Ana içeriğe atla

AKP Türkiye’si, Mısır’ı nasıl kaybetti?

AKP Türkiye’si, Mısır’ı nasıl kaybetti?
Egyptian activists and pro-government protester demonstrate outside the Turkish embassy in Cairo on August 24, 2013, against Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan. Erdogan criticised Washington for its response to his claims of Israel's involvement in the Egypt crisis. AFP PHOTO/MOHAMED EL SHAHED        (Photo credit should read MOHAMED EL-SHAHED/AFP/Getty Images)

Bazı Mısırlılar işin kolayını bulmuş; kendilerinden farklı düşünen muhatapları ile Müslüman Kardeşler’in iktidardan devrilmesine darbe mi, askeri müdahale mi, yoksa devrim mi diyecekleri hususunda tartışmamak için kısa yoldan o olayı “3 Temmuz” olarak kodluyorlar; herkes “3 Temmuz”dan neyi anlamak istiyorsa onu anlıyor.

Ancak bu “3 Temmuz” formülünün işe yaramayacağı haller de var ve AKP Türkiye’si ile ilişkiler de bu hallerden biri. Çünkü Ankara’daki İslamcı AKP iktidarının iki ülke ve iki devlet arasındaki ilişkileri karşılıklı önemli menfaatlerin korunması çerçevesinde değerlendirip yeni askeri yönetim ile tartışmaktan kaçınmak gibi bir kaygısı yok.

Başta Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP iktidarının temsilcileri Mısır’da 3 Temmuz’da meydana gelen yönetim değişikliğine “darbe” demekle yetinmiyorlar. AKP’nin Türkiye’si darbeyi kendisine karşı yapılmış gibi hissediyor; kendisini Müslüman Kardeşler’le adeta özdeşleştiriyor ve bunun sonucunda Mısır’daki gelişmelere gösterdikleri tepki de aşırı sert ve ölçüsüz oluyor.

AKP’nin darbe karşısındaki infiali de Mısır’daki İhvan aleyhtarı çok geniş bir toplum ve siyaset kesiminde ve yeni yönetimde benzer bir karşı reaksiyonu doğuruyor. Neticede ikili ilişkilerde bir kriz tablosu ortaya çıkıyor.

İkili ilişkilerin durumunu iki ülkenin büyükelçilerinin şu anda nerede bulundukları yeterince özetliyor:

Türk hükümeti Türkiye’nin Kahire Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı’yı, Müslüman Kardeşler’in Kahire’nin Adeviye Meydanı’ndaki direnişinin kanlı bir biçimde bastırılması üzerine 15 Ağustos’ta “istişarelerde bulunmak” amacıyla Ankara’ya çağırmıştı. Bunun protesto amaçlı bir karar olduğu belliydi. Botsalı ardından 5 Eylül’de Kahire’ye geri döndü.

Mısır da mütekabiliyet gereği Ankara’daki büyükelçisi Abderahman Salaheldin’i bir gün sonra aynı gerekçeyle Kahire’ye çağırdı. Ancak Salaheldin, Botsalı’nın “istişarelerini” tamamlayıp Kahire’ye dönmesinden sonra beklendiği üzere Ankara’ya gönderilmedi. Mısır’ın Ankara Büyükelçisi CHP heyetinin ziyareti sırasında Kahire’de “istişarelerine” devam ediyordu.

İşte bu krizin Mısır’daki manzarasını, Türkiye’deki ana muhalefeti temsil eden Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) bir heyetin 9 ve 11 Eylül tarihlerinde Kahire’ye yaptığı ziyareti yerinde izlerken gözlemleme imkanını buldum.

Her ikisi de Türk diplomasisinin iki eski seçkin mensubu olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu ve İstanbul Milletvekili Osman Korutürk’ten oluşan CHP heyeti Kahire’ye, Mısır’ın hükümet ve siyaset temsilcilerinin yanı sıra dini önderleriyle de görüşüp onlara “Türkiye’nin AKP’den ibaret olmadığı” mesajını vermek ve ilişkilerin onarılmasına katkıda bulunmak için gittiler.

Türk diplomatların verdiği rakamlara göre Türkiye ve Mısır arasındaki ticaret hacminin son 5,5 yıl içinde yüzde 900 gibi şaşırtıcı bir oranda artarak 5,9 milyar dolara varmış bulunuyor. Mısır’da 480 Türk firmasının toplam 2 milyar dolara ulaşan yatırımları var. Bunlar bile tek başına, ikili ilişkilerin önemini ortaya koyak için yeterli.

AKP iktidarının Mısır’da Müslüman Kardeşler’in devrilmesine itirazının ikili ilişkilerin sürekli bir kriz içinde tutularak sürdürülemeyeceği ise açık. 

CHP heyeti Kahire’deki ilk görüşmesini 10 Eylül’de Mısır Dışişleri Bakanı Nabil Fahmy ile gerçekleştirdi.

Müteakiben Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Salaheldin’le görüşme imkanı bulduk.

Söyleşi sırasında kendisini Ankara’ya geri dönmekten alıkoyan nedenler hakkındaki sorularımıza, Büyükelçi’nin verdiği cevaplar şöyle:

Soru: “Türkiye’nin Kahire Büyükelçisi Botsalı burada; siz neden Ankara’da değilsiniz?” oldu.

Salaheldin: Diplomaside bir büyükelçi istişareler için çağırılmışsa, bunun anlamı gerçekten de istişareler için çağırıldığıdır. İkinci olarak bu, ev sahibi hükümete karşı duyulan memnuniyetsizliğin işaretidir. Türkiye’yle olan ilişkilerimizin ne kadar önemli olduğunu söylemeliyim; hala da çok önemlidir. Ama sokaktaki Mısırlılarla konuştuğunuz zaman Türkiye hakkında çok olumsuz bir imajın oluştuğunu göreceksiniz. Şu an Mısırlılar Türkiye’den gelen açıklamalar nedeniyle mutsuzdurlar. Bu açıklamalar yüzünden Türk mallarını boykot etme talepleri var. İş dünyası boykot baskısı altında. İlk defa böyle bir durum görüyorum.

Soru: Ankara’ya önümüzdeki günlerde dönmeyi umuyor musunuz?

Selaheldin: Ankara’ya dönmek için çalışıyorum. Gerçi büyükelçiler hükümetlerinin hizmetkarlarıdırlar. Ve hükümet Türkiye’ye karşı halkının büyük baskısı altında.

Soru: Türkiye’den bir iyi niyet jesti mi bekliyorsunuz dönmek için?

Selaheldin: Tabii ki hükümet Ankara’dan bir iyi niyet jesti bekliyor. Bu çok yardımcı olurdu.”

Mısır’ın Kahire’de bekleyen Ankara Büyükelçisi’nin Mısır halkındaki olumsuz Türkiye imajının neden ve nasıl ortaya çıktığı sorusuna verdiği cevap, CHP heyetinin Kahire’de görüştüğümü, İhvan karşıtı olup da “3 Temmuz”a olumlu yaklaşan hemen bütün siyasi aktörlerin bakış açısını kristalize eder nitelikteydi:

“Türkiye 2013’te, 2011’in Ocak ayında yaptığının tam tersini yaptı. Ocak 2011’de Türkiye, Mısır devrimini selamlayan ilk ülkeler arasındaydı. O zaman Mısır ordusu devrimden yana olmuştu ama Türkiye o dönemde bunun bir darbe olup olmadığını tartışmadı bile. Eylül 2011’de Erdoğan Mısır’ı ziyaret etti ve Mısır ordusunu devrimde oynadığı rol münasebetiyle selamladı. Mısır halkı bu kez de Müslüman Kardeşler’e karşı ayaklandı. Mısır halkı bugün Türkiye’nin sadece Müslüman Kardeşler’den yana tutum aldığını düşünüyor.”

Selaheldin’e “Ordunun bahsettiğiniz aynı rolü 2011’de bir diktatöre, 2013’te ise seçilmiş bir cumhurbaşkanına karşı oynaması arasında hiç bir fark yok mu?” diye sordum. Şu cevabı verdi:

“2011’de halk sokağa indi ve özgür seçim istedi. 2013’te de halk sokağa indi ama bu kez seçilmiş cumhurbaşkanından halkın sesini dinlemesini, hükümeti değiştirmesini, halkın rızasını almadan yaptığı anayasayı değiştirmesini istedi. Hepsi bir tek şeyi istedi: Mursi’nin istifasını değil, erken seçimi. Mursi olumlu bakmadı çünkü popülarite ve meşruiyetini kaybettiğini biliyor ve kaybedeceğini görüyordu. 2011 ve 2013 birbirinin benzeri iki olaydı. Aradaki tek fark 2013’te Müslüman Kardeşler’in olmasıdır. Türkiye bütün Mısır halkının dostu olduğunu göstermelidir. Konu standartlarla ilgilidir. Burada 2011 ve 2013’teki aynı durumu farklı muameleye tabi tutan bir ülkeden söz ediyoruz.”

CHP heyetinin Kahire’deki temasları sırasında Ankara hükümeti hakkında karşılaştığı en önemli “şikayet” Başbakan Erdoğan’ın ülkedeki en yüksek ahlaki ve dini otorite olarak kabul edilen El Ezher Büyük İmamı Şeyh Ahmed Et-Tayyip hakkında, darbeyi onayladığı gerekçesiyle söyledikleriydi.

Kahire’de “3 Temmuz”u darbe olarak değil de “ordunun iç savaşı önlemek için Müslüman Kardeşler’e karşı yükselen halk hareketinin yanında yer alması” olarak gören siyasetçi ve geçici hükümet mensuplarının, Erdoğan’ın El Ezher Şeyhi hakkında sarf ettiği sözleri “hakaret” olarak nitelendirdiklerine ve Türkiye Başbakanı’nın özür dilemesini istediklerine tanık olduk.

Başbakan Erdoğan 25 Ağustos’ta doğu Karadeniz’deki Rize’de yaptığı bir konuşmada şunları söylemişti: “İlim adamlarının el pençe divan durup ‘Ferman buyurdunuz efendim’ dememesi lazım. Mısır’daki hadiselerde dünyanın en ünlü üniversitelerinden El Ezher’in şeyhini, orada darbecilerin ve darbenin yanında gördüğüm zaman hüsrana uğradım. Böyle bir şey olamaz. Sen nasıl Ezher’in şeyhi olup da, Ezher ulemasının başı olup da, darbeye alkış ve çanak tutarsın? Bu alkışlanabilir mi, buna evet denilebilir mi? Orada işte ilim bitmiştir. İlim derken o ilim adamı bitmiştir. Çünkü ilim ona müsaade etmez.”

CHP heyeti 11 Eylül’de El Ezher Şeyhi Et-Tayyip tarafından kabul edildi. Basına kapalı yapılan görüşmede Şeyh’in Erdoğan’ın sözlerine aşağıdaki yapıcı ve ılımlı tepkiyi verdiğini öğrendik:

“Mısır’da olanlar Mısır halkının çoğunluğunun desteği ve iradesiyle olmuştur. Ezher siyaset üstü bir kurumdur; dine ve insanlığa hizmet eder. Ezher bir olayla ilgili tutum takınacağı zaman bunu ulusal kimliğine binaen yapar, siyasi tutum takındığı için değil.

Türkiye-Mısır ilişkileri tarihi derinliği olan ilişkilerdir. Bazı siyasilerin siyasi atmosferdeki değişiklik nedeniyle yaptığı açıklamalar halklar arasındaki ilişkilere zarar veremez.”

CHP heyeti devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin kabinesinde “Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanı” olarak görev yapmış Dr. Amr Darrag ile aynı hükümette “Yerel Kalkınma Bakanlığı”nı üstlenmiş Mohamed Aly Bishr ile de görüştüler.

Görüşme sırasında Darrag, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın askeri müdahaleye karşı aldığı sert tutuma Mısır’da gösterilen tepki ve neticede ikili ilişkilerde ortaya çıkan kriz tablosunu tasvip etmediğini şu ifadelerle belirtti:

“Siyasi durum iki ülkede ne olursa olsun ilişkilerin iyi olması gerekir çünkü bu tüm bölgenin refah ve istikrarı için önemlidir. Mısır’da olanlardan mutlu olmadığımız gibi iki ülke arasındaki ilişkilerin kötü olmasından da mutlu olmayız.”

Kahire’de görüştüğümüz gazeteci ya da resmi sıfat taşıyan istisnasız bütün Türkler, halkın önemli bir kesiminde Türk hükümetinin 3 Temmuz’dan sonra aldığı tutum nedeniyle Türkiye’nin ciddi bir imaj sorunuyla karşı karşıya olunduğunu teyit ettiler.

Bize kalırsa, bu zemin kaybından en çok etkilenen Erdoğan’ın imajı.

Mübarek döneminde İsrail karşıtı politikalar ve ardından 2011 Ocak devrimine verdiği destekle “Mısır sokağı”nı kazandığı var sayılan Türkiye Başbakanı hakkındaki çoğunluk duygusunu şimdi ancak “Erdoğan karşıtlığı” olarak nitelendirebiliriz ki bu da Ortadoğu’da “sokak politikası”yla kazanılan zeminin aniden değişen şartlara bağlı olarak ne kadar kayganlaşabileceğini gösteriyor.

Join hundreds of Middle East professionals with Al-Monitor PRO.

Business and policy professionals use PRO to monitor the regional economy and improve their reports, memos and presentations. Try it for free and cancel anytime.

Free

The Middle East's Best Newsletters

Join over 50,000 readers who access our journalists dedicated newsletters, covering the top political, security, business and tech issues across the region each week.
Delivered straight to your inbox.

Free

What's included:
Our Expertise

Free newsletters available:

  • The Takeaway & Week in Review
  • Middle East Minute (AM)
  • Daily Briefing (PM)
  • Business & Tech Briefing
  • Security Briefing
  • Gulf Briefing
  • Israel Briefing
  • Palestine Briefing
  • Turkey Briefing
  • Iraq Briefing
Expert

Premium Membership

Join the Middle East's most notable experts for premium memos, trend reports, live video Q&A, and intimate in-person events, each detailing exclusive insights on business and geopolitical trends shaping the region.

$25.00 / month
billed annually

Become Member Start with 1-week free trial

We also offer team plans. Please send an email to pro.support@al-monitor.com and we'll onboard your team.

What's included:
Our Expertise AI-driven

Memos - premium analytical writing: actionable insights on markets and geopolitics.

Live Video Q&A - Hear from our top journalists and regional experts.

Special Events - Intimate in-person events with business & political VIPs.

Trend Reports - Deep dive analysis on market updates.

All premium Industry Newsletters - Monitor the Middle East's most important industries. Prioritize your target industries for weekly review:

  • Capital Markets & Private Equity
  • Venture Capital & Startups
  • Green Energy
  • Supply Chain
  • Sustainable Development
  • Leading Edge Technology
  • Oil & Gas
  • Real Estate & Construction
  • Banking

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial