Ana içeriğe atla

İş dünyasından Gezi intikamı

İş dünyasından Gezi intikamı
Koc Holding Chairman Mustafa Koc makes a speech during the opening ceremony of the 12th Istanbul Biennial September 15, 2011. The 12th Istanbul Biennial has been organised by the Istanbul Foundation for Culture and Arts (IKSV) and is sponsored by Koc Holding. The Istanbul Biennial will run until November 13. REUTERS/Murad Sezer (TURKEY - Tags: BUSINESS INDUSTRIAL SOCIETY ENTERTAINMENT) - RTR2RC15

24 Temmuz Çarşamba günü polis eşliğindeki Maliye Bakanlığı denetim ekipleri Türk özel sektörünün en büyük grubu olan Koç Holding’in enerji sektöründe faaliyet gösteren üç büyük şirketinin 9 ildeki ofislerine baskın düzenlediler.

TÜPRAŞ (Petrol arıtma), Opet (Akaryakıt dağıtım) ve Aygaz  (Sıvılaştırılmış petrol gazı dağıtımı) şirketlerine vergi ve kaçakçılık denetimi amacıyla yapıldığı haber verilen baskınlar sırasında şirketlerin evraklarına ve bilgisayarlarındaki verilerine el konularak inceleme başlatıldı.

TÜPRAŞ, Türkiye’nin en büyük sanayi şirketi. 2012’deki üretimden kaynaklanan satışları 20.8 milyar dolar olarak kaydedilmişti.

İstanbul sanayi Odası’nın her yıl ilk 500 şirket arasında Aygaz da 10’ncu sırada yer alıyor. Bu şirketin 2012’deki üretimden kaynaklanan satışları 2,44 milyar dolar seviyesinde.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız baskınlardan bir gün sonra yaptığı açıklamada, “Maliye Bakanlığı’nın yürüttüğü vergi denetimlerinin rutin bir uygulama olduğunu” söyledi.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı da “TÜPRAŞ akaryakıtın büyük tedarikçilerinden biri. Bu alanlara yapılan denetimin çok doğal olduğu kanısındayım” dedi.

Şimdi bu metni buraya kadar okuyanlar sorabilir; “Madem bu bakanlara göre her şey çok doğal ve rutin, o halde bu olay Al-Monitor için neden bir haber ve yorum konusu oluyor?” diye...

Cevap basit; çünkü durum rutin ve doğal değil.

Durum, Türkiye’de yerli ve yabancı sermaye yatırımlarının hukuk sisteminin güvencesi altında olmayıp, siyasi erkin keyfi ve cezalandırıcı mahiyetteki örtülü operasyonları karşısında korumasız olmasıyla ilgilidir.

Piyasalar da “durum rutin ve doğal” diyen bakanlara inanmamış olacaklar ki baskınları izleyen gün, Koç Grubu’nun İstanbul Borsası’ndaki bütün şirketleri değer kaybetti. TÜPRAŞ günü yüzde 3,05, Aygaz yüzde 2,63 kayıpla kapattı.

14 halka açık şirketiyle borsadaki en büyüklerden olan Koç Grubu’nun bir günlük zararının 1,8 milyar TL (930 milyon dolar) olduğu hesaplanıyor.

İstanbul Borsası’nda yatırımcıların Koç şirketlerine yapılan baskınlara, holdingin kağıtlarını satmak yönünde verdiği tepki, Türkiye’nin en büyük medya grubu Doğan’a 2008 ve onu izleyen yıllarda yapıldığı gibi, Koç’un da Erdoğan iktidarı tarafından siyasi hedef alınarak ağır vergi usulsüzlüğü cezalarıyla yıpratılacağı ve küçülmeye zorlanacağı beklentisinden kaynaklanıyor.

Koç’a baskınların rutin ve doğal olmayıp, Taksim’deki Gezi Parkı’na komşu, gruba ait Divan Oteli’nin protestolar sırasında polisin attığı göz yaşartıcı gaz bombalarından kaçan göstericileri her defasında sığınmak üzere kabul etmesine misilleme olarak düzenlendiği kanaati tüm kamuoyunda yaygın.

Vicdanı olan herkes, polis şiddetinden ve göz yaşartıcı gazdan kaçanlara, bu nedenlerle yaralanan insanlara tarafsız olan bütün kuruluşların tamamen insanı nedenlerle kapılarını açması gerektiğinde hem fikir. Konuya insani değil de marka imajı açısından bakıldığında, “kapılarını kapayan” bir Divan Oteli’nin değerinden çok şey yitireceği de öngörülebilirdi. 

Koç Grubu’na iktidar misillemesi yapıldığı kanaatinin ardında ise bizatihi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarında birkaç kez Koç Grubu’nu ve Divan Oteli’ni “göstericilere yataklık yapmakla” suçlaması yatıyor.

Mesela Erdoğan 29 Haziran’da partisinin Meclis grubu toplantısında şunları söylemişti:

“Diyorlar ki ‘Polis otele saldırdı’. Durup dururken saldırmadı. O meydanlarda polisle çatışanlar oraya gitti. Oranın sahipleri de onlara güzel bir ev sahipliği yaptı. Oranın peşinden polis oraya girdi. Biliyorsunuz yasalarda yataklık etmek de suçtur. Bu bir yataklık etme suçudur aslında.”

Başbakan Erdoğan’ın öfkesinin, kendisini iktidardan devirmek için komplo kurmakla itham ettiği “yüksek faiz lobisi”yle ilişkilendirdiği bazı sermaye gruplarını ve bankaları hedef aldığı hatırlarda. Erdoğan 9 Haziran’da Adana’dan Ankara’ya dönüşünde havaalanından şehir merkezine yol alırken 6 yerde durup kendisini desteklemek için toplanan kalabalıklara hepsi de TV’lerde canlı yayımlanan konuşmalar yapmış ve bunların birinde şunları söylemişti:

“Ben diyorum ki faiz lobisine de haddini bildirmeniz gerekir. Onun için yapmanız gerekenler var. Bu yıl en çok parayı kimler kazandı? Faiz lobisi kazandı. Bunların musluğunu siz keseceksiniz. Ne zaman ki faizler düşmeye başladı bu beyler rahatsız oldu. Şimdi millet olarak bunlara dersini verme zamanı. Devletin bankaları var onlardan istifade edersiniz. Bana isim verdirmeyin onları biliyorsunuz.”

Yol üzerindeki bir başka konuşmasında Erdoğan, “(Faiz lobisini) oluşturan bir banka, iki banka, üç banka, kim varsa hepsi için aynı şeyi söylüyorum. Siz ki bize karşı böyle bir mücadeleyi başlattınız, bunun bedelini ağır ödeyeceksiniz. (...) Senin spekülatörlüğünü yakaladığımız anda ümüğünü sıkarız. Kim olursan ol ümüğünü sıkarız” demişti.

Koç Grubu’na yönelen operasyon işte bu öfkenin lafta kalmayıp, fiile geçmekte olduğunun habercisi...

Taraf gazetesi 27 Temmuz’da ilginç detaylar yayımladı.

Maliye Bakanlığı’nın Koç’un üç şirketine polis eşliğinde girmesinin tartışmalı yönüne dikkat çeken gazete, bakanlığın bu yöntemi sadece hayali ihracatçı, uyuşturucu kaçakçısı ve terör örgütleri söz konusu olduğunda kullandığının altını çizdi.

Burada Türkiye’nin en büyük sanayi grubuna karşı bir itibarsızlaştırma amacının güdüldüğü hissediliyor.

Gazete, operasyonun, grubun ithalat ve üretimde vergi kaçırdığına dair iddialar içeren bir ihbar mektubu üzerine başlatıldığı bilgisini verdi.

Gazetenin 26 haziran tarihli haberinde de Koç Grubu’na yönelik incelemelerin en az altı ay, en çok da bir yıl süreceği kaydedildi. İnceleme sonucunda Koç Grubu’nun enerji alanındaki lisanslarının iptali ile yüksek miktarda vergi cezasına çarptırılması söz konusu olabilecek. 

Taraf, bu durumu Koç Grubu’nun 2014’teki yerel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri boyunca inceleme altında kalacağını gösterdiğini vurguladı.

Bunun ise Koç’un başının üzerinde sallanan bir Demokles kılıcı anlamına geldiği açık.

Benzer bir vergi denetimi sonucunda, Erdoğan’ın yayın politikasından hoşlanmadığı ve 2008’de halkı açıkça gazetelerini boykot etmeye çağırdığı Doğan Medya Grubu da 2009’da toplamı 4,82 milyar TL’yi (2,5 milyar dolar) bulan görülmemiş vergi usulsüzlüğü cezalarına çarptırılmış, takip eden süreçte grup iki gazete ve bir TV kanalını satmak suretiyle küçülmek zorunda bırakılmıştı.

Doğan da Koç gibi sektöründeki en büyük gruptu. En büyüğü hedef alarak tüm grupları sindirmek Erdoğan’ın başarıyla uyguladığı bir taktik.

Türkiye’nin en büyük 10 firmasından beşi Koç Grubu bünyesinde.

Koç Grubu şirketlerinin ortakları arasında LG Electronics (Arçelik), Ford Motor Co. (Ford Otosan), UniCredit Group (Yapı Kredi Bankası) Fiat Auto Spa( Tofaş Türk Otomobil Fabrikası) gibi dünya devleri var.

Yazıyı ekonomi yazarı Uğur Gürses’in 26 Haziran tarihli aynı konuyla ilgili yazısın final paragraflarını alıntılayarak bitiriyorum:

“Bu cadı avı tablosu Türkiye’yi üçüncü sınıf bir ekonomi olmaya doğru itiyor. Bu tablodan ne finans merkezi çıkar ne de ihtiyacımız olan doğrudan yatırımları çekecek bir ülke tablosu.

Dışarıdan kaynaklanan borsa düşüşünü içerideki protestolara bağlayarak cadı avına girişen, bununla tüm aracı kuruluşları fişleyen, siyasal otoriteden farklı düşünen ya da karşı duran kişi, şirket ya da bankalara karşı her türlü aracı, en başta vergi denetimini silah gibi kullanmaktan çekinmeyen ülkenin görüntüsüdür bu, üçüncü sınıf ekonomi görüntüsü.”

More from Kadri Gürsel