Ana içeriğe atla

Rusya Kimyasal Silah İddialarına Neden İnanmıyor?

Rusya’nın Suriye’de kimyasal silah kullanıldığına neden inanmadığını anlatan Fyodor Lukyanov, bu yöndeki iddiaları, tırmandırma amaçlı yürütülen enformasyon savaşının bir parçası olarak değerlendiriyor.
A general view shows Khan al-Assal area near the northern city of Aleppo, near the site where forces loyal to Syria's President Bashar al-Assad say was Tuesday's chemical weapon attack March 23, 2013. The United Nations said on Thursday it would investigate Syria's allegations that rebel forces used chemical weapons in an attack near Aleppo, but Western countries sought a probe of all claims concerning the use of such banned arms. The deaths of 26 people in that rocket attack became the focus of competing c

 

Şam’ın isyancılara karşı kimyasal silah kullanmış olabileceği iddiaları ABD ve İsrail’de konuşulmaya başlanınca Moskova’da alarm zilleri çaldı. Böyle bir durumun savaş nedeni sayılacağı daha önce ABD Başkanı Barack Obama tarafından açıklanmıştı. Rusları anında saran şüphe, Suriye’de büyük çaplı bir müdahaleye zemin hazırlamak için bir kampanyanın tezgâhlandığı yönündeydi.

Günümüzde uluslararası ilişkilerin sorunu, bir bilginin ilgili tüm taraflarca güvenilir kabul edilmesini sağlayacak bir doğrulama mekanizmasının olmayışı. Soğuk Savaş’ın kontrollü sisteminde de haliyle provokasyon alanları vardı. Ancak o zaman dünya düzeninin tepesinde oturan iki süper güç, öncellikle kendi iradeleri dışında hiçbir şeyin olmaması için gerekeni yapardı. İkincisi de, beceriksizce çevrilen kumpasların göze alınamaz bir bedeli, yani nükleer savaş, olabileceğini bilirlerdi. Yüksek nükleer caydırıcılık koşullarında, gerçek tehditleri ve kontrollü tırmandırma tekniklerini hemen ve her zaman tespit edebilme gereği söz konusuydu.

Günümüzde ise ne böyle bir hassasiyet ne de böyle bir çalışma mekanizması var.

Askeri-siyasi ve ideolojik düğümler artık işe yaramıyor. Yerel çatışmaların küresel savaşa dönüşmesi riski nerdeyse yok. Nükleer silahlar hala caydırıcı bir işlev görse de, bu silahlar atık çatışmaların önlenmesi için bir vasıta değil. Aksine, belli ülkeler bu silahları içişlerine karışılmasına karşı bir güvence olarak kullanılıyor. Küresel bilgi şeffaflığı ve her konuda görünüşte var olan veri bolluğu, süreçler hakkında karşılıklı anlayışı artırmak yerine, paradoksal olarak süreçleri manipüle etme aracına dönüşmüştür.

Rusya’da çok rağbet gören araştırma alanlarından biri enformasyon savaşlarıdır. Güç kullanımı yönünde kamuoyunda yoğun yönlendirme yapılması günümüzde askeri harekâtların artık ayrılmaz unsuru olarak görülüyor. Genelde her şeyi tetikleyen bir sıçrama noktası vardır. Örneğin, Ocak 1999’da Rachak kasabasında meydana gelen ve Sırp polisinin üstüne atılan katliam, ya da Irak’ta kitlesel imha silahı bulunduğuna dair güya var olan kanıtlar, ya da Libya’da sivillere karşı yoğun hava saldırıları yapıldığına dair haberler.

Tüm bunlar haber olarak medyada yer aldı ve belli bir imge oluşturdu. Bu imge sonra çığırından çıkarak yürüdü gitti ve neticede müdahale için “ahlaki yükümlülüğü” doğurdu. Baştaki gerekçenin aslında temelsiz olduğu çoğu zaman sonradan ortaya çıkar. Irak’taki silahlar masalını zikretmeye bile gerek yok. Yugoslavya ve Libya’daki savaşlara zemin hazırlayan olaylar ise hala bağımsız olarak teyit edilmiş değil.

Bunun da ötesinde, herkesçe tanınan BM yetkisiyle görev yapan bağımsız gözlemcilik kurumu da yıpranmakta, BM’nin Soğuk Savaş’tan bu yana karşı karşıya kaldığı dönüşüm ve tufanlar bu kurumun güvenirliliğini zedelemektedir. BM, ya kendisinden yaptırım talep edilmeden baypas edilmiş ya da verdiği yetkiler keyfi olarak yorumlanmıştır. Irak’taki BM denetçileri ve Yugoslavya’daki AGİT gözlemcilerine gelince, bunların hangi açıdan daha etkili oldukları tartışılır: Savaşın engellenmesinde mi yoksa tam tersine savaşın çıkmasında mı?

Bu bağlamda, İsrail ve ABD istihbaratına dayanan ve Suriye’de kimyasal silah kullanıldığını iddia eden haberler, Moskova’da doğal olarak tırmandırma yönünde bir adım olarak algılanıyor. Şüphesiz, bu bilginin ne kadar doğru olduğu BM himayesinde bağımsız ve güvenilir bir komisyonun yapacağı denetimle tespit edilmeli.

Ancak komisyonun üyeleri üzerinde uzlaşmaya varılsa bile- ki bu hiç de basit değil- geçmiş tecrübeler genelde şunu göstermektedir ki oyuna dâhil olan gözlemciler, gerçeği aydınlatmaktan çok manipülasyon ve enformasyon savaşlarını kızıştırmaktadır.

Diğer yandan, eğer ilgili ülke uluslararası denetim kurumlarının yanlı tutumundan çekindiği için veya kendi egemenlik anlayışlı gereği bu kurumlarla işbirliği yapmayı reddederse, bu nerdeyse otomatik olarak bir şeylerin saklandığının işareti sayılmaktadır.

Yakın tarihte Saddam Hüseyin’in bile bile yapmaya çalıştığı ölümcül blöfün örneği var. Saddam, elinde bir şey olmadığını çok iyi bildiği halde, ikircikli davranarak işi ciddiye bindirdi ve hem denetçilerle hem de ABD ve İran’la oyun oynadı. Sonuç herkesçe bilindiğine göre, umarız ki bölgedeki diğer liderler ders almıştır.

Kimyasal silah senaryosunun sürmesi, Suriye muhalefeti ve bölgesel patronları için öncelikli öneme sahip. Senaryo devam ederse, Suriye çıkmazının arka planında birbirine doğru yaklaşıyor gibi görünen Rusya ve Batı tekrar büyük bir ayrışmanın içine girebilir. Moskova, Esad’ın kimyasal silah kullanabileceğine inanmıyor. Moskova’ya göre, Esad belasını arayan bir deli değil.

Dolayısıyla, kimyasal silah iddialarının ortaya çıkması Moskova’da oyunu tersine çevirme çabası olarak görülüyor. Moskova’ya göre amaç, konuyu siyasi ve diplomatik zeminden çekerek tekrar askeri ve zorlama zeminine taşımak.

Üstelik hiçbir ülkede- Avrupa, Türkiye ve ABD buna dâhil- Suriye savaşına müdahale yönünde gerçek bir irade ortaya çıkmış değil. Gittikçe İslamcıların hâkimiyetine giren muhalefete destek vermenin ne kadar yarar sağlayacağı sorusu ise tereddütleri artırıyor.

Boston’daki patlamalar, Batı ile olan din zeminli psikolojik uyuşmazlığın hala sürdüğünü ve en beklenmedik biçimlerde kendini gösterdiğini bir daha hatırlatmış oldu.

Dolayısıyla, tavır sertleştirmek için oluşmakta olan bahane, düğümü çözmeye yardımcı olmayacağı gibi ilave siyasi zorluklar da doğurmaktadır.

Konu kendi kendine sönüp gitmezse- ki bu da imkânsız değil- Moskova’nın geniş kapsamlı ve tarafsız bir araştırma talep etmesi, aksi halde öne sürülen bilgilerin doğruluğunu kabul etmemesi bekleniyor. En büyük sorun ise kimyasal silah kullanıldığına dair verilerin teyit edilmesi halinde baş gösterir. Böyle bir durum herkesi geri dönülmez kararlar verme zorunluluğuyla baş başa bırakır.

Ancak şu anda bütün bu hikâye daha çok bir enformasyon savaşı saldırısına benzemektedir.

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial