iki haftadır saygın Amerikan gazetelerinde son derece negatif anlamda geçiyor.

Bu negatif yayınlar sürecine geçmeden önce Batı medyasında çok ilgi çeken Türk istihbarat şefi ile ilgili bazı bilgileri ve kişisel görüşlerimi aktarmak isterim…

Hakan Fidan imkanları çok kısıtlı bir Türk ailenin çocuğudur.TSK’da 15 sene astsubaylık yapmıştır.Sonra kendi zekası ve birikimine bu işin az geldiğini anlayıp 2001 yılında TSK’dan ayrılmıştır.Bir yandan saygın Türk üniversitesi Bilkent’te istihbarat ve uluslararası ilişkiler üzerine master ve doktora yapmıştır.Fidan'ın entelektüel yönü çok kuvvetlidir.İki oğlunun da üst düzey entelektüeller olarak yetiştirilmesini çok önemseyen ve bir kitabevine girdiğinde 10 saat hiç çıkmayan bir adamdır.Fidan bir yandan doktora yaparken diğer yandan da Başbakanlık’ta hemen hemen tüm dünya ülkelerini gezmesini sağlayan bürokratik bir konum elde etmiştir.Bu süreç Fidan’ı entelektüel ve organizasyonel anlamda çok geliştirmiş bir süreçtir.Sonrasında da bugünkü konumuna gelmiştir.2009 yılından beri PKK ile Türk devletinin barış masasına oturmasının en büyük mimarı Fidan’dır.Kürt meselesinin geleneksel Türk devlet politikası olan asimilasyon baskı ve sindirme politikalarıyla çözülemeyeceğini devlet içinde en çok dillendiren adamdır Hakan Fidan.Kürtlerin ve diğer ezilen sosyal grupların haklarının ve özgürlüklerinin ısrarlı bir savuncusudur. Yani Türk istihbarat tarihinde görülmedik biçimde demokrat biridir Fidan.Batı’ya karşı da yaklaşımı son derece olumludur.Türkiye’nin Batı ittifakının parçası olmasını çok önemser.Ankara’nın Washington ile ilişkilerinin her zaman çok çok yakın olması gerektiğini düşünür.Türkiye’nin Batı ittifakının bir parçası olarak projeler üreten çok aktif ve etkin bir konum almasını ister.Bence son dönemdeki sorunların kaynağı buradan çıkıyor...Çünkü bugüne kadar Washington ve diğer Batı merkezleri pasif ve talimat alan bir Ankara’ya alışmıştı.İlk kez bu dönemde Batı ittifakına tam bağlı fakat aktif ve inisiyatif alan bir Ankara yaklaşımı var…

Şimdi son dönemde Batı medyasında yazılanlara gelelim…Önce The Wall Street Journal’da Türkiye’nin Suriye politikası ve Amerika ile Suriye’deki El Kaide teröristlerine yapılan yardımla ilgili yaşadığı anlaşmazlık haber yapıldı. Haberin merkezi Türkiye ile ABD’nin Suriye konusundaki anlaşmazlığıydı ama nedense mesele Hakan Fidan üzerinden anlatılıyordu.Gazetede Fidan’la ilgili tuhaf bir iddia da dile getiriliyordu. Bu iddiaya gore Hakan Fidan, Amerika ve İsrail’in İran’la ilgili bir istihbaratını İran’la paylaşmıştı. CIA bu paylaşımı ‘Güven oluşturmak için yapılmış olabilir’ sözleriyle değerlendiriyordu habere göre…

The Wall Street Journal’ın haberini yine saygın The Washington Post’ta ünlü köşe yazarı David Ignatius’un yazısı izledi. Bu yazıda, ‘İran’a verilen istihbarat’ konusu çok sarsıcı bir iddia ile duyuruluyordu: ABD ve İsrail’in istihbaratını MİT İran’a verince, İsrail adına çalışan 10 İranlı yakalanmıştı. The Wall Street Journal’ın ima ettiği, David Ignatius’un ise tamamını açıkladığı olayın 2 yıl kadar önce yaşandığı iddia ediliyor...

AKP hükümetine mesafeli anaakım Hürriyet’in yazarı istihbarat konularında çok yazan İsmet Berkan’ın dediği gibi İsrail açısından İran’ın nükleer programının yavaşlatılması ve bu program hakkında bilgi edinilmesi olabilecek en önemli ‘ulusal güvenlik’ konusu. Böyle bir konuda 10 değerli ajanınızı birden kaybedeceksiniz ama buna tepkiniz konunun aradan epey zaman geçtikten sonra basına ucundan bucağından bilgi sızdırılmasından ibaret olacak, öyle mi? İsrail açısından en zor şey, İran’dan ajan elde etmek olmalı. Bu kadar zor elde edilen ajanlardan 10’unu birden kaybetmek, İsrail istihbaratı açısından sahiden büyük bir kayıp olmalı. Bu denli büyük bir kaybın tepkisi bu kadar olamaz. O yüzden de bu işin içinde bir iş var.

Konuştuğum Hakan Fidan’a yakın kaynaklar Türkiye’nin İran ve Suriye meselelerinde tamamen devredışı bırakılmak istendiğini Türkiye’nin izole edilmek istendiğini ifade ediyor... Aslında Türkiye zaten İran meselesinde devre dışı.Türkiye, İran’ın Batı’yla nükleer müzakerelerinde arabulucu rolüne soyunup Brezilya’yla birlikte bir anlaşma ortaya çıkardığı ve sonra da bu anlaşma yüzünden BM’de ABD’ye rağmen yaptırım aleyhine oy kullandığından beri çemberin dışında bırakıldı… Şu an İran’ın nükleer programıyla ilgili görüşmeler başlıyor, Türk devleti konuyu bizler gibi medyadan takip ediyor. Türkiye ile İran’ın arasının Suriye meselesi yüzünden çok bozuk.Ayrıca daha önce de Irak konusunda iki ülke ciddi anlaşmazlık yaşadı. Fakat Türkiye Suriye konusunda sadece İran ve Rusya ile değil, ABD ile de anlaşmazlık yaşıyor. Türkiye ABD ve genel olarak Batı’yı Suriye konusunda ayak sürümek ve yavaş davranmakla suçluyor; ABD ve Batı ise Suriye’de Esed sonrasını görememekten şikayetçi, Türkiye’yi de ‘Esed devrilsin de kim tarafından devrilirse devrilsin’ diye düşünmekle suçluyor. 

Bütün bu dış politika ilişkileri ve zorlukları içinde Hakan Fidan ismi üzerinden Türkiye ile ilgili verilmek istenen mesaj ne peki? Yani durduk yere mi sızıyor bu haberler, yoksa Türkiye’ye bir şey söylenmek isteniyor, bu haberler de o amaca mı hizmet ediyor? Berkan'ın dediği gibi İran konusunda seyirci konumuna düşen Türkiye’nin yeni Suriye’nin biçimlenmesinde de seyirci konumuna itilmesi, Irak’ta zaten iyice etkisizleşen Ankara’nın bir anlamda Güney ve Doğu komşularından yalıtılması mı arzulanıyor? Kendisi Ortadoğu’daki rollerinin bazılarından vazgeçen veya rolünü rölantiye alan Batı, oluşan boşluğa hevesli Türkiye’nin girmesini engellemeye veya geciktirmeye mi çalışıyor?

Olayın dış boyutu bu bir de iç boyutuna bakalım...Herşeyden önce bilinmeli ki Türk basınında sürekli Hakan Fidan’ı hedef alan bir ekip vardır.Sürekli Hakan Fidan’a yüklenen yazılar yazarlar.Bu yazarların genel olarak Türk polis istihbaratı tarafından yönlendirildiğine dair genel bir algı vardır Türk medyasında.Aynı şekilde Gülen Hareketi’nin medyasında da Hakan Fidan’a yaklaşım olumsuzdur.Polis istihbaratının yaklaşımı desteklenir.Fidan’ın başındaki MİT ile polis istihbaratının kapıştığı Türkiye’de herkesçe bilinen bir olgudur. Hatta 7 Şubat 2012’de polis istihbaratının hazırladığı dosyalarla kimi savcılar Hakan Fidan’ı PKK ile barış görüşmelerini organize ettiği için tutuklamaya kalktı.Türk polisleri ve savcılarna göre PKK'yı muhatap almak bile suçtur.PKK ile sadece savaşılırdı.Türk hükümeti aksi bir karar vermezdi.Bu olay Türk siyasi tarihine “yargı darbesi girişimi” olarak geçti.Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül bu girişime dehşetli bir tepki gösterdi.Hemen bir kanun çıktı ve Fidan hukuki koruma altına alındı. O günlerde Fidan’ın “İran yanlısı” olduğu bazı gazetelerde çok yazıldı.  Hakan Fidan’a ilişkin suçlamalara bugün Suriye’de El Kaide, El Nusra ve Irak Şam İslam Devleti gibi radikal grupların palazlanmasını sağlamak gibi yenileri eklendi. PKK cephesini de iyi tanıyan Kürt yazar Kurtuluş Tayiz son günlerde yaşananlarla ilgili şöyle yazıyor…

Burada akla gelen soru asıl hedefin gerçekte kim olduğudur. Hakan Fidan mı yoksa Hakan Fidan’ı yetkilendiren isim olarak Başbakan Erdoğan mı?  Bu soruya benim yanıtım ikisi de.  Şöyle açıklayalım; Hakan Fidan alışılagelen MİT müsteşarlarından değil; Fidan, siyasi otoritenin tartışmasız emrinde bir görevli. Bu nokta çok önemli. Zira MİT, kurum olarak siyasi sistemimizde daima kilit bir öneme sahip oldu. Türkiye’de sivillerin iktidara gelmesinde olmasa da sivillerin düşürülmesinde belirleyici rolü hep MİT oynadı. Sivil otoritenin emrinde olması gerekirken ağırlığını vesayetçi güçlerden yana koyan MİT, hükümetlerin zayıflatılmasında ve düşürülmesinde askerlerden sonraki en etkili güçtü.  Hakan Fidan’ın bugün sivil iktidara tartışmasız bağlılığı, ulusal ve uluslararası güç merkezlerinin etkisine girmemesi, onu suçlamaların hedefi haline getirdi. Fidan’ın, Erdoğan’a ihanet etmediği için sistematik şekilde yürütülen kara propagandayla karşı karşıya kaldığını düşünüyorum.  Söz konusu karalama faaliyetlerinin diğer bir amacı da Hakan Fidan üzerinden Erdoğan’a ulaşmak. Fidan aleyhinde çıkan ve Türkiye’nin Suriye politikasını belirlediği iddiasını içeren suçlamalar bunu gösteriyor. Türkiye’nin dış politikasını Fidan’ın belirlemediği ortadayken, onu suçlamak çok anlamsız, hatta saçma. Fidan’ı görevlendiren isim Başbakan Erdoğan; onun görevlendirdiği bir ismi suçlayarak Başbakan’ı hedefliyorlar. 7 Şubat 2012’de olduğu gibi; Fidan’ı savcılığa çağırırken Erdoğan’a da “Sıra sana geliyor” mesajı verdiler. Nitekim Başbakan Erdoğan da, hedefte aslında kendisinin olduğunu anlamış ve bunu açıklamıştı.  Hakan Fidan ile Başbakan Erdoğan’ın niçin hedeflendiği sorusuna verilecek yanıt çözüm süreciyle yakından bağlantılı. Çözüm süreci sadece bir iç mesele değil; çözüm süreci Türkiye’nin bölgesel bir hamlesi. Bu noktadan bakınca çözüm sürecini başlatan isim olarak Erdoğan’ın ve bu süreci yürüten isim olarak Hakan Fidan’ın iç ve dış güçlerin hedefi haline gelmesi daha iyi anlaşılıyor. Çözüm süreci devam ettikçe bu saldırılar da sürecek.

More from Rasim Ozan Kutahyali

Recommended Articles