Ana içeriğe atla

Filistin Sanayi Bölgeleri: Yanılsama Mı, Gerçek Kalkınma Mı?

Filistin Yönetimi, Batı Şeria'da sanayi siteleri kurma projesini sürdürürken, bu yaklaşımı eleştirenler, projelerin ekonomik büyüme yanılsaması yaratıp İsrail işgalini pekiştireceğini iddia ediyor.
A Palestinian worker organizes containers of green wheat, also know as Freekeh, that are meant for export, at a factory in the West Bank village of Ajja village near Jenin August 25, 2009. The economy of the West Bank and Gaza is forecast by the World Bank to grow by 5 percent this year, 6.5 percent in 2010 and 7.5 percent in 2011. Picture taken August 25, 2009. To match feature PALESTINIANS/ECONOMY 
REUTERS/Mohamad Torokman (WEST BANK POLITICS BUSINESS FOOD) - RTR27574

RAMALLAH, Batı Şeria-- Filistin Yönetimi ve uluslararası bağışçılar, Batı Şeria'da sanayi siteleri inşa etme plânlarını kararlılıkla sürdürüyor. Projelere karşı çıkanlar ise bu yaklaşımla Filistin'in gerçek anlamda kalkınmasına ket vurulacağını ve Filistinlilerin yaşamı üzerindeki İsrail kontrolünün tehlikeli bir şekilde pekişeceğini iddia ediyor.

İşgal edilmiş Filistin topraklarında sanayi siteleri kurma fikri, Filistin Yönetimi'nin 1990'ların başında kurulmasından hemen sonra ortaya çıkmıştı. Bugün, işgal altındaki Batı Şeria'da Beytüllahim, Eriha ve Cenin yakınlarında üç sanayi bölgesinin inşaatı devam ediyor.

Fransız, Japon, Türk ve Alman bağışçılar tarafından finanse edilen siteler, "ekonomik barış" olarak bilinen kalkınma modelinin bir parçası. Bu yaklaşıma göre Filistinlilerin ekonomik refahının artması, Filistin-İsrail barışı için gereken koşulları hazırlayacak.

Filistin Yönetimi'nin sanayi sitelerinden sorumlu birimi Filistin Sanayi Mülkler ve Serbest Bölge Kurumu’nun (PIEFZA) pazarlama müdürü Nidal El Cabari konuya ilişkin şöyle diyor: "Ulusal amacımız, iş olanaklarının yaratılması ve ekonomik bağımsızlığın sağlanması yoluyla Filistin halkını desteklemek ve Filistin ekonomisini güçlendirmektir. Kısaca, amaç geleceği inşa etmektir. Bu bizim büyük hayalimizdir.”

Ramallah'taki ofisinden Al-Monitor'ün sorularını yanıtlayan Cabari, Batı Şeria'daki sanayi sitelerinin, 20 bin kadar kişiye doğrudan, 10 bin kadar kişiye de dolaylı olarak iş imkânı sağlayacağını ve can çekişen Filistin ekonomisinin ayağa kaldırılmasına katkı sağlayacağını belirtti.

PIEFZA’nın görevi, yabancı kalkınma şirketlerini sanayi sitelerine çekmek ve yabancı bağışçıların desteğiyle siteler dışında alt yapı çalışmalarına yardımcı olmak. Sanayi sitelerinin ihracat odaklı olduğunu vurgulayan Cabari, başlıca amacın Filistinli ve yabancı yatırımcıları Batı Şeria’ya çekmek olduğunu belirtiyor.

Sitelerin önündeki en büyük engelin İsrail'in Batı Şeria'da mal ve iş gücü hareketleriyle ihracata uyguladığı kısıtlamalar olduğunu belirten Cabari şöyle devam ediyor: "Burada iki seçeneğimiz var: Birincisi oturup ağlamak, ikincisi ise mevcut şartlarda elimizden gelenin en iyisini yapmaktır."

Filistin Yönetimi, kurulduğundan bu yana İsrail hükümeti ve uluslararası bağışçılarla birlikte “ekonomik barış” fikrini savunuyor. Sanayi siteleri de bu kalkınma modelinin içinde yer alıyor. Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas, en son Ürdün'de mayıs sonunda gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu'nda uluslararası yatırımcılara bu yönde bir çağrı yaptı.

Abbas konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "İsrail bizim kendi toprağımızdan ve doğal kaynaklarımızdan faydalanmamıza engel oluyor. Ancak Filistin, turizm, tarım, sanayi, bilgi teknolojileri, enerji üretimi, petrol, doğal gaz ve potasyum gibi alanlarda umut vadeden fırsatlar ve geniş ufuklar sunuyor."

Aynı toplantıda konuşan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Filistin Yönetimi'ne 4 miyar dolarlık bir ekonomik yardım paketini açıkladı. Kerry, bu yatırımın Filistin gayri safi yurt içi hasılasını üç yılda yüzde 50 oranında arttıracağını, yeni iş imkânları yaratıp çalışma ücretlerini yükselteceğini, turizm ve tarım sektörlerini güçlendireceğini belirtti.

Kerry, şöyle devam etti: "Hem İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hem de Başkan Abbas'ın bu projeyi desteklediğini açıklamaktan mutluluk duyuyorum. Şunu biliyorum ki nasıl iyi bir iş insanlara haysiyet kazandırıyorsa, kendi ayakları üzerinde durabilen, işleyen ve büyüyen ekonomiler de uluslara gurur kazandırır. Bu, geleceğin inşasında bize yardımcı olacak."

Ancak birçok kişi, sanayi bölgelerinin- ve “ekonomik barış” modelinin tamamının- Filistin'de sadece bir kalkınma yanılsaması yarattığını ve İsrail işgalini hoyratça pekiştirdiğini düşünüyor.

Eriha'daki Japon destekli Tarım-Sanayi Sitesi üzerine bir çalışma yapmış olan Filistin düşünce kuruluşu El Şabaka'nın program direktörü Alaa Tartir eleştirilerini şöyle dile getiriyor: "Ekonomik barış fikri, siyasi sorunlara ekonomik çözümler üretmekten ibaret. Tarihsel verilerle sahadaki gerçekler, bu modelin kısa vadede başarılı olabildiğini, ancak uzun vadede son derece çarpık sonuçlara yol açtığını gösteriyor. Bu model, Filistin’de yaşamın ve ekonominin bozulmasına yol açar ve işgali sona erdirmek yerine işgali normalleştirir."

Tartir, Filistin’de sağlam bir ekonomik temel ve üretim tabanı inşa etmek için sanayi sitelerinin gerekli olduğunu, ancak mevcut yaklaşımın "temelden sorunlu olduğunu" söylüyor. Tartir’e göre hâlihazırdaki siteler, uluslararası bağışçıların kendi gündemleri doğrultusunda oluşuyor. Filistinliler ne mülkiyet hakkı ne de hesap verme yükümlülüğüne sahipken İsrail, işgalci güç olarak üretim ve ihracatın tüm boyutları üzerinde kontrolünü sürdürüyor.

Tartir şöyle devam ediyor: "Bu siteler işgale ya da sömürgeleşmeye karşı değil, sömürgeciyle sömürülen arasında ekonomik barış dayatmak için kuruluyor. Ekonomik verimlilik ve kârdan bahsetmekle ya da başka teknik söylemlerle gerçeklerin üstü örtülemez."

Elektronik İntifada haber portalının eylül 2012’de yayımladığı özel haber, sanayi sitelerinin çok daha sorunlu bir yönünü ortaya çıkardı. Portalın ele geçirdiği bir sözleşme, Filistin Yönetimi’nin Cenin'deki sanayi sitesinin kontrolünü tamamen bir Türk şirketine vermeyi kabul ettiğini gösterdi.

Habere göre sözleşmede şu ifadeler yer almış: "Filistin Yönetimi, sanayi bölgesinin dokunulmazlığını tanır ve bölgenin iç güvenliğinin yalnızca kalkınma şirketinin kendi denetiminde olacağını kabul eder. Filistin Yönetimi’nin hiçbir yetkilisi veya vekili yahut da yerel yönetim, yargı, yürütme ve yasamadan kaynaklanan herhangi bir kamusal yetkiye sahip hiçbir kişi, herhangi bir görev ifa etmek üzere bu bölgeye giremez. PIEFZA çalışanları ve ifa ettikleri görevler, sitenin sorunsuz faaliyet göstermesi için gerekli olan yetkililer hariç tutulur.”

PIEFZA yetkilisi Cabari bu iddiaları yalanlıyor. Cabari, sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren şirketlerin "mutlak bir yetkiye" sahip olmadığını, bunların "Filistin kanunları gereğince çalışacağını" vurguluyor. Ne var ki bu tür açıklamalar, herkesi ikna etmeye yeterli değil.

Ramallah merkezli Bisan Araştırma ve Kalkınma Merkezi'nin program direktörü İtiraf Remavi, yabancı şirketlere tanınan yetkinin son derece kaygı verici olduğunu zira sanayi bölgelerinde çalıştırılacak kişilerin Filistinli olacağına dair herhangi bir güvencenin bulunmadığını,  işçilerin çalışma koşulları konusunda da herhangi bir koruma mekanizmasının olmadığını belirtiyor.

Remavi ayrıca, sitelerin telafi edilemez çevresel zararlar vereceğini ve Filistin'in en değerli doğal kaynağı olan verimli tarım arazilerini heba edeceğini söylüyor. Yerel çiftçilerin Cenin'deki sanayi bölgesine bu nedenle şiddetle karşı çıktığını belirten Remavi, şöyle devam ediyor: "Eğer kendi kendine yetmeye dayalı bir model kurmak ve verimli olmak istiyorsak bu model, tarım üzerine inşa edilmelidir. Biz bir tarım toplumuyuz." Remavi, yerel tüketime dönük mal üretiminin ve küçük ölçekli çiftçiyi desteklemenin de bu bağlamda kritik öneme sahip olduğunu vurguluyor.

Remavi, sözlerini bir öneri ve uyarıyla tamamlıyor: "Oslo Anlaşması’nın sınırları dışında bir şeylerin düşünülmesi gerekir. Geleceğimiz için daha iyi bir kalkınma planı üzerinde kapsamlı bir toplumsal tartışmaya ihtiyacımız var. Filistin Yönetimi'nin yaklaşımını değiştirmeye yanaşmaması beni hayal kırıklığına uğratıyor. İşgal altındaki Filistinlileri özgürleştirecek siyaset bu mudur? Hayır! Bu yaklaşımla ulusal öncelikler, şahsi önceliklerle karışıp kaybolacak." 

More from Jillian Kestler-D'Amours

Recommended Articles