Ana içeriğe atla

Suriyeli Aleviler, Rejimle Muhalefet Arasında Bocalıyor

Suriye içinde ve dışında birçok yorumcu, Suriyeli Alevilerin Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın Baas rejimine destek verdiğini varsayıyor. Ancak gerçek durum, bundan çok daha karmaşık.
Smoke rises after what activists said was shelling by forces loyal to Syria's President Bashar al-Assad in the village of Dourit, in Latakia countryside August 17, 2013. Picture taken August 17, 2013. REUTERS/Khattab Abdulaa (SYRIA - Tags: POLITICS CIVIL UNREST TPX IMAGES OF THE DAY) - RTX12PMS

Suriye rejimi, laik Baasçı bir rejim olarak bilinir. Bu rejim, sosyalizm ve laiklikle aşılanmış Baasçı Arap milliyetçiliğiyle kutsanan, kucaklayıcı bir Suriye ulusal kimliği yaratmaya çalışmıştır. Rejim, bu kimliğin Suriye halkının tüm bileşenleri tarafından paylaşılmasını ve böylece Suriye’de geçmişte görülen mezhepsel bölünmelerin aşılmasını tasarlamıştır. Bu bölünmeler, özellikle Fransız Mandası zamanında Fransızların bir Alevi, bir de Dürzi devleti kurmasıyla baş göstermişti.

Merhum Cumhurbaşkanı Hafız Esad zamanında rejimin gücünü pekiştirmek için bel bağladığı başlıca unsur, orduda, güvenlik kurumlarında, bazı yönetim kademelerinde ve Baas Partisi içinde yer alan Alevilerdi. Ancak rejim, mezhepler konusunda son derece hassas davranır ve Sünnilerin çoğunluk olduğu gerçeğini dikkate alırdı. Dahası Hafız Esad, Suriye’de en yaygın dini mezhep olan Şafiiliğe mensup olduğunu söylerdi. Oğlu Beşar da, Şafii inanışına göre düzenlenen dini etkinliklere sık sık katılır.

Konuyu iyi bilen Lübnanlı bir kaynağın Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre Hafız Esad’ın annesi Nasa’nın ölümü üzerine Yüksek Şii İslam Konseyi Başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, cenaze namazını kıldırmak istemiş, ancak Esad ona annesinin Şafii bir Sünni olduğunu söylemiştir. Bazılarına göre Esad, dindarlık gösterisi yapıp Sünnilere hoş görünmeye çalışmıştır. Ancak yine de bu davranış, rejimin, partinin ve ailesinin laik yapısına rağmen Hafız Esad zamanında rejimin mezhepsel hassasiyetleri nasıl özenle dikkate aldığını göstermektedir.

Diğer bir Lübnanlı Şii kaynağın Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre Suriye’de mevcut krizin öncesindeki yıllarda Suriye makamları, Şii On İki İmam inanışını Suriye’deki Aleviler arasında yaymaya çalışan bazı Lübnanlı Şii din adamları üzerinde sıkı kontrol uygulamıştır. Bu tedbir de, rejimin mezhepsel hassasiyetlere ilişkin özenini ve aşırı uçtaki dini grupların yayılışını önleme konusunda gösterdiği büyük dikkati yansıtmaktadır.

Al-Monitor’a konuşan Alevi bir Suriyeli gazeteci ise rejimin, Alevilerle Sünniler arasında bir güç dengesi oluşturduğunu söylüyor. Buna göre Sünniler, cumhurbaşkanlığı hariç resmi makamların ve bakanlıkların çoğunu alırken Aleviler, ordu ve güvenlik birimlerindeki hassas makamları elinde tutar. Dahası Sünnilerin, Şam, Halep ve diğer bölgelerde ülke ekonomisinin hâkimi konumunda olduğunu belirtmek gerekir.

Öte yandan Suriyeli yazar Ali Melhem, El Hayat’ta yayımlanan makalesinde rejimle birlikte hareket eden Şebbiha gruplarında sadece Alevilerin yer almadığını, bu grupların büyük çoğunlukla Sünnilerden oluştuğunu yazmaktadır.

Alevilerin tarihsel, siyasi ve dini gerekçelerle ağırlıkla Esad rejimini desteklediği kabul edilse bile Suriye rejimine yüksek perdeden muhalefet eden, kayda değer bir Alevi kesim de mevcuttur.

Adının gizli kalması koşuluyla Al-Monitor’a konuşan İslamcı bir Suriyeli muhalif, Alevi mezhebine mensup birçok kişinin muhalif gruplarda yer aldığını belirtiyor. Bunların arasında tanınmış isimler de var. Örneğin, uzun zaman rejim tarafından hapiste tutulan, Suriye içindeki muhalefetin emektar siması Arif Dalila, hâlen hapishanede olan- muhalefete göre ise işkencede hayatını kaybetmiş olan- Abdül Aziz El Khair ve Suriye Devletini İnşa Hareketi Başkanı Luay Hüseyin. Yurt dışındaki Suriye muhalefetinin Alevi mensupları arasında ise Munzer Makus, Tevfik Donya, Habib Salih, Sündüs Süleyman ve Suriye Ulusal Koalisyonu’nun başka üyeleri yer almaktadır.

Sınırlı da olsa Alevilerin muhalefete katkı vermesine rağmen Suriyeli muhaliflerden Sadık Abdülrahman, El Cumhuriye’de yayımlanan makalesinde Suriye’nin açıkça mezhepsel boyutlu, karmaşık bir iç savaş evresine girdiğini yazmaktadır. Abdülrahman, “iç savaş” tabirinin bu ayaklanmanın devrim niteliğini ortadan kaldırmadığını öne sürmekte ve şöyle devam etmektedir: “Bu, artık ulusal bir devrim değildir, en azından Suriye milliyetçiliğinin ifade ettiği anlam kapsamında. Devrim, Suriye milliyetçiliği fikrini sollayıp geçmiş, bu fikrin kırılganlığını ve söylem zafiyetini gözler önüne sermiştir.”

Muhalefetin ortaya koyduğu genel performansı da eleştiren Abdülrahman, muhalefetin Suriye toplumunun kırılgan yapısına ve bölük pörçük Suriye ulusal söylemine dayandığını yazmaktadır. Abdülrahman’a göre yeni bir siyasal proje geliştirilmeli ve Suriye ulusal kimliği yeniden tanımlanmalıdır. Bunun için de rejimin mezhepsel hassasiyetleri dikkate alan veya bunlara tamamen göz yuman, laik ve çoğulcu söylemi terk edilmelidir.

Rejim, belki de Arap Baharı devrimleriyle birlikte özellikle kırsal Sünniler arasında artan teyakkuz halini gözden kaçırarak bu mezhepsel iç savaşa sürüklendi. Şunun altını çizelim ki rejimin “direniş ekseni” ile ittifak etmesine neden olan dış ve stratejik etmenlerin yanı sıra, tek parti yönetimine bağlı iç siyasi, ekonomik ve toplumsal etmenler, güvenlik birimlerinin baskısı, yolsuzluk ve Alevi bölgeler dâhil kırsal alanların ihmal edilmesi gibi unsurlar da bu savaşta etkili olmuştur. Cumhurbaşkanı Beşar Esad, bu olumsuz uygulama ve hataların bir kısmını kabul etmiştir.

Lazkiye’de yaşayan bir Alevi görevli, Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede Esad’ın sadece sözde Alevi olduğunu, Lazkiye vilayetinde durumun diğer tüm bölgelerden kötü olduğunu, vilayette tüm kurum ve yatırımların Esad’ın akrabaları tarafından ele geçirildiğini anlatıyor. Yolsuzluğa batan bazı kurumlara değinen bu kadın görevli, yolsuzluğun Suriye genelinde yaygın olduğunu, ancak bundan sadece bir mezhebin değil, tüm mezheplerden yozlaşmış insanları barındıran rejimin sorumlu olduğunu söylüyor. Ona göre şimdi tüm bunların faturasını Aleviler ödüyor.

Aynı görevli, ABD başta olmak üzere dış güçlerin bu çatışmayı mezhepsel bir savaşa dönüştürerek rejimi devirmeyi amaçladıklarını, böyle bir senaryo için sahnenin zaten hazır olmasından yararlandıklarını öne sürüyor. Mezhepçiliğin kök salmasına yardımcı olan kimi etmenlerin de olduğunu belirten kaynak, Suriye’de inşa edilen on binlerce yeni camiye dikkat çekip ülkede son 20 yılda yükselişe geçen Selefi ve İslamcı köktendinciliğe işaret ediyor.

Alevi görevli, Esad rejiminin düşmesi halinde Suriye’nin El Kaide’nin kontrolüne geçmesinden ve dolayısıyla ülkenin yıkılmasından korkuyor. Ona göre Esad’ı devirmek, ülkenin yıkılması anlamına gelecek ve topyekûn bir mezhep savaşına yol açacak.

Bu Alevi kadının hissiyatı, Suriye’de Aleviler arasında yaygın olan hissiyattır. Aleviler, rejimin içine battığı yolsuzluktan yakınmakta, ancak El Kaide ve Nusra Cephesi’nde vücut bulan köktendinci ve Selefi alternatiflerden yahut da Müslüman Kardeşler’in hâkim olacağı bir yönetimden korkmaktadır. Alevilere göre böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi, Suriye’nin yıkılmasına, kendilerinin de zulme ve katliamlara uğramasına, hâlihazırda Lazkiye kırsalında bazı köylerde olduğu gibi yerlerinden edilmelerine yol açacak.

Suriye’de Alevi nüfusunun oranına ilişkin farklı rakamlar mevcut olmakla birlikte bunlar, genelde yüzde 12 ile yüzde 15 arasında değişmektedir. Sünnilerin oranı ise yüzde 65 ile yüzde 70 arasındadır. Diğer azınlıklar da nüfusun yüzde 15-20’sini oluşturmaktadır. Alevilerin çoğu, Lazkiye’de ve Hama’yla Humus kırsalının bazı köylerinde yaşamaktadır. Bununla birlikte son 50 yıl boyunca önemli sayıda Alevi, ordu, polis ve devlet dairelerinde iş buldukları Şam’a göç etmiştir.

Not: Al-Monitor, koruma gereği gördüğü bazı durumlarda muhabirlerinin isimlerini saklı tutar. İsimsiz yayınlanan makaleler, farklı yazarlarca kaleme alınmış olabilir.

More from A correspondent in Damascus