Ana içeriğe atla

Turkey’s Post-Gezi Path toward Democratization

Türkiye'de rejim demokrasiye mi, faşizme mi evriliyor?
A demonstrator gestures as he stands behind burning barricades during a protest in the Tuzlucayir neighbourhood of Ankara September 9, 2013. Billed as a symbol of peace between two faiths, a new place of worship has turned Tuzlucayir, a poor suburb of Ankara, into a battleground and exposed wider sectarian tensions within Turkey. The project's blueprint envisages a Sunni mosque rising side by side with a new cemevi, or assembly house, to be used by Alevis, Turkey's biggest religious minority. But with its c

Mayıs ayında ilk önce İstanbul'da küçük bir parkta başlayan ve ardından dalga dalga bütün ülkeye yayılan Gezi protestolarından sonra Türkiye'de rejimin nereye doğru evrileceğine dair hararetli bir tartışma başladı. Bu protestoların ardından Türkiye'de hükumet giderek otoriter ve faşizan bazı yönelimlere mi girişecekti? Gezi protestoları bahane edilerek, zaten sorunlu olan bazı demokratik hak ve özgürlükler daha da fazla kısıtlanacak mıydı? Rejim otoriterleşirken Türkiye giderek Avrupa'dan ve Batıdan kopacak mıydı?

Bu sorular aylardan beri Türkiye'de pek çok entelektüelin kafasında bir yerlerde dolaşıyor ve meydana gelen her gelişmeye bu soruların cevaplarını bulma umuduyla bakıyoruz.

Gezi protestolarının hemen ardından ortaya çıkan tablo, oldukça ürkütücü ve kaygılandırıcı bir nitelikteydi. Protestolara karşı polis çok sert yöntemlerle ve orantısız güç kullanarak yanıt verdi. Polisin kullandığı bu orantısız güç nedeniyle beş gösterici hayatını kaybetti. Doğrudan doğruya göstericileri hedef alarak ateşlenen gaz kapsülleri onlarca göstericinin gözlerini kaybetmelerine neden oldu. Polisin barışçıl göstericiler karşısında bile gaz kullanması, yine göstericilerin sığındıkları kapalı alanların da yoğun gaz kullanımına sahne olması uluslararası insan hakları hukuku standartlarına göre işkence düzeyine ulaşan bir polis şiddeti ortaya koyuyordu. Polisin şiddeti bununla da sınırlı kalmadı. Gözaltına alınan pek çok gösterici, Emniyet müdürlüklerine götürülmeden önce gerek araçların içinde ve gerekse sokaklarda çok uzun süre dayak yediler.

Türkiye'de rejimin sertleşeceğine ilişkin işaretler sadece polisin aşırı güç kullanmasıyla da sınırlı değildi. Başbakan Erdoğan göstericilere gözdağı vermek için ard arda gerçekleştirdiği mitinglerde Gezi protestolarına destek veren işadamları ve sanatçıları açıkça tehdit etti, “hesap sorulacağını” söyledi.

Avrupa ülkeleri ve Avrupa Birliği kurumlarından gelen eleştiriler de hükumet tarafından çok sert ibarelerle geri çevrildi. Örneğin Almanya başbakanı Angela Merkel’in gezi protestolarına karşı Türkiye'nin tutumunu eleştiren sözleri, Türkiye'nin Avrupa Birliği’yle ilişkilerden sorumlu bakanı Egemen Bağış tarafından derhal terslenerek, Almanya'nın Türkiyeyi eleştirmek yerine kendi ülkesindeki ırkçılık sorunuyla uğraşması gerektiği söylendi. Aradan geçen zaman zarfından Bağış Almanaya’dan gelen eleştirilere giderek daha sert ve diplomatik nezaket kurallarını fazlasıyla zorlayan yanıtlar verdi. Bağış’ın, Almanya’nın Gezi protestoları nedeniyle Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle yürüttüğü müzakerelerin aksamasına yol açmasının ağır bedeli olacağını ima ettiği, “Merkel de (Eski Fransa Cumhurbaşkanı) Sarkozy ile balık tutmak istemiyorsa hesabını iyi yapmalı” sözleri iki ülke arasında diplomatik krize yol açtı.

Burada şu ana kadar sadece özetle belirttiğimiz bütün bu ve diğer gelişmeler, ister istemez yazının girişinde sıraladığımız sorulara yol açtı. Gezi protestolarının ardından rejimin baskıcı-faşizan bir yöne kayıp kaymayacağı açısından önem arz eden bazı alanlara bakıldığında, başlangıçta oluşan karamsar havanın değiştiğini söyleyebiliriz.

Türkiye’nin geçmişteki insan hakları karnesi de göz önüne alındığında işlerin ne kadar kötüye gideceğinin önemli göstergelerinden bir tanesi, polis tarafından gözaltına alınan kişilerin kapalı kapılar ardında nasıl bir muamele görecekleri idi. Bugüne kadar polis şiddetine ilişkin olarak iddia ve şikayetlerin gösteriler sırasında kullanılan şiddet ve Çevik Kuvvet polislerinin göstericileri polis merkezlerine götürürken dayak atmaları üzerinde odaklandığını görüyoruz. Yani, göstericilerden polis merkezlerinde kendilerinden “itiraf elde etmek” için bir işkence veya kötü muamele uygulandığına dair şikayetler gelmedi.

Gezi olaylarından sonra Hükümet tarafından yaygın olarak kullanılan dış kaynaklı komplo teorilerinin, Gezi protestolarına ilişkin soruşturmaları yürüten makamlar tarafından çok da itibar görmediği anlaşılıyor. Başbakan ve hükumet Gezi protestolarının uluslararası ve ulusal bazı gruplar tarafından planlandığını ve tahrik edildiğini iddia etmişleridi. Hükumete yakın televizyon kanallarında, protestoların Sırp sivil toplum örgütü OTPOR tarafından planlandığı iddia edilmişti. Bir cadı avını ima eden bu tür iddiaların popüler algıyı yönetmeye yönelik propaganda araçları olarak kullanıldığı ancak hukuk alanında bir karşılık bulmadığı görülüyor. Bu tür komplo teorileri ister istemez, acaba Türkiye'de gazetecilerin, yazarların, entelektüellerin hayali bağlarla protestoculara bağlandıkları geniş soruşturma ve kovuşturmalara mı uğrayabilecekleri sorusunu gündeme getirmişti. Geçtiğimiz günlerde meydana gelen bir gelişme bu tür kaygıları boşa çıkarmış gibi görünüyor. Başbakanın ve Ankara Büyük-şehir Belediye başkanı Melih Gökçek’in öfkeli ve tehditkar sözlerine muhatap olan tiyatro sanatçısı Mehmet Ali Alabora hakkında yapılan şikayetlerin soruşturulması savcılar tarafından reddedildi. Alabora Gezi protestolarını kışkırtan bir kişi olarak lanse edilmişti. Cumhuriyet savcıları Alabora’nın hükümeti hedef alan Gezi protestolarını destekleyen sözlerini ifade hürriyetinin bir parçası olarak değerlendirdi ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Yukarıda sözü edilen gelişmeler Türkiye'nin Gezi protestoları nedeniyle, bu protestolardan öncekinden daha az demokratik veya daha çok otoriter bir rejime sahip olmayacağı yönünde umut veriyor. Ayrıca, Gezi protestolarının hemen ardından hükumetin benimsediği Batı karşıtı söylem ve dilin de belirgin bir yumuşama içinde olduğu, AK Partinin yeniden Batıyla köprüler kurma arzusunda olduğu gözlemleniyor. AK Parti’nin Avrupa Birliğinin başkenti Brüksel’de bir temsilcilik ofisi açma girişimi bu yumuşamanın önemli işaretlerinden bir tanesi. Aynı şekilde hükumetin kendi politikalarını anlatabilmek için, kendisine yakın Star gazetesi altında bir İngilizce gazete (4) çıkarmayı planlaması, sadece mevcut İngilizce gazetelerin (Hurriyet Daily News ve Today’s Zaman) yayınlarından duyduğu rahatsızlığı değil, ama aynı zamanda İngilizce okuyan dünyada imajını düzeltmeyi de ne kadar önemsediğini gösteriyor.

Uzun zamandan beri hazırlıkları sürdürülen, Hristiyan azınlıkların durumundan, Kürt meselesine kadar pek çok konuda iyileştirici hükümler getirmesi beklenen “Demokrasi Paketi” de hükumetin “yumuşama” eğilimi içinde olduğunu gösteren önemli bir işaret olarak okunmalı.

Tabi bütün bu gelişmeler Türkiye'nin Gezi protestolarından öncekinden daha kötü bir duruma gitmeyeceğinin göstergeleri olarak okunmalı. Gerçekten demokratikleşip, mevcut kötü giden ve aksayan sorunların bir düzelme-iyileşme trendine girip girmeyeceğine ilişkin bir şeyler söylemek için ise önümüzdeki günlerde meydana gelecek gelişmelere dikkatle bakmak gerekiyor.

Join hundreds of Middle East professionals with Al-Monitor PRO.

Business and policy professionals use PRO to monitor the regional economy and improve their reports, memos and presentations. Try it for free and cancel anytime.

Free

The Middle East's Best Newsletters

Join over 50,000 readers who access our journalists dedicated newsletters, covering the top political, security, business and tech issues across the region each week.
Delivered straight to your inbox.

Free

What's included:
Our Expertise

Free newsletters available:

  • The Takeaway & Week in Review
  • Middle East Minute (AM)
  • Daily Briefing (PM)
  • Business & Tech Briefing
  • Security Briefing
  • Gulf Briefing
  • Israel Briefing
  • Palestine Briefing
  • Turkey Briefing
  • Iraq Briefing
Expert

Premium Membership

Join the Middle East's most notable experts for premium memos, trend reports, live video Q&A, and intimate in-person events, each detailing exclusive insights on business and geopolitical trends shaping the region.

$25.00 / month
billed annually

Become Member Start with 1-week free trial

We also offer team plans. Please send an email to pro.support@al-monitor.com and we'll onboard your team.

What's included:
Our Expertise AI-driven

Memos - premium analytical writing: actionable insights on markets and geopolitics.

Live Video Q&A - Hear from our top journalists and regional experts.

Special Events - Intimate in-person events with business & political VIPs.

Trend Reports - Deep dive analysis on market updates.

All premium Industry Newsletters - Monitor the Middle East's most important industries. Prioritize your target industries for weekly review:

  • Capital Markets & Private Equity
  • Venture Capital & Startups
  • Green Energy
  • Supply Chain
  • Sustainable Development
  • Leading Edge Technology
  • Oil & Gas
  • Real Estate & Construction
  • Banking

Already a Member? Sign in

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial