Ana içeriğe atla

Halep’te Silahlı Asilerle Sivil Muhalifleri Ayıran Çatlak

Halep’te güçlerini sağlamlaştıran radikal silahlı gruplar, şehrin sivil muhalefetini bir yana itmiş durumda.
A general view shows damaged buildings at Karm al-Jabal neighborhood of Aleppo, an area controlled by the Free Syrian Army fighters, June 20, 2013.  REUTERS/George Ourfalian (SYRIA - Tags: POLITICS CIVIL UNREST) - RTX10V7U

HALEP— Suriye’de sivil aktivistler ile silahlı devrimciler arasındaki çatlak, ayaklanmanın başlamasından bu yana hiç olmadığı kadar büyüdü ve bundan sonra da ancak daha kötüye gider. Bunun sayısız sebebi var, ancak en önemlisi iki tarafın beklentilerinde, yani ayaklanmadan umulan kazanımların niteliğinde yatıyor.

Sivil aktivistler, zorba yönetimin devrilmesini, laik, sivil ve demokratik bir toplumun kurulmasını ummuştu. Silaha sarılanlar için ise esasen çok yönlü bir mücadele söz konusuydu. Bağlı oldukları silahlı gruba göre bu mücadele sınıfsal, mezhepsel veya tamamen çıkar amaçlıydı.

Ülke çapındaki sivil aktivistlerin başlıca belirleyici özelliği, mezhepçiliği karlılıkla reddetmeleri, adalet ve özgürlük gibi yüce ideallere bağlı olmalarıydı. Bukalemun gibi renk değiştiren silahlı gruplar ise, başta “göstericileri korumak” için silaha sarıldıklarını söylerken ilerleyen süreçte uyguladıkları şiddeti, rejimin şiddetine tepki olarak meşrulaştırdılar. Bu gruplar, baştan beri gizli gündemlere sahip olduysa bunu hem toplumdan hem de medyadan gizlemek için özen gösterdiler. Asıl amaçlarına dair kaygı verici bazı işaretler olduysa da kimi Arap medya kuruluşları bunun örtbas edilmesinde şüphesiz ki aktif iş birliği yaptı.

Ayaklanmanın ilerleyen aşamalarında bazı gruplar, bölgesel ve dış güçlerden eğitim ve silah almaya başlayınca farklı gündemlere yöneldi. Bu gündemler, genelde silah ve parayı verenler tarafından dikte edildi. Artık hiçbir şeyi umursamaz hale gelen bu silahlı gruplar, bağrından doğup, sayesinde meşruiyet kazandıkları halk ayaklanmasını aşıp devrime tamamen egemen olmaya yöneldi. Bunu yaparken de aslında devrimi öldürüp onu açıkça mezhepsel boyutları olan bir iç savaşa dönüştürdüler. Rejime destek verip vermemelerine bakılmaksızın Şii ve Alevilerin bilinçli olarak hedef alınması bunu açıkça ortaya koydu.

Silahlı örgütlerin en korkunçlarından, yani İslamcılardan, Cihatçılardan ve El Kaide bağlantılı gruplardan bahsetmeye gerek bile yok. Onların amacı, Suriye’yi Taliban modelinde bir din devletine dönüştürmekten başka bir şey değildi. Bu gruplar, “Şeriat hukukuna” göre adalet dağıtan dini mahkemelerini kurdu bile. Örneğin, Halep’te kurulan ve adına “Hai’aa Şeriat” denen mahkeme, her konuya bakıyor; cinayet ve tecavüzden tutun da içki içme ve şort giyme gibi “ahlak” suçlarına kadar. Ne yazık ki yerel halkın bazı kesimleri, şehirde kol gezen kanunsuzluk karşısında bu uygulamayı tercih ediyor ve böylece söz konusu örgütlerin daha ılımlı gruplar karşısında zemin ve destek kazanmasına yardımcı oluyor. Bu örgütler, ayrıca halka yardım dağıtıyor ve özel mülkiyeti yağmalamadıklarına dair itibarları söz konusu. Kamu malı veya devlete ait mülklerin yağmalanması ise problem değil. Özetleyecek olursak, sivil aktivistler toplumu dönüştürmeyi hedeflerken, silahlı gruplar sadece topluma hükmeden zalimin kimliğini değiştirme peşindeydi.

Sivil ve silahlı taraflar arasında en çarpıcı farklardan biri, silahlı grupların “Amaca giden her yol mubahtır.” düsturunu fütursuzca kullanarak diledikleri her şeyi yapmalarıydı. Buna evlerin ve iş yerlerinin yağmalanması, yargısız infazlar, fidye amacıyla adam kaçırmalar, bombalı araçların patlatılması ve sivil bölgelerin ayrım gözetmeksizin ateşe tutulması da dâhil.

Sivil muhalefetin yarasına tuz basarcasına bu gruplar, Muhammed El Halid ile Abdullah Yasin gibi Halep’in tanınmış muhalif ve medya aktivistlerinden birkaçını işkenceden geçirip öldürdü. El Halid ve Yasin, çeşitli isyancı grupları açıkça eleştirmeye ve bunların hırsızlıklarını ortaya dökmeye başladıktan sonra susturuldu. Cinayetlerin kimler tarafından işlendiği çok iyi biliniyor. Aradan aylar geçmesine rağmen bu kişiler, hâlâ serbest ve rejim karşıtı “iyilik mücadelesinde” savaşmaya devam ediyorlar.

Anlatmaya çalıştığım ortamı daha kişisel bir örnekle resmedeyim. Yılların aktivisti, dostum Mustafa Karman, Halep’in Bustan El Kasr semtinde bir gösteriye açılan top ateşi sonucu trajik bir şekilde hayatını kaybetti. Neredeyse her gün o semte giden Mustafa, muhtaçlara yardım dağıtır, gösteriler organize eder ya da uzun zamandır aklında olan, bölgenin göç mağduru ve fakir çocukları için bir okul açma projesi üzerine çalışırdı. Okul açılmak üzereyken öldürüldü. Okula ölümünden sonra onun adı verildi.

Pek bilinmez ama Mustafa Şii’ydi ve her iki tarafın da hedefinde olduğuna dair acı acı şakalar yapardı. Muhalif bir aktivist olduğu için rejimin hasmıydı, sırf mezhebi yüzünden ise isyancıların. Bu ikilem Mustafa için o denli tehlikeli bir hâl almıştı ki ülkeyi terk etmeyi planlıyordu. Ne acıdır ki bu plânını hayata geçirmeye az bir süre kala öldürüldü.

Mustafa silahlı gruplardan zerre kadar hazzetmezdi. Zira bunlar, kurtarılmış bölgelerde sivil toplumun çalışmalarına hiçbir şekilde yardım etmedikleri gibi, etkinlikleri zayıflar kaygısıyla bu çabaları bazen doğrudan engeller veya aksatırdı. Onların gözünde nüfuz ve güç, insanlara yapılan yardımlardan değil, silahların namlusundan gelirdi.

Birçok aktivist, silahlı gruplara gidip konuşarak ya da yalvararak onları ikna etmeyi denedi. Sivillerin hayatını tehlikeye atmamak için onları belli bölgelerden çıkmak için razı etmeye, bu bölgelerde şöyle ya da böyle sivil bir yönetimin kurulmasının neden gerekli olduğunu anlatmaya çalıştılar. Bu çabaya girişen herkes hüsrana uğradı. Arkadaşlardan biri bana şöyle demişti: “Durum tamamen umutsuz. Bu insanlarla konuşarak anlaşmak mümkün değil.”

Yorulmak bilmeyen, kendini adamış aktivistler içinde tanıdığım bir diğeri de Ebu Muhammed’di. İsyancılar Halep’e saldırmadan önce, bu orta yaşlı aktivistle birlikte yardım çalışmaları yapardık. Arabamla El Sikari Mahallesi’ne gider onu alırdım, o da yerinden edilmiş insanlara yardım dağıtmamız için bizi o çevrede dolaştırırdı. Tüm aileleri tek tek tanır, her ailenin neye ihtiyaç duyduğunu bilir ve mesela şöyle derdi: “Şu kadın tek başına yaşıyor ve yetimlere bakıyor. Ona bebek bezi ve mama götürmemiz lazım. Şu aile yerde uyuyor, şilteye ihtiyaçları var.”

İsyancılar, Halep’e saldırıp El Sikari’ye girince doğruca revire ve sağlık ocağına gidip ilaçlarla araç gereci yağmaladılar. Ebu Muhammed onları durdurmaya çalıştı, “Bu malzemeler buradaki insanlar için, bunlara ihtiyaçları var.” diye bağırdı. İsyancılar ise “Bunlar artık bizim.” diye cevap verdi. Bu olaydan kısa bir süre sonra bağlantımız koptuğu için Ebu Muhammed’in ne halde olduğunu bilmiyorum. Bildiğim tek şey, isyancılar semti ele geçirdikten sonra rejim güçleri orayı top ateşine tuttu. Bu esnada Ebu Muhammed’in de evi yıkıldı, böylece o da isyancılar tarafından “kurtarılan” bölgede mağdurlar kervanına katılmış oldu.

Ancak yaşadıklarım arasında belki de en kaygı verici olay, kısa bir süre önce epeydir haber alamadığım bir kadın aktivistten gelen üzücü mesajdı. Mesaj şöyle diyordu: “Akol’da açlık çeken yüzlerce aile var. Eğer yardım edebilirsen ya da yardım edebilecek birini tanıyorsan, bunların hemen gıda yardımına ihtiyacı var.” Halep’in isyancılar tarafından kontrol edilen bölgelerine artık gitmiyorum. Zira ana geçiş noktaları, keskin nişancıların bulunduğu tehlikeli alanlar haline gelmiş durumda. Ben de şöyle cevap verdim: “Bir dakika, o bölge isyancıların elinde değil miydi? Türkiye’de üslenen değişik gruplardan büyük miktarda yardım geldiğini duymuştum.” Arkadaşımın yanıtıysa şöyle oldu: “Evet, isyancı bölgelerine çok miktarda yardımın geldiği doğru. Ancak onlar bu yardımları satıp parasıyla silah satın alıyorlar.” O anda kafam berraklaştı. Üzerinde “Yardımdır, parayla satılamaz.” damgası taşıyan çeşitli Türk ürünlerinin pazarda ucuza satıldığını görmüştüm. Demek ki isyancılar Halep’teki “başarı” listelerine artık toplu açlık maddesini de ekleyebilirler.

Sivil ve silahlı gruplar arasındaki çatlak işte böyle derinleştikçe derinleşti. Çok sayıda aktivist, yokuş yukarı beyhude bir mücadele yürüttükleri, taşkın bir nehre samandan set çekmeye çalıştıkları hissine kapıldı. Birçoğu hayal kırıklığına uğrayıp usandı, bazısı ise çabalamaktan tamamen vazgeçip ülkeyi terk etti. Aktivistlerin çoğu, en hafif deyimiyle, silahlı gruplar tarafından aldatılmış ve kullanılmış hissediyor.

Edward Dark imzası, Halep’te yaşayan bir Suriyelinin kullandığı mahlastır. Kendisi Twitter’da @edwardedark adresinden takip edilebilir.